Ana sayfa Haberler Şirket Haberleri Deloitte: Y v...

Deloitte: Y ve Z Kuşakları İşletmelere Daha Az Güveniyorlar, Daha Az Sadıklar

Deloitte’un araştırması,

Y kuşağının işletmelere olan güveninin ciddi şekilde sarsıldığını ve Endüstri 4.0’a kendilerini hazır hissetmediklerini ortaya koyuyor…

  • Y ve Z kuşakları işletmelere hem daha az sadıklar hem de duydukları güven artık daha az.
  • Şirketlerin niyetlerine ve ahlaki ilkelerine güven duymayan Y kuşağı, iş dünyası liderlerinin daha geniş bir çerçevede topluma ve gençlere faydalı olmalarını talep ediyor.
  • Sadakat oranları düştükçe çalışanları elde tutmanın anahtarı, çeşitlilik ve esnek çalışma/işe alım modellerinin arttığı bir sistem.
  • Y ve Z kuşakları kendilerini Endüstri 4.0’la gelecek değişimlere hazır hissetmiyor. Başarılı olabilmek için işletmelerin kişisel yeteneklerini geliştirme konusunda kendilerine yardımcı olmalarını istiyor.

İSTANBUL, 6 Haziran 2018 Deloitte’un 7. yaşına erişen Y kuşağı Raporu’na göre jeopolitik ve sosyal değişimlerin etkisi altında geride bıraktığımız 2017 yılı sonrasında Y ve Z kuşakları, iş dünyasının daha geniş bir çerçevede pozitif etkiler oluşturmasını talep ediyor. Bazı iş insanlarının sosyal meselelere el atmış olmalarına karşın, Y kuşağı halen işletmelerin niyetleri ve iş ahlaklarına şüpheyle yaklaşıyor.

Söz konusu araştırma, aralarında Türkiye’den 308 Y kuşağı temsilcisinin de yer aldığı 36 ülkeden toplam 10.445 katılımcıyla gerçekleştirildi. 2018 yılı raporuna göre Y kuşağının işletmelerin niyetleri ve ahlakına dair sahip olduğu genel görüş geçtiğimiz yıllardan farklı olarak tüm dünyada negatif yönde değişiyor ve son 4 yıldaki en düşük oranına iniyor. 36 ülkeden araştırmaya katılan Y kuşağı temsilcilerinin ancak yarısından azı işletmelerin ahlaki davrandığına inanıyor (2018 yılında %48. 2017 yılında ise %65 idi.). Türkiye de ise bu oranın, 2018’te de bir öndeki yıla benzer şekilde, %46 seviyesinde olduğu görülüyor.

Küresel bazda iş dünyası liderlerinin toplumsal gelişimde de rol oynadığını düşünenlerin oranı ise yine benzer şekilde geçtiğimiz seneye oranla düşüş göstererek %62’den %47’ye iniyor. Araştırma sonucuna göre bu konuda Türk katılımcıların da global katılımcılarla aynı fikirde olduğu görülüyor. (Türkiye’de oran 2018 yılı için %48 olarak ortaya çıkarken; 2017 oranı %63 idi).

Geride bıraktığımız 6 yıldaki araştırmalara benzer şekilde katılımcılar işletmelerin önceliklerinin yeni iş kolları açma, inovasyon, çalışanlarının hayatlarını ve kariyerlerini iyileştirmek olduğuna inanıyor. Ayrıca katılımcılar, işletmelerin bir diğer amacının toplumun geneline olumlu katkı sağlamak olduğunu düşünüyor. Ancak katılımcılara çalıştıkları şirketlerin hangi konulara odaklandıkları sorulduğunda, şirketlerinin önceliklerinin kâr elde etmek, verimlilik ve satış hacmini artırmak olduğu ve yukarıda bahsedilen inovasyon, yeni iş olanakları yaratma ve kariyer iyileştirme konularına çok daha az önem verdikleri belirtiliyor. Rapora göre Y kuşağı çalışanları öncelik verdikleri hususların hayata geçirilebilmesi yönünde şirketlerin kâr etmesi gerektiğinin farkında olduklarını söylemekle beraber; yine de şirketlerin finansal hedeflerin yanı sıra diğer amaçları gerçekleştirmeleri gerektiğini de ifade ediyorlar.

Deloitte Türkiye Kıdemli Ortağı ve Stratejik Planlama, İş Geliştirme ve Pazarlama Lideri Hasan Kılıç;” Y kuşağındaki algı değişikliği tüm iş insanları tarafından bir uyarı olarak ele alınmalı..”

