Ana sayfa Haberler Rüzgar ve Gün...

Rüzgar ve Güneş Enerjisinden Elektrik Üretim Payı 3 Kat Arttı

YENADER BAŞKANI PROF. DR. KEREM ALKİN‘DEN YENİLENEBİLİR ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

02.08.2021 – 2020 yılında rüzgar ve güneş yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi 9.4’lük artış göstererek, Türkiye’nin elektrik üretiminin % 12’sini oluşturdu. Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında her geçen gün daha da ilerlediğini belirten Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği (YENADER) Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, yenilenebilir enerji alanında yaşanan gelişmeler sevindirici olsa da, Türkiye’nin olağanüstü potansiyeli dikkate alındığında, Avrupa’da ilk 3’e, dünyada ilk 5’e oynayabileceğini vurguladı. 

Ülkeler hızla temiz enerji kaynaklarına geçişe yönelirken, küresel enerji sektörü de köklü bir değişimden geçiyor. Kesintisiz ve güvenilir enerji tedariki ülkelerin temel politikalarından biri haline geliyor.

Fosil yakıtlardan sağlanan enerji güvenliğinin uluslararası alanda gelecek açısından yeni bir risk alanı olarak artık daha fazla tanımlanıyor olması, temiz ve yenilenebilir enerjiye geçişi ivmelendiren gerekçelerin başını oluşturuyor.

YÜZDE 9,4’LÜK ARTIŞ  

2020 yılında rüzgar ve güneş enerjisi kaynaklarından elektrik üretimi, Türkiye’nin elektrik üretiminin % 12’sini oluşturdu. Rüzgar ve güneşten elektrik üretiminde yaşanan 9.4’lük artış, dünya ortalamasının üzerinde ve ABD’de gerçekleşen artış oranlarına kıyasla oldukça yüksek olarak gerçekleşti.

Dünya’nın rüzgar ve güneş enerjisi üretim payını son beş yılda ikiye katlandığını belirten Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği (YENADER) Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin: “Bu durum Türkiye ile kıyaslandığında, ülkemizde rüzgar ve güneş enerjisi üretim payının %4’ten %12’ye çıkarak üç kat olarak gerçekleştiği görülüyor” dedi.

“FOSİL GAZ ÜRETİMİNDEKİ ARTIŞ KÖMÜR ÜRETİMİNİ GERİDE BIRAKTI” 

Türkiye’nin kömür üretiminin birbirini takip eden iki yıl boyunca düştüğü görülüyor. İki yıl boyunca gerçekleşen durgun elektrik talebi ve her geçen gün artan rüzgar ve güneş enerjisi üretiminin kömürden sağlanan elektrik üretimini azalttığını söyleyen Prof. Dr. Kerem Alkin, açıklamalarına şu şekilde devam etti:

“Kömürden elektrik üretiminde yaşanan 7 TWh’lik düşüş, son iki yılda elektrik talebindeki artışın geçici olarak durmasıyla gerçekleşirken, 2020’de talep sadece %0,6 arttı. Ayrıca 2020’de fosil gaz üretimindeki artış da kömür üretiminin geride kalmasına neden oldu. Türkiye’nin Karadeniz’deki gaz hamlesi de, yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlar da Türkiye’nin enerji alanında dışa bağımlılığını hızla azaltacak ve Türkiye’yi cari fazla veren ülke konumuna getirecek.”

SON ON YILDA REKOR SEVİYELER 

IRENA’nın yayınladığı Temiz Enerji Geçişlerinin Güvenliği Temmuz 2021 raporuna göre, 2030’a kadar olan dönemde temiz enerji geçişleri, büyük ölçüde elektrik üretimi için değişken yenilenebilir kaynaklara dayanacak. Son on yılda rüzgar ve güneş fotovoltaik (PV) enerji üretimindeki önemli maliyet düşüşleri, rekor düzeydeki genişleme seviyelerinin temelini oluşturuyor. 2020’de Solar PV kapasitesi 135 gigawatt (GW) ve rüzgar kapasitesi 114 GW ile, Covid-19 pandemisi kaynaklı küresel elektrik talebi azaltırken bile arttı. Net Sıfır Yol Haritası, yenilenebilir enerji dağıtımı ve enerji güvenliği için önemli yararlar sağlıyor.

