Ana sayfa Yazarlar Tuğba Özay Türkiye’de Se...

Türkiye’de Seçmen Davranışlarını Etkileyen Faktörler ve Son Yıllarda Seçmen Tercihleri

tugbaOzay1 Kasım seçimlerine sayılı günler kala sizlerle yüksek lisans bitirme tezim olan ‘’Seçmen Davranışlarını Etkileyen Faktörler’’ ile ilgili bulgularımı paylaşmak istiyorum.

100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Sanal Para ile Deneyin!

Ancak öncesinde araştırmanın kapsamı ve kısıtlarından kısaca bahsetmem gerekir.

Araştırma yüz yüze mülakat tekniği kullanılarak 1695 seçmen üzerinden yapılmıştır. Araştırmanın ana kütlesini Türkiye’de yaşamakta olan 18 yaş ve üstü tüm seçmenler oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında yer alan iller nüfus yapısına göre dört tabakaya ayrılmıştır. Nüfusu 10 milyonun üzerinde olan İstanbul birinci tabakayı; nüfusu 2 ile 4 milyon arasında olan Ankara ve İzmir ikinci tabakayı; nüfusu 1 ile 2 milyon arasında yer alan Adana, Antalya, Diyarbakır, Mersin, Kayseri, Kocaeli, Konya, Samsun üçüncü tabakayı; ve son olarak da nüfusu 1 milyondan küçük olan Trabzon ile Erzurum dördüncü tabakayı oluşturmuştur.

Demografik özellikler, siyasal dağılım ve nüfusun geldiği bölgeler gibi kriterler göz önünde bulundurulduğunda, birinci tabakayı oluşturan İstanbul’un Türkiye’yi tek başına yansıtabilecek bir özellikte olduğu açıkça görülebilmektedir. Büyük bir nüfus kitlesine sahip olması ve geniş bir coğrafyadan nüfusu içinde barındırması itibariyle İstanbul ancak sağlıklı kriterlere göre seçilmiş sınırlı bir örneklem grubu düzeyinde çalışılabilir. Buradan hareketle İstanbul’un Bakırköy, Fatih, Gaziosmanpaşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Üsküdar ve Zeytinburnu ilçelerinde uygulama yapılmıştır. İkinci ve üçüncü tabakada yer alan iller tüm merkez ilçeleri düzeyinde, dördüncü tabakada yer alan iller ise bölgelere ayrılarak çalışılmıştır. Tüm tabakalarda siyasal dağılım, sosyoekonomik gelir durumu ve nüfus yapısı gibi kriterler göz önünde bulundurularak örneklem seçimine gidilmiştir.

Anket formlarının dağıtılması ve toplanma süreci (1 Mart 2015 – 31 Nisan 2015) iki aylık bir zaman diliminde gerçekleştirilmiştir.

Daha fazla detay bilgiye girmeden çalışmanın amacına da yer verip sonuç kısmına geçmek istiyorum. Bu çalışmanın temel amacı seçmen davranışlarına sosyo-psikolojik, kültürel ve dinsel faktörlerin nasıl ve ne derece etki yaptıklarını saptamaktır. Bu amaç için yapılan alan araştırması, seçmenin davranışını etkilediği söylenen cinsiyet, yaş, eğitim, gelir ve meslek gibi değişkenler yanında birtakım yapısal ve araçsal faktörlerin de seçmen tercihlerinde nasıl bir dağılım gösterdiklerini ve hangi düzeylerde etkili birer faktör olduklarını saptamaya çalışmaktadır.

Çalışmanın esas inceleme noktasını “sosyo-psikolojik, kültürel ve dinsel faktörlerin seçmen davranışları üzerinde ne kadar etkili oldukları” sorusu oluşturmaktadır.

Çalışmanın esas inceleme noktasını “sosyo-psikolojik, kültürel ve dinsel faktörlerin seçmen davranışları üzerinde ne kadar etkili oldukları” sorusu oluşturmaktadır. Bu soruyu genel şekli ile cevaplandırmak mümkün değildir. Bu nedenle sözkonusu bu soru ancak bir dizi kısmi sorulara yanıt bulunursa tatmin edici biçimde çözümlenecektir.

  • Coğrafi yerleşim yeri ile siyasal tercihler arasındaki ilişki nasıldır?
  • Toplumdaki sosyal bölünmeler (social cleavage) siyasal tercihlere yansımakta mıdır?
  • Seçmenler protesto oyu (protest vote) kullanmakta mıdırlar?
  • Seçmenlerin etnik kimlikleri siyasal tercihlerine de yansımakta mıdır?
  • Dindarlık ve siyasal tercihler arasındaki ilişki nasıldır?
  • Dinsel faktörler seçmenin oy verirken öncelikli olarak dikkate aldıkları faktörlerden midir?
  • Farklı inanç ve mezhepten olanlara hoşgörü ortamı mevcut mu?
  • Dindarlığa göre farklı inançların siyasal yaşamda temsil edilmesine nasıl bakılmaktadır?
  • Parti bağlılığı seçmen tercihlerinde ne kadar etkilidir?
  • Seçmenlerin tercihlerinde partilerin vaat ve icraatlarının rolü nedir?
  • Seçmenlerin eğitim düzeyleri ile tercihleri arasında bir ilişki var mıdır?
  • Partilerin gösterdikleri adaylar ile seçmenlerin tercihleri arasında bir ilişki var mıdır?
  • Seçmenlerin kişisel tutum ve değerleri tercihlerine ne ölçüde yansımaktadır?
  • Seçmenlerin ekonomik durumları ile tercihleri arasında ne tür bir ilişki vardır?