Deloitte Türkiye Kıdemli Ortağı ve Stratejik Planlama, İş Geliştirme ve Pazarlama Lideri Hasan Kılıç Y Kuşağı Araştırması sonuçları ile ilgili değerlendirmesinde şunları belirtti; “Raporun da ortaya koyduğu gibi baş döndürücü bir hızla ortaya çıkan sosyal, teknolojik ve jeopolitik dönüşümler hem Y hem de Z kuşaklarının işletmelere karşı bakış açısında değişiklikler meydana getirdi. İş dünyası liderleri, toplumun geneline yapacakları katkıları göz ardı ederek, şirketlerinin ticari gündemine olması gerektiğinden fazla önem atfettiklerinde, bu durum Y kuşağı tarafından son derece rahatsız edici bulunuyor. Gençlerdeki bu hassasiyet ve bakış açısı değişikliği tüm iş insanları tarafından bir uyarı olarak ele alınmalı. Ayrıca, son dönemde bu kuşağın bir işletmede işe başlama yerine veya işe başlayıp kısa sürede ayrılarak kendi işini kurma tercihlerinin de arttığını dikkate almalıyız.”

Güven sorunu, iş dünyası liderleri için fırsatlar sunuyor…

Araştırmaya katılan ve hali hazırda çalışan Y kuşağı temsilcilerinin sadece %44’ü; Türkiye’den de %27’lik bir kısmı ‘iş liderlerinin topluma pozitif etkileri olduğunu belirtiyor. Olumsuz görünen bu tabloya rağmen katılımcıların %75’lik bir kısmı ekonomik, çevresel ve sosyal sorunların çözümü için yine de çokuluslu şirketlerin bir potansiyel taşıdıklarını ifade ediyor. Tüm bu bulgular, işletmelerin yeni iş kolları yaratmak ve kâr elde etmenin ötesinde, toplumsal meselelerle de iç içe olmak zorunda olduklarına işaret ediyor.

Y kuşağı çalışanlarını elde tutmanın anahtarı: Daha çok çeşitlilik sunmak, süreçlere daha fazla dahil etmek ve esneklik sağlamak

Raporda, Y kuşağı çalışanlarının Deloitte’un 2 yıl önce gerçekleştirdiği araştırmaya oranla işyerine bağlılık seviyelerinin de azaldığı görülüyor. Y kuşağının %43’ü iki yıl içerisinde çalıştıkları firmadan ayrılmak isterken; sadece %28’i şu an çalıştıkları firmada 5 yıl ve üzerinde bir süre için kalmak istiyor. Türkiye’de ise bu oranlar sırasıyla %50 ve %29.

Raporun ortaya koyduğu bir diğer sonuca göre ise Y kuşağı esnek çalışmayı tam zamanlı çalışmaya alternatif olarak görüyor. İşinden 2 yıl içerisinde ayrılmayı planlayanların %62’si esnek çalışma fırsatlarını tam zamanlı çalışmaya tercih ediyor.

Araştırmaya göre, Türkiye’de yaygın olarak benimsenmeyen esnek alışma biçimini tam zamanlı işlere alternatif olarak gören Y kuşağı %78 gibi şaşırtıcı derecede yüksek bir orana sahip.

İşletmelerin çalışanlarını nasıl elde tutabilecekleri sorusuna dair rapordan çıkan sonuçlar ise şöyle: Araştırmaya katılan hem Y hem de Z kuşakları iş yerinde tolerans, işe daha çok dâhil edilme, saygı görme ve farklı görüşlerin dile getirilebilmesine büyük önem veriyor. Maaş ve şirket kültürü bu jenerasyonları cezbederken, onları elde tutmanın yolları arasında çeşitlilik, işe dâhil etme ve esneklik kilit faktörler olarak öne çıkıyor.

Çeşitliliğin fazla olduğu üst yönetim ekibi ve yine çeşitliliğin yüksek olduğu işgücüne sahip şirketlerde çalışanların 5 yıl ve üzeri çalışmaya daha fazla yatkın olduğu görülüyor.

Y ve Z kuşakları Endüstri 4.0’a hem hazır değiller, hem de bunu işleri için bir tehdit olarak görüyorlar…

Rapora göre Y ve Z kuşakları Endüstri 4.0’ın çalışma alanlarını şekillendirme ve çalışanları sıkıcı ve rutin işlerden kurtararak, daha yaratıcı alanlara odaklanmalarını sağlama potansiyelinin son derece farkındalar ancak artan etkileri konusunda da endişeliler.

Çalışan Y kuşağının %17’si, Endüstri 4.0 uygulamalarının işlerini elinden alacağını düşünüyor. Türkiye’de ise bu endişe daha yoğun. Türkiye’den ankete katılan Y kuşağı temsilcilerinin %26’sı Endüstri 4.0 ile işlerinin tehdit altında olduğunu hissediyor.