 

IEA Başkanı Fatih Birol: Jeotermal ve Hidroelektrik Enerjiye Daha Fazla Sahip Çıkmalıyız

04.06.2021 – Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği (YENADER) tarafından düzenlenen “Dünya’da Yeni Ekonomik Düzen, İklim Krizi ve Yenilenebilir Enerjinin Önemi” başlıklı zirvesinde konuşan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol yenilenebilir enerji denince akla ilk güneş ve rüzgarın geldiğini belirterek “İki yenilenebilir enerji türü olan jeotermal ve hidroelektrik enerjiye haksızlık  ediyoruz” dedi. 

Zirvede yaptığı konuşmada yeni tip korona virüs salgını sürecinde, enerji sektöründe direnen tek enerji türünün yenilenebilir enerji olduğuna işaret eden Birol, enerji türlerinin tümünün salgın sürecinden etkilendiğini, yenilenebilir enerjide ise tüketimin artış gösterdiğini dile getirdi.

JEOTERMAL VE HİDROELEKTRİK ENERJİYE HAKSIZLIK EDİYORUZ

Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği (YENADER) tarafından düzenlenen zirvede konuşan Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol yenilenebilir enerji denilince akla rüzgar ve güneşin geldiğini, ancak iki yenilenebilir enerji türünün daha olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: “Onlara haksızlık ediyoruz. Bunlardan biri jeotermal enerji, diğeri hidroelektrik. Jeotermal enerji, elektrik üretiminde, ısıtmada ve sanayide kullanılabilen, teknolojik gelişmesini tamamlamış, maliyetleri son derece düşük olan bir tür ama bunun hakkında fazla yazılıp çizilmiyor. Hidroelektriği de unutuyoruz. Şu an itibarıyla dünyaya bakınca çok konuştuğumuz güneş ve rüzgarın toplam elektrik üretiminde payı yüzde 9, hidroelektriğin ise tek başına yüzde 17. İki misli ama biraz öksüz gibi. Hidroelektrik ve jeotermal enerji yeteri kadar gündeme gelmiyor. Belki birçok batı ülkesinde potansiyel hemen hemen tamamlandığı için gündeme gelmiyor olabilir. Bu haziranda sırf hidroelektriğe adanmış bir yayın yapacağız.”

2020 YILINDA DEVREYE GİREN İLAVE KAPASİTENİN YÜZDE 90’INI YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLI 

Geçen yıl dünyada devreye giren yeni ilave kapasitenin yüzde 90’ının yenilenebilir enerji kaynaklı olduğunu belirterek sözüne devam eden Birol, “Yatırımcılar neredeyse yenilenebilir enerjiden başka bir şey inşa etmemişler. Bu sene de beklentimiz hiç farklı değil. Özellikle güneşte ve rüzgarda maliyetlerde büyük düşüşler var. Biz geçen sene itibarıyla güneşin dünya elektrik sektörünün yeni kralı olduğunu söyledik ve son raporumuzda açıkladıklarımız bunu teyit etti” dedi.

Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği Hakkında:

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması ve geliştirilmesine katkı sağlamak, enerji verimliliği hakkında bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştirmek, doğal çevrenin korunması, yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli, yaygın kullanımı ve ülke ekonomisine katkısı konusunda kamuoyu oluşturmak amacıyla kurulan sivil toplum kuruluşudur. Yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteren ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği geliştirmeyi ve  kalkınma deneyimlerini bu ülkelerdeki kurum ve kuruluşlarla her düzlem de paylaşmayı amaçlayan Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, üniversiteler, araştırma ve geliştirme kuruluşları vb. bilimsel kurumlar ile diyalog kurularak yenilenebilir enerjinin bilimsel gerekliliği konusunda işbirliği ortamı oluşturmak ve yenilenebilir enerjiden elektrik üretmenin ekonomiye ve bireylere olan olumlu etkileri yönünde halk kitlelerini bilgilendirmek önceliğidir.