Bilindiği üzere, geleneksel yapının korunduğu veya korunmaya çalışıldığı toplumlarda kültürel değerlerin ve dinin sosyal ve siyasal yaşamda önemli bir faktör olduğu yaygın bir kabuldür. Ancak Türkiye gibi “geçiş dönemi” toplumlarında kültürel ve dinsel değerlerin siyasete etkisinin sanıldığı kadar tek ve ilk belirleyici olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle seçmen davranışlarında siyasetçilerin dinsel ve kültürel değerleri ön planda tutan kişilerden olması tercihi, dinsel ve kültürel nitelikteki sorunların çözümüne yönelik politikalar üretilmesi ancak ikincil bir beklentidir. Çünkü geçiş dönemi toplumları daha çok ekonomik kalkınmayı kendilerine hedef olarak belirlediklerinden dolayı, maddi beklentilerinin tatmini manevi gereksinimlerin gözetilmesinden çok daha önce gelebilmektedir.

Son zamanlarda, Türkiye’de seçmen davranışlarını inceleyen pek çok araştırmada en çok dikkat çeken unsur, Türk seçmeninin daha rasyonel tercihler yapmaya başlamasıdır. Bunun yanı sıra, seçmenler parti tercihlerini yaparlarken kendi sosyal refahlarındaki değişiklikleri daha çok göz önünde bulundurmaktadırlar. Bu açıdan yukarıdaki sorular seçmen davranışlarındaki bu ilişkilerin boyutlarını ve yönlerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.

Araştırmanın Sonuçları

Seçmenler siyasi yelpazede aldıkları pozisyona göre incelendiğinde büyük bir çoğunluğunun (% 37,2) merkez sağda olduğu görülmektedir. Bunu merkezde yer alan seçmenler (% 20,5) takip etmektedir. Aşırı sağda olanların oranı % 5,4; merkez solda olanlar % 20,5; aşırı solda olanlar ise % 2,8’dir. Merkez oylar dışarıda bırakılarak sol ile sağ kanat karşılaştırıldığında sağ görüşün araştırma örneklemi açısından üstünlüğünden söz edilebilir. Bu sonuçlar araştırmamızın resmi ile Türkiye gerçeğinin örtüştüğüne işaret etmektedir.

Seçmenler siyasal kimlik olarak kendilerini ilk sırada “muhafazakâr-demokrat” olarak tanımlamışlardır. İkinci sıradaki tanımlama “muhafazakâr-milliyetçi”liktir. Bunları sırasıyla “sağcı” ve “dindar” kimlikleri takip etmektedir.

Seçmenler açısından oy vermenin öncelikli anlamı “ülkenin ya da bölgelerinin daha iyi yönetilmesini sağlamadır”. Bunu “ideolojilerine hizmet etme” faktörü izlemektedir. Bu sonuç toplumun büyük bir çoğunluğunun siyasal olayları takip ettiğini buna ek olarak kendi dünya görüşlerine hizmet etmek için siyasal davranış sergilemekten geri durmadıklarını göstermektedir.

Seçmenlerin parti tercih nedenlerinin başında “partinin programı” gelmektedir. Bunu sırasıyla “partinin icraatları”, “partinin kadrosu” ve “partinin lideri” takip etmektedir. Bu durum seçmenin sadece lider veya sadece ideoloji gibi saiklere bağlı kalarak hareket etmediğini, rasyonel davranarak gelecek beklentisine hizmet edeceğini düşündüğü partilere yöneldiğini göstermektedir.

Seçmenin yarıdan fazlası (% 50,6) oylarını nereye vereceklerinin önceden belli olduğunu ifade etmişlerdir. Bunu “adaylar belirlendikten sonra oy verme kararım netleşir” (% 23,5) faktörü takip etmektedir. Seçmenlerdeki parti bağlılığının (party loyalty) oranı yüksektir. Diğer taraftan seçmenlerin büyük kısmı oy verme faaliyetini gerçekleştirirken siyasal ideolojisine göre oy vermektedir. Bu ifade açılacak olunursa spektrumdaki kendisinin eğilimi ya da eğiliminden bir seçim yapması siyasi kulvarı içinde hareket edebilir ancak siyasi kulvarı dışında kalırsa diğer kulvardan iyi bir hareket olsa dahi bunu önemsemeyecektir. Spektrumda merkezin solunda yer alan bir seçmen merkezin sağında bulunan bir tercih yapmamaktadır. Tersi durumda tersi için geçerlidir, siyasi eğilimi ilk oyunda ve son oyunda merkezin sağında olan bir seçmen, merkezin soluna oy vermemektedir.