Endüstri 4.0 konusunda kendisini hazır hissedenlerin oranı ise son derece düşük. Ankete katılan her 10 Y ve Z kuşağı temsilcisinden sadece 3’ü işlerinde başarılı olmak için gerekli Endüstri 4.0 yetkinliklerine sahip olduğunu düşünüyor. Ayrıca her iki jenerasyon da bu yeteneklerini geliştirmek için ağırlıklı olarak şirketlerine güveniyor. Türkiye’de yetenek geliştirme anlamında şirketlerini esas aktör olarak görenlerin oranı %31 iken, globalde bu oran %39. Katılımcıların yetenek gelişimi ile kastettikleri ise teknik yetkinliklerden çok daha fazlasını kapsıyor. Özellikle genç profesyoneller özgüven, kişiler arası iletişim, etik davranış/dürüstlük gibi sosyal becerilerin gelişimi konusunda çalıştıkları kurumlardan destek bekliyor. Bununla birlikte araştırmaya katılan kuşak temsilcileri Endüstri 4.0 ile ilgili teknik becerilerin geliştirilmesi konusunda şirketlerin beklentilerini karşılayamadığını belirtirken; Türkiye’deki Y kuşağı temsilcilerinin neredeyse yarısı (%49) çalıştıkları kurumların onları Endüstri 4.0’ a hazırladığını belirtiyor.

Raporu değerlendiren Deloitte Türkiye Yetenek Lideri Burç Seven ise, sürekli değişen bağlılık seviyelerinin işletmelere yeni yetenekleri çekme ve çalışanları elde tutma anlamında özgün fırsatlar sunduğunu belirterek, şunları ekledi: “İşletmeler Y kuşağını iyi dinlemeli ve yaşam boyu kariyer gelişimi için sürekli öğrenmeye yepyeni bir soluk getiren Endüstri 4.0 doğrultusunda yetenek yönetimi yaklaşımlarını yeniden dizayn etmeliler.”

 

Deloitte Avrupa CFO Anketi:

Belirsizliğe rağmen CFO’lar kararlı

  • CFO’lar belirsizliğe rağmen sermaye harcamalarını arttırmayı planlıyor
  • Risk iştahı ve belirsizlik seviyeleri bu dönemde de sabit
  • Yetkinlikler, siber güvenlik ve korumacılık CFO’ların kaygı duyduğu önemli konular arasında yer alıyor.
  • Önümüzdeki 12 ay içerisinde gelirlerinde artış bekleyen Türk CFO’larının oranı, dünya ortalamasının üzerinde.

30 Mayıs 2018 – Deloitte tarafından gerçekleştirilen 7. Avrupa CFO Araştırması’nın sonuçlarına göre, bir önceki dönemin sonuçları ile kıyaslandığında, Avrupa genelindeki CFO’lar iyimserliklerindeki ve gelir beklentilerindeki düşüşe rağmen şirketlerinin büyümelerine odaklanıyor. Türkiye’nin de dahil olduğu, Deloitte’un 20 farklı ülkede yer alan firmaları tarafından toplanan verilerin bir araya getirilmesi ile oluşturulan çalışma, 1.652 CFO’nun görüşlerini içeriyor.

İyimserlik ve gelir artış hızı beklentileri yavaşlıyor

Avrupalı CFO’ların %38’i, üç ay öncesine oranla şirketlerinin geleceğine dair daha iyimser; ancak bir önceki CFO araştırmasına oranla yaklaşık %5’lik bir düşüş mevcut. Buna karşılık; bir önceki raporda daha az iyimser olanların oranı %11’den %12’ye çıkıyor. Türkiye özelinde bakıldığında ise finansal beklentiler açısından geleceğe olumlu bakanların oranı %35 olurken, olumsuz bakanların oranı %29 olarak çalışmada yer alıyor. Geriye kalan katılımcıların (%36) ise beklentilerinde çok önemli bir değişme olmadığı ortaya çıkıyor.

Deloitte Türkiye CFO Programı Lideri Cem Sezgin’e göre sonuçların böylesine birbirine yakın çıkmasının sebebi, son dönemlerde ekonomiden pozitif ve negatif sinyallerin bir arada gelmesi ve bu sinyallerin sektör ve şirket bazında farklı yön ve boyutta etkiler yaratması. Sezgin, “Etkileyici büyüme oranı, ihracattaki artış, turizmdeki canlanma (turist sayısında 2017 yılında %27,9 artış) gibi olumlu göstergeler mevcutken; döviz kurlarındaki sürekli dikey seyir, enflasyondaki kıpırdanma, derecelendirme kuruluşlarından gelen not indirimleri, şirketlerin üzerindeki artan borç yükü ve petrol fiyatlarındaki artış gibi olumsuz gelişmeler de söz konusu. Şirketlerin, tüm bu dinamik ve makroekonomik resim içerisinde kendi mikroekonomik dengelerini bulmaya gayret ettiklerini görüyoruz” dedi.

Belirsizlik seviyelerinde değişim yok

CFO’ların %51’i, yüksek oranda finansal ve ekonomik belirsizlik olduğunu vurguluyor. Avro bölgesindeki ülkeler (%49), diğer ülkelere (%57) oranla daha iyimser. Türkiye’deki CFO’ların arasında yüksek belirsizlik olduğunu düşünenlerin oranı ise %61. Bu oran ile Türkiye, 20 ülke arasında Brexit ile ön plana çıkan İngiltere ve ekonomik krizin sancılarını halen atlatamamış Yunanistan’ın hemen arkasında yer alıyor.