Avrupa Yeşil Düzen Planı Şirketlere Hangi Zorunlulukları Getiriyor?

02.02.2021 – Avrupa Birliği’nde üye ülkeleri hatta Türkiye’yi de yakından ilgilendiren ‘Avrupa Yeşil Düzen Planı’ (Green Deal), enerji kullanımı, çiftçilik, barınma, ulaşım, ticaret ve diplomasi alanında kökten değişiklikleri içeriyor. Ülkelerin karbon ayak izine göre karbon sınır vergisi gibi dış ticaret ve uluslararası yatırım ve finansman politikalarında yapılacak yeni yasalar çerçevesinde, Türkiye’nin izleyeceği yol büyük önem taşıyor.

Türkiye’de yapılan yenilenebilir enerji çalışmalarının, ‘Avrupa Yeşil Düzen Planı’ kapsamında diğer ülkelere bir adım önde olmasına yardımcı olacağı konusunda görüş bildiren Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, ‘Avrupa Yeşil Düzen Planı’ ve ülkemize olası etkileri ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu:

Küresel iklimin ortaya çıkarttığı olumsuz etkiler ile tüm dünya mücadele ederken, bir yandan da küresel iklime neden olan karbon emisyonları azaltmaya yönelik önlem çalışmaları da devam ediyor. Avrupa Birliği tarafından ilk kez 2019 yılında tanıtımı yapılan ‘Avrupa Yeşil Düzen Planı’ (Green Deal), 2050 yılına kadar iklim açısından karbon nötr olma hedefini içeriyor.

KARBONSUZ EKONOMİK BÜYÜME İÇİN YOL HARİTASI

Karbon temelli ekonomik büyüme yerine enerji ve materyal verimli, döngüsel ekonomiyi esas alan karbonsuz bir ekonomik büyüme modeli geliştirme amacı taşıyan ‘Avrupa Yeşil Düzeni Planı’, enerji kullanımı, çiftçilik, barınma, ulaşım, ticaret ve diplomasi alanında kökten değişiklikleri içeriyor. Karbon nötr olma açısından uzun süreli hedefleri ile bir yol haritası olma özelliği de taşıyan anlaşma kapsamında yasaların hazırlanması, hayata geçirilmesi ve gereken bütçelerin hazırlanması için AB bakanları ve Avrupa Parlamentosu Milletvekilleri konu üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

AVRUPA YEŞİL DÜZEN PLANI ÜLKEMİZ İÇİN DE DİKKATE ALINMASI GEREKEN KURALLARI İÇERİYOR

Avrupa Birliği’ne bağlı üyelerin yanı sıra ticaret, diplomasi, ulaşım gibi konularda küresel bir etkiye sahip olduğunu belirten Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği – YENADER Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin“Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından açıklanan uzun soluklu yol haritası olan ‘Avrupa Yeşil Düzeni Planı’nı diğer stratejik çalışmalardan ayıran en önemli noktalardan birisi de tüm dünyayı etkileyecek bir çalışma olması. Avrupa Birliği üye ülkelerinin sorumlu olduğu kurallar nedeniyle uluslararası rekabette dezavantajlı duruma düşmemesi amacıyla, dış ticaret ve uluslararası yatırım ve finansman politikalarında büyük değişiklikleri öngörüyor. Özellikle Avrupa Birliği üye ülkelerinin başka ülkelerle yapacağı serbest ticaret anlaşması gibi liberalleşmeye yönelik anlaşmalar için aday partner ülkenin Paris Anlaşması’nı “onaylama ve etkin bir şekilde uygulaması” ön şartını getirmesi, Avrupa Birliği’ne ihracat yapan ülkelerin ürünlerine de karbon ayak izine göre karbon sınır vergisinin uygulanacak olması ülkemizdeki yapılacak çalışmaları da etkileyecek” diye konuştu.