Ortaya çıkan tablo, şirketlerin risk iştahı ile ilgili sonuçları da doğrudan etkiliyor. Daha fazla risk almanın iyi bir fikir olmadığına inanan Türkiye’deki CFO’ların net oranı %69. Deloitte’un daha önce gerçekleştirdiği anketlerde de Türkiye’deki CFO’lar risk konusundaki temkinli yaklaşımları ile hep ön planda oldular. Sadece İngiliz CFO’lar risk konusunda Türkiye’ye kıyasla daha isteksizler (%72). Türkiye’yi İngiltere’nin ardından, bölgesel istikrarsızlıktan etkilenen İsrail izliyor.

Tüm ülkelerde ankete katılan CFO’ların %63’ü (Türkiye’de bu oran yaklaşık %75) önümüzdeki 12 ay içerisinde gelirlerinin artış göstereceğini düşünüyor; ancak 6 ay öncesiyle karşılaştırıldığında bu oranın %6’lık bir düşüş yaşadığı görülüyor. Bu noktada Avro bölgesi (%71), diğer bölgelerden (%52) daha iyimser. Türkiye’de gelir artışı ile ilgili beklentiler ise daha önceki araştırma verilerinden daha olumlu. Cem Sezgin’e göre bu oranın ne kadarının enflasyonist baskıdan kaynaklanacağı ve reel anlamda ne kadar bir ciro büyümesi kaydedileceği önem taşıyor. Karlılık adına ise tersi bir durum söz konusu. Bir önceki ankete göre marjlarda iyileşme bekleyenlerin oranı azalıyor. Özellikle ithal girdi ve ürünlerin kur ve petrol fiyatlarındaki eş zamanlı artış sonucu gittikçe maliyetli hale geleceği aşikâr ve bunun fiyatlara bire bir yansıtılması kolay gözükmüyor.

Sermaye harcamaları ve işe alımların görünümü gelişiyor

CFO’ların %46’sı önümüzdeki 12 ay içerisinde sermaye harcamalarında bir artış olacağını öngörüyor. Bu konuda bir önceki araştırma verilerine oranla %4’lük bir artış gözlemleniyor. Avro bölgesindeki CFO’ların %56’sı sermaye harcamalarının artacağı yönünde yanıt verirken diğer bölgelerde artış planlayanların oranı %31 seviyelerinde. 20 ülke arasında sermaye harcamalarını arttırmayı planlayan CFO’ların oranının en yüksek olduğu ülkeler %69 ile İrlanda ve Fransa olurken, İngiltere, %19 ile bir kez daha en düşük orana sahip ülke olarak araştırmada yer alıyor. Türkiye’de ise sermaye harcamalarını arttırmayı planlayan CFO’ların oranı %45 olarak genel ortalamayla paralel seviyede. Ayrıca, raporun bu sayısında Türkiye, Danimarka ve İsveç; Avro bölgesi dışında sermaye harcamaları anlamında en belirgin iyileşmeyi gösteren ülkeler olarak karşımıza çıkıyor.

Çalışan sayılarına bakıldığında ise önümüzdeki 12 ay içerisinde yeni işe alım gerçekleştirmeyi düşünen CFO’ların oranı %42. İrlanda %69 ile çalışan sayısının arttırılması konusunda en iyimser ülke olurken, Türkiye’de bu oran %50 seviyesinde. İngiltere, %15 ile en kötümser ülke olarak anılıyor. Avro bölgesinde yaklaşık her iki CFO’dan birisi (%56) istihdamı arttırmayı planlarken diğer bölgelerde üç CFO’dan birisinin (%31) benzer bir planı mevcut.

Otomotiv sektörü en agresif sektör

Sektörel ayrımlara bakıldığında ise Avrupa otomotiv sektöründe çalışan CFO’ların hem sermaye harcamalarında artış (%49) hem de istihdam artışı (%50) anlamında kendilerine en çok güvenen CFO’lar oldukları ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra rapora göre, turizm ve seyahat sektöründeki CFO’lar (%19) sermaye harcamaları konusunda; tüketici ürünleri sektöründeki CFO’lar ise (%8) istihdam artışı konusunda daha az iyimserler.

Ankete katılan 20 ülkeden 11’inde CFO’lar önümüzdeki 24 aylık dönemde korumacı önlemlerden ziyade organik büyüme esas olmak üzere genişlemeye olanak veren bilanço işlemlerini gerçekleştireceklerini belirtiyor. Cem Sezgin’e göre ankette Türk şirketleri için belki de en olumlu sinyaller, istihdam ve yatırımlar alanında kendisini gösteriyor. Bir önceki CFO Araştırması’nın sonuçları ile kıyaslandığında Türkiye’deki CFO’lar hem işgücü anlamında büyüme hem yatırım harcamalarında artış öngörüyor. Nitekim 2017 yılındaki %7,4 oranındaki büyüme performansının 2018 için olumlu beklentiler oluşturduğu gözlemleniyor. Büyüme konusundaki irade, CFO’lara ilk üç stratejik öncelikleri sorulduğunda da ön plana çıkıyor. Verilen yanıtlara göre şirketlerinin ilk önceliği inorganik büyüme. Organik büyüme hemen onu takip ediyor. Üçüncü sırada ise yatırımlara daha geniş kaynak ayrılması geliyor. Sezgin: “Eğer şirketlerin bu öncelikleri değişmez ise, yakın dönemde yurtiçi ve yurtdışında birleşme ve satın almalara ilişkin sıkça haberler duyabiliriz” şeklinde görüş belirtiyor.

Risk iştahında değişim yok

Bir önceki ankete yakın bir oranla Avrupalı CFO’ların %34’ü bilançoları üzerinde daha fazla risk almak için uygun bir zaman olduğunu düşünüyor. Risk iştahının en düşük olduğu ülke %14 ile İngiltere iken, en yoğun olduğu ülke %64 ile Finlandiya. Diğer oranlara benzer şekilde Avro bölgesindeki risk iştahı %41, diğer ülkelerinki ise %24 seviyelerinde.

Ülkemizde risk sıralamasında tanıdık yanıtlar ön plana çıkıyor: Kurlar, ekonomideki gidişat ve jeopolitik durumlar. Ekonomideki genel gidişatın kendine ikinci sırada yer bulmuş olması, daha önceki anketlere göre dikkat çekici bir durum. Özellikle geride bıraktığımız senede, 2003 yılından bu yana en yüksek enflasyon oranına ulaşılmış olması ve kurlardaki yukarı yönlü seyir, durumu Türkiye’deki CFO’lar için öne çıkan bir gündem maddesi haline getiriyor.

En önemli sorunlar: siber, korumacılık ve çalışan yetkinlikleri

CFO’ların %32’si, her ne kadar düşük olasılıklı olarak değerlendirseler de yeni bir Avro bölgesi krizini şirketlerinin finansal beklentilerini en çok etkileyecek olay olarak görüyor. Türkiye’de Avro bölgesinde yaşanacak olası bir krizin, işini etkileyeceklerini düşünenlerin oranı %18’de kalıyor. Bununla birlikte katılımcıların %73’ü korumacılığı, %50’si de büyük çaplı bir siber saldırıyı finansal beklentileri üzerinde muhtemel etkisi olacak olaylar arasında değerlendiriyor.

 

BES’in potansiyelini kullanması için dijital dönüşüm şart

Deloitte, “Bireysel Emeklilik Sektöründeki Beklentiler ve Trendler” raporunu yayımladı. Bireysel emeklilik sisteminde (BES) katılımcı sayısı artışı azalırken; mevcut müşterileri korumanın önemi ise artıyor. Şirketlerin, bir yandan operasyon maliyetlerini azaltacakları diğer yandan da müşteri memnuniyetini artıracakları üst seviye dijital dönüşüme ayak uydurması gerekiyor.

İstanbul – 17 Nisan 2018 

Denetim, danışmanlık, finansal danışmanlık, risk danışmanlığı, vergi ve ilgili alanlarda, birçok farklı endüstride faaliyet sürdüren Deloitte, hayata geçen son düzenlemeler ve bireysel emeklilik sektörü verilerini inceleyerek “Bireysel emeklilik sektöründeki beklentiler ve trendler” raporunu yayımladı. Rapora göre mevcut müşterilerini korumayı öncelik olarak görmesi gereken şirketlerin bir yandan da üst düzey dijital dönüşüme ayak uydurması önem arz ediyor.

Rapora göre 2013 yılında %25’lik doğrudan devlet katkısı, 2016 yılında emeklilik şirketlerinin tamamlayıcı sağlık sigortası sunabilmesi ve en son 2017 yılında otomatik katılım ile BES sektöründe kritik düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler çerçevesinde, 2013 yılında katılımcı ve sözleşme/sertifika sayısında %33’lük ciddi bir yükseliş gözlemlendi. 2013 yılından itibaren kademeli olarak düşüş gösteren katılımcı ve sözleşme/sertifika sayısı 2017 yılı artış oranı %5 oldu. Katılımcıların fon tutarındaki en yüksek artış oranı ise %38 ile 2014 yılında gerçekleşti. 2017 yılında ise bu artış %27 seviyesinde oldu. Bu rakamlar ışığında, bireysel emeklilik sektöründe katılımcı sayısı artışı azaldığı için mevcut müşterileri korumanın öneminin artığı gözlemlendi.