“KARBON SINIR VERGİSİNE KARŞI ÜRETİM GÖZDEN GEÇİRİLMELİ”

Özellikle Avrupa Birliği ile yapılacak ticari anlaşmalarda ve ihracat sürecinde Türkiye’nin mutlaka üretim süreçlerini yeniden gözden geçirmesinin gerektiğinin altını çizen YENADER Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin“Türkiye’nin halihazırda AB ile Gümrük Birliği ortaklığı mevcut ancak gündemde bu ortaklığın güncellenmesi gerekiyor. Öte yandan ülkelerden gelen ürünlerde ülkenin karbon ayak izine göre karbon sınır vergisi uygulasını da içeren anlaşma, Türkiye’deki üretim süreçlerinin de yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor” dedi.

YENİLENEBİLİR ENERJİ ÇALIŞMALARI TÜRKİYE’Yİ AVANTAJLI HALE GETİRİYOR

Türkiye’nin sürdürülebilir bir gelecek politikasında önemli yere sahip olan yenilenebilir enerji çalışmalarının ‘Avrupa Yeşil Düzeni Planı’nı ile uyumlu olduğunu belirten Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği – YENADER Başkan Yardımcısı Ali Karaduman; “Türkiye’de son dönemde artış gösteren yenilenebilir enerji alanındaki çalışmalar, üreticiler içinde büyük öneme sahip. Özellikle ülkelerin karbon ayak izine göre karbon sınır vergisi uygulanması açısından Türkiye avantajlı konumda. Hindistan ve Çin gibi ülkelere göre karbon ayak izinin düşük olması, yenilenebilir enerji çalışmalarının her geçen gün artması, Avrupa Birliği ülkelerine daha kolay ihracat yapılmasına böylece ülke ekonomisinin de kalkınmasına katkı sağlayacaktır” diye konuştu.

 

Tam Bağımsız ve Milli Ekonominin En Önemli Adımı Yenilenebilir Enerji

TÜRKİYE’NİN YENİLENEBİLİR ENERJİ HAMLESİ, TÜRKİYE’Yİ ENERJİ İHRACATÇISI BİR KONUMA TAŞIYARAK, ULUSLARARASI FİYATLANDIRMADA BELİRLEYİCİ EKSEN YAPACAK

11.09.2020 – Dünyanın önemli jeopolitik noktalarından biri olan Türkiye, yenilenebilir enerji atağı ile milli ve tam bağımsız ekonomi sürecini de başarıyla yürütüyor. Rüzgar, güneş, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynak üretimine yatırım yapan Türkiye, aynı zamanda ürettiği enerji ile de ithal enerji tüketimini azaltırken, enerji ihracatı yapan ülke olarak yükselişini sürdürüyor.

Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, ‘bilgi gücü’, ‘enerji gücü’ ve ‘savunma gücü’ boyutunda yapacağı hamleler ile Türkiye’nin yeni güç merkezi olarak konumunu perçinleyeceğini söyleyerek, yenilenebilir enerji üretimi ile cari açığın kapanırken, enerjide kendi kendine yetebilen ülke olma özelliği ile dünyada yükselen yıldız olacağını belirtiyor.

Asya ve Avrupa kıtalarını birleştiren Türkiye, tüm dünyada çok önemli jeopolitik bir yere sahip. Uluslararası ticaretin dünyaya açılan kapısı olma özelliği de taşıyan Türkiye, aynı zamanda yer altı ve yer üstü yenilenebilir enerji kaynakları ile de küresel sistemdeki yükselişini sürdürüyor.

Enerji alanında yenilenebilir enerji, hidrokarbon imkanlarına dayalı enerji ve nükleer enerji alanlarında kendi teknolojisini üreten ve zenginleştirilmiş, çeşitlendirilmiş bir enerji arz güvenliği stratejisi üzerinde proje ve başarılarını kanıtlayan Türkiye, Avrasya’nın yeni ekseni ve yeni güç merkezi olarak konumunu perçinliyor.