Deloitte Türkiye Ortağı ve Sigortacılık Sektörü Lideri Müjde Aslan emeklilik şirketlerinin katılımcılar için internet ile mobil kanallar; satış ekipleri ve acenteler için tablet uygulamalar ve kurumsal firmalar için kurumsal internet uygulamaları geliştirerek süreçlerini dijital hale getirdiklerini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Önemli olan müşteri deneyimini özelleşmiş bir yolculuğa dönüştürebilmek. Bu hedefle, bu kanalların müşteri özelinde kişiselleştirilmesi, müşteriye özel fırsat ve önerilerin sunulması önem taşıyor. Aynı zamanda, kullanım kolaylığının sağlanabilmesi için kanal ekranlarının kullanıcı deneyimi bakış açısıyla değerlendirilmesi gerekiyor. Dijitalleşmede sektörel bir diğer gelişim alanı ise farklı şirkette / kurumda emeklilik sözleşmeleri ya da hakkı olan katılımcıların tek bir noktadan emeklilik planlarına ait bilgileri konsolide olarak yönetebilmesidir.”

Yeni düzenlemeler gelecek

2017 yılında gerçekleştirilen otomatik katılım düzenlemesi ile 3,4 milyonun üzerinde çalışan sisteme dahil edildi ancak çalışanların %60’ı otomatik katılımdan çıktı. Çıkış oranının yüksek olması ise yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede, 2018 yılında Türkiye genelinde mahalli idareler, Kamu İktisadî Teşebbüsü (KİT)’ler ve 50-100 çalışanı olan özel sektör de otomatik katılım kapsamına alınacak. Ayrıca, emeklilik şirketlerinin birden fazla portföy yönetim şirketi ile çalışmak zorunda kalmaları 2018’de BES sektörünü yakından ilgilendiren düzenlemelerin başında gelecek.

Geleceğin BES dünyası için üst seviye dijital dönüşüm şart

Deloitte Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Kıdemli Müdürlerinden İrem Aktaş ise, emeklilik şirketlerinin hem müşteri deneyimini en üst seviyeye çıkartacak hem de operasyon maliyetlerini en aza indirecek bir strateji geliştirmeleri gerektiğine dikkat çekti: “Şirketlerin operasyon ve hizmet modelini, dijital ve self servis kanallarını geliştirmeleri gerektiği gibi müşteri deneyimini de iyileştirmeleri; doğru müşteriye doğru hizmet, ürün ve fiyat sunmaları da önem taşıyor.”

“Big Data”yı yönetebilen, veri madenciliği yaparak müşteriye uygun ürün/hizmet sunabilen BES şirketleri, dijital dönüşümü hayata geçirerek müşteri memnuniyetini artırabilir, yeni satış fırsatları yakalayabilir ve maliyetlerin düşürülmesini sağlayabilir. Müşteri verilerini ve davranışlarını veri analizi ile inceleyen şirketler, müşterilerine kişiselleştirilmiş hizmet sunabilirler. Yapay zeka kullanarak operasyonel iş yükü yaratan tekrarlı işlerin otomatize edilmesi de maliyetlerin düşürülmesinde yardımcı olabilir. Böylece şirketler, bireysel emeklilik sektörünün devam eden potansiyelini kullanabilirler.

BES kullanıcıları ilk üç yıl içerisinde sistemden kendi istekleriyle ayrılıyor

BES sisteminin getirdiği bir diğer avantaj ise yüksek fon getirisi sağlaması olarak gösteriliyor. Ancak, BES katılımcılarının fon dağılımlarını fazla değiştirmedikleri ve bu yüzden yüksek fon getirisi elde edemedikleri için de bireysel emeklilik sistemini seçmedikleri; ağırlıklı olarak ilk üç yıl içerisinde sistemden kendi istekleriyle ayrıldıkları raporlandı. Çok sayıda katılımcının olduğu BES’te ise tüm müşterilere yatırım danışmanlığı verilemeyeceği için “robo-advisory” (Robotik danışma) kullanımı öneriliyor. Bu yöntemle, müşterilerin verileri analiz ediliyor ve müşterilere tahmini getiri miktarı da gösterilerek fon dağılımı sunuluyor. Müşteri fon dağılımını kabul ettiğinde ise belirli algoritmalar kullanılarak portföy “robo-advisory” tarafından yönetiliyor.

*Bilgiler, Emeklilik Gözetim Merkezi verilerinden derlenmiştir.

Dijital Perakendenin Geleneksel Mağazalara Her Zaman İhtiyacı Olacak…

Deloitte’un global olarak hazırladığı ‘Perakende 360 – Bağlantılı Mağazalar Raporu’, perakende sektörünün geçirdiği dijital dönüşüme odaklanıyor. Rapora göre perakendedeki dijital trendlerde dört başlık öne çıkıyor: Biyometrik Teknolojiler, Yapay Zekâ ve Makine Öğrenimi, Görüntü İşleme Teknolojileri ve Nesnelerin İnterneti (IoT). Rapor ayrıca, teknolojinin gelişimiyle birlikte artan online mağazacılığın geleneksel mağazaların sonunu getireceği iddialarına da yanıt veriyor.