“YÜKSELEN YILDIZ OLMAK İÇİN ENERJİDE KENDİ KENDİNE YETEN ÜLKE OLMAK ÖNEMLİ”

Bir ülkenin dünya ekonomi-politiğinde iddiası ‘tam bağımsız’ bir ‘milli ekonomi’ inşasını başarıyla yürütmesi ve bunu ‘sürdürülebilir’ kılmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, “Dünyanın ekonomi, diplomasi, teknoloji, üretim ve küresel ticaret ‘güç’ merkezi konumundaki ülkelerin bütünü, bu alandaki başarılarının temeli olan iki alanı asla ihmal etmemişlerdir; bunlardan ilki enerjide kendi kendine yetebilen ülke olma becerisi; ikincisi ise savunma ve milli güvenlik alanında kendi kendine yetebilen ülke olma becerisi. Uluslararası pek çok kurum tarafından gerçekleştirilen 2030 yılına yönelik projeksiyonlar, dünyanın önde gelen ülkelerine yönelik ilk 10 sıralamasında artık tek bir Avrupa ülkesinin kalacağına; gelişmekte olan ülkeler coğrafyasından, Asya’da 3, Avrasya’da 2, Afrika ve Latin Amerika’da ise birer ülkenin dünyanın önde gelen ilk 10 ekonomisi arasında yer alacaklarına işaret etmekte. Küresel güç sıralamasındaki bu değişimin ülkeler açısından sacayaklarını ise bilgi, enerji ve savunma alanında ‘kendi kendine yetebilen ülke’ olma özelliği şekillendirecek, perçinleyecek” diye konuştu.

YENİLENEBİLİR ENERJİ İLE TAM BAĞIMSIZ MİLLİ EKONOMİ GÜÇLENİYOR

Karadeniz’deki doğalgaz havzasında bulunan 320 milyar metreküplük rezervin keşfedilmesi ile birlikte ‘tam bağımsız’ bir ‘milli ekonomi’ kavramını daha da büyüten Türkiye, yenilenebilir enerji alanında yapılan yatırımlar ile de yeni jeopolitik dengelerde enerjinin rolünün önemini gözler önüne seriyor. Türkiye’de açıklanan 2020 yılı Ağustos Ayı sonu itibariyle elektrik enerjisi piyasası raporuna göre; Yenilenebilir enerji üretimi Aralık 2019’da %43,94 iken Ağustos 2020 sonu itibariyle %47,9’ a yükseldi. Bu artışın içerisinde jeotermal enerji üretimi Aralık 2019’da %2,73 iken Ağustos 2020 sonu itibariyle %3,09, Rüzgar enerji üretimi ise Aralık 2019’da %7,20 iken Ağustos 2020 sonu itibariyle %8,41 ’e yükseldi.

Rapora göre milli ve yerli enerji üretimine dair diğer veriler ise şu şekilde; Ağustos 2020 sonu itibariyle jeotermal üretimi 6.152 GWh ile toplam enerji üretiminin %3,1 ’ini oluştururken,  Rüzgar üretimi 16.744 GWh ile toplam enerji üretiminin %8,4’ünü, Hidrolik üretimi 60.768 GWh ile toplam enerji üretiminin %30,5’ini oluşturuyor. Elektrik üretimindeki son kapasitenin ise raporda şu şekilde açıklandığı görülüyor: Jeotermal santrallerinin toplam kurulu gücü 1.515 MW, santral sayısı ise 54 iken, Rüzgar santrallerinin toplam kurulu gücü 7.965 MW ve santral sayısı 281’dir.

Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği Hakkında:

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması ve geliştirilmesine katkı sağlamak, enerji verimliliği hakkında bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştirmek, doğal çevrenin korunması, yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli, yaygın kullanımı ve ülke ekonomisine katkısı konusunda kamuoyu oluşturmak amacıyla kurulan sivil toplum kuruluşudur. Yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteren ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği geliştirmeyi ve  kalkınma deneyimlerini bu ülkelerdeki kurum ve kuruluşlarla her düzlem de paylaşmayı amaçlayan Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, üniversiteler, araştırma ve geliştirme kuruluşları vb. bilimsel kurumlar ile diyalog kurularak yenilenebilir enerjinin bilimsel gerekliliği konusunda işbirliği ortamı oluşturmak ve yenilenebilir enerjiden elektrik üretmenin ekonomiye ve bireylere olan olumlu etkileri yönünde halk kitlelerini bilgilendirmek önceliğidir.