Deloitte tarafından hazırlanan ‘Perakende 360 – Bağlantılı Mağazalar Raporu’, küresel düzeyde yaşanan dijital gelişmelerin perakende sektörüne yansımalarını masaya yatırıyor.

Perakende sektöründeki en büyük değişimin, son 20 yılda Amazon ve Alibaba gibi sadece online satış yapan şirketlerin büyümesi ve perakende sektörünü etkilemesiyle ortaya çıktığını ve veriye dayalı karar verme yaklaşımının neredeyse bu tarz şirketlerin DNA’sına kodlandığını aktaran Deloitte Türkiye Dijital Hizmetler Lideri Hakan Göl“Dünyada bu alanda dört farklı eğilim görülüyor. Bunlar Biyometrik Teknolojiler, Yapay Zekâ ve Makine Öğrenimi, Görüntü İşleme Teknolojileri ve Nesnelerin İnterneti (IoT). Şu anda küresel ölçekte en yaygın olan görüntü işleme… Perakende şirketleri tüketicilerin mağaza içindeki davranışlarının analizi, stok seviyesinin kontrolü, mağaza yerleşimi ve kategori performansının optimizasyonu, satış danışmanlarının lokasyonu, RFID teknolojileri ile entegre olacak şekilde müşteri-ürün etkileşimlerinin analizi gibi birçok alanda resim ve video işlemeden sıklıkla faydalanıyorlar.” dedi.

Türkiye’den farklı olarak yurt dışında özellikle biyometrik teknolojilere yönelik yatırımların arttığı görülüyor. Diğer yandan günümüzde perakende şirketleri yapay zekâ ve kendi kendine öğrenen sistemleri geliştirmeye ve kullanmaya başlıyorlar. Özellikle mağaza içindeki en büyük değişimlerden biri olmaya aday olan ‘kişiselleştirme’ teknolojileri, hem perakende şirketlerinin mobil uygulamalarında hem de satış danışmanlarının kullandığı uygulamalarda kendine yer bulmaya başladı. Nesnelerin interneti (IoT) ise verinin toplanması ve analizi ile hem müşteri deneyimi hem mağaza içi operasyonların yönlendirilmesi hem de stok yönetimi gibi alanlarda yepyeni iş yapış şekillerini ortaya çıkaracak.

Online perakende mağazacılığı bitirmez, ancak sinerji yaratır!

Perakende ve teknolojinin çok dinamik iki sektör olduğunun ve bu iki sektörün yaratacağı sinerji ile yeni trendler ortaya çıkacağının altını çizen Hakan Göl; “Online perakendenin mağazaları öldüreceğine yönelik yorumların çok gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz. Aksine dijitalleşen perakendenin geleneksel iş modellerine ve mağazalara her zaman ihtiyacı olacak. Önemli olan değişen tüketici eğilimleri ile birlikte mağazaların rollerinin değiştiğinin de anlaşılması… Tüketicinin satın alma yolculuğunda, ürün bulma ve satın alma adımlarından önce, özellikle farkındalık yaratma, ilham verme ve araştırma yapma aşamalarında perakende şirketleri için markanın hikayesini anlatma ve tüketiciye dokunma yönünde fiziksel mağaza hâlâ çok önemli ve öyle kalmaya da devam edecek.” yorumunda bulundu.

Diğer taraftan geleceğin tedarik zinciri açısından da mağazaların çok önemli olacağını ifade eden Göl; mağazaların, bir saatte teslimat veya ‘onlinedan satın al–mağazada teslim al’ gibi hizmetleri gerçekleştirmek için önemli rol oynayacağını vurguladı.

Robotlar perakendeyi ele geçirecek mi?

Yalnızca perakende sektöründe değil pek çok alanda gündem yaratan robotlaşma konusunda ise iki farklı kavram göze çarpıyor. Birincisi insanlar tarafından yapılan ve yıllardır değişmeyen rutin işlerin ve süreçlerin robot sistemlere devredilmesi, diğeri de gerçekte bilfiil robotların görev yapması…

Rapora göre robotik süreç otomasyonunun mağaza süreçlerindeki birçok alanda hayata geçeceği öngörülüyor. Bu sayede mağaza süreçleri otomatize edilecek ve operasyonel verimlilik sağlanabilecek. Bu durum da, mağazada çalışan satış danışmanlarının daha zengin içerikli bir mağaza deneyimi sağlamaları için daha fazla zaman ayırmalarına olanak tanıyacak.

Hakan Göl bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Her ne olursa olsun insanlar tüketici olarak bir başka insanla etkileşime girmeyi tercih ediyorlar ve bu değişmeyecek. Kısacası satış danışmanlığının sonu gelmeyecek. Ancak satış danışmanlarının gelecekte dijital okuryazarlığa ihtiyaçları olacak; markanın hikayesini anlatmakta rol alacaklar, insani dokunuş için duygusal zekalarını daha fazla kullanmalarını bekleyeceğiz ve değişime ayak uydurma yeteneklerini ortaya koymalarını bekleyeceğiz.”

Türkiye, dijitalleşen perakende yarışında nerede?

Türkiye’deki perakende şirketlerini de global oyuncularla karşılaştıran Göl, son 10 yıllık gelişime ilişkin olarak şunları aktardı:

  • Önce e-ticaret kanalı, ek bir kanal olarak görüldü ve mevcut geleneksel kanallar ile ayrı olarak kurgulandı. Hâlâ birçok perakende şirketinin tamamen ayrı online ve offline yapıları mevcut.
  • Şu anda birçok perakende şirketi omni-channel inisiyatifleri hayata geçirmeye çalışıyor. Müşteriye farklı kanallar arasında aynı deneyimi yaşatabilmek için aynı organizasyon içindeki online ve offline fonksiyonların arasındaki duvarlar yıkılmaya çalışılıyor. Bu inisiyatiflerin parçası olarak da e-ticaret platformlarına ve satış sonrası servis platformlarına yapılan yatırımların arttığını görüyoruz.
  • Global perakende şirketlerinde gördüğümüz ama Türkiye’de henüz yaygın olarak görmediğimiz üçüncü değişim, müşteri deneyimine odaklanmakta yatıyor. Hem online hem de offline kanallarda kişiselleştirilmiş deneyime doğru kayış olmasını bekliyoruz.
  • Bir sonraki aşamayı ise, nesnelerin interneti (IoT) platformlarının kullanılmasıyla mağazanın yeniden doğuşu olarak tanımlayabiliriz. Kısa vadede, tüketicilerden verilerin toplandığı ve bu verilerin kullanılarak daha veri odaklı kararların verildiği bir dünyaya doğru gideceğiz. Bu alanda dünyadaki gelişmeleri zamanlama olarak çok da ıskalamış durumda değiliz, 1-2 yıllık bir zaman farkı kapatılabilir diye düşünüyoruz.
  • Kullanılan teknolojilerin yanında, yöntem ve yaklaşım olarak birtakım farklılıklarımız mevcut. Türkiye’de henüz start-up/girişimci ekosistemi ile birlikte iş geliştirme, ortak yatırım yapma gibi pratiklerimiz gelişmiş durumda değil.
  • Türkiye’de perakende şirketleri genel olarak yeni bir teknolojiyi keşfetmek ve ilk deneyenlerden biri olmak yerine test edilmiş, kanıtlanmış fikir ve teknolojileri kabulleniyor. Çok güzel fikirlerimiz olsa da bu durum fikirden prototipe, geliştirmeye, test etmeye ve ölçeklemeye giden döngüde inovasyonun fikir aşamasında kalmasına neden olabiliyor.

Türkiye’de özellikle mağaza içi teknolojiler incelendiğinde Sadakat Programları, Görüntü işleme, Nesnelerin İnterneti ve Müşteri Deneyimi teknolojilerinin kullanılmasına yönelik girişimlerin artarak devam ettiği görülüyor.

 

Deloitte Hakkında

Deloitte; İngiltere mevzuatına göre kurulmuş olan Deloitte Touche Tohmatsu Limited (“DTTL”) şirketini, üye firma ağındaki şirketlerden ve ilişkili tüzel kişiliklerden bir veya birden fazlasını ifade etmektedir. DTTL ve üye firmalarının her biri ayrı ve bağımsız birer tüzel kişiliktir. DTTL (“Deloitte Global” olarak da anılmaktadır) müşterilere hizmet sunmamaktadır. Global üye firma ağımızla ilgili daha fazla bilgi almak için www.deloitte.com/about adresini ziyaret ediniz.

Deloitte, denetim, danışmanlık, finansal danışmanlık, risk danışmanlığı, vergi ve ilgili alanlarda, birçok farklı endüstride faaliyet gösteren özel ve kamu sektörü müşterilerine hizmet sunmaktadır. Deloitte her beş Fortune Global 500® şirketinden dördüne hizmet verirken, dünya çapında farklı bölgelerde 150’den fazla ülkede yer alan global üye firma ağı ile, müşterilerinin iş dünyasında karşılaştıkları zorlukları aşmalarına destek olmak ve başarılarına katkıda bulunmak amacıyla dünya standartlarında yüksek kalitede hizmetler sunmaktadır. Deloitte’un 245.000’i aşan uzman kadrosunun iz bırakan bir etkiyi nasıl yarattığı konusunda daha fazla bilgi almak için Facebook, LinkedIn ya da Twitter sayfalarımızı takip ediniz.

© 2018. Daha fazla bilgi için Deloitte Türkiye (Deloitte Touche Tohmatsu Limited üye şirketi) ile iletişime geçiniz.