Seçmenlerin büyük bir çoğunluğu (% 44,8) kendilerini dindar olarak görmektedirler. Bunu yine yüksek sayılabilecek bir oranla (% 23,9) oldukça dindar sayılırım kategorisi takip etmektedir. Yukarıdaki sonuçla karşılaştırılacak olunursa, seçmenin kendisini dindar olarak görmesine rağmen dindarlığı bir “siyasal kimlik” olarak benimseme oranı düşüktür.

Seçmenlerin ülkemizin sorunlarıyla ilgili konulardaki önceliği “terör/PKK sorunu” olarak tespit edilmiştir. Bunu “işsizlik” ve “ekonomik sorunlar” takip etmektedir. Yine “yolsuzluklar” sorunu seçmenlerin üst sıralarda gördüğü sorunlardan biridir. Bunları “Kürt/açılım sorunu”, “eğitim sorunu”, “sağlık sorunu” izlemektedir. Yukarıda betimlenen sorunların tamamı siyasi sistemin ilişkili olduğu sorunlardır. Bunların bazılarını siyasi sistem kendisi üretmiş, bir kısmını ise yıllardır çözümleyememiştir. Siyasal argümanlarında bu sorunlara çözüm vadeden partiler yukarıdaki tabloda belirtilen sıralamayı dikkate almalıdırlar. Ayrıca siyasal partiler parti programlarını yaparken halkın sorunların çözümüne ilişkin önceliklerini belirlemeli ve programlarını bu sıralamalara göre düzenlemelidirler. Ülkenin önemli sorunları bulunmaktadır. İktidar olmak bir amaç değil ülke sorunların çözmek için bir araçtır. Siyasal partilerin amacı da bu noktaya odaklanmalıdır. Yoksa iktidar olmak uğruna tüm gücünü diğer partilerle rekabete ayıran siyasi anlayışın ülke sorunlarına çözüm bulması beklenemez.

Araştırma sonucu ülkede yaşanan siyasal yozlaşmanın en önemli örneklerinden biri olan seçimlerden önce gerçekleştirilmesi imkânsız vaatlerde bulunarak seçmenleri kandırmaya yönelik davranışlar siyasette etik unsurunun ihmal edildiğini göstermektedir. Bu durum siyasete olan güveni aşağılara çekmektedir. Siyasete olan tüm güvensizliğe rağmen seçmenlerin parti sadakati yüksektir. Bu unsur parti sadakatinde ideolojik unsurların daha ön planda tutulduğuna işaret etmektedir.

Seçmenler oy verme faaliyetinin sosyal bir sorumluluğun gereği olduğunu düşünmektedir. Seçimlere katılmanın sorumluluk olduğu düşüncesi yüksektir. Marjinal tutumların haricinde seçimlere katılım, kriz dönemleri olmadığında yüksek bir oranda gerçekleşecektir. Kamuoyunda genel kabul görmüş anlayış, oy vermeye gitmek yönündedir. Seçmen en az 4-5 yılda bile olsa sesini duyurmanın yolunun seçime katılmak olduğunu düşündüğünden, oy verme faaliyeti içine girmektedir. Oy vermenin maliyeti seçmen için çok yüksek olmadığından ve sosyal çevrenin birbirine yakınlaşması açısından seçmenler oy verme eğilimindedirler.

Rasyonel davranmasalar dahi, oy verme yönünde tavır içinde olacaklardır. Seçmenlerin çok büyük bir kısmı kullanacağı oyun seçim sonucunu etkileyeceğini düşünmektedir. Genel kanı sosyal sorumluluk olan seçime katılma yönünde olduğu ve seçime katılmamanın maliyetinin karşı tarafın bir oy öne geçtiğinin bilincindedir. Buna rağmen küsenler olduğu, onlarında seçimlere katılmadığı –yani seçmeyenler- olduğu da görülmektedir. Oy verme faaliyeti toplumsal bir kavram olduğu için seçim çevrelerindeki vatandaşların birbirleri ile olan iletişimleri / etkileşimleri onların seçime katılmalarını sağlayacak bir unsurdur.

Araştırmanın ulaştığı başka bir önemli bulgu ise toplumsal ve siyasal yaşamda laik sistem konusundaki ilkeleri benimseme düzeyinin yüksekliğidir. Bununla beraber, dinsel yaşama ilişkin müdahalelerin ve siyasal alanda yapılan konuyla ilgili tartışmaların toplumsal ahengi bozduğu ve toplum kesimleri arasındaki ilişkileri gerginleştirdiği bu araştırmanın bulgularından ortaya çıkan başka bir sonuçtur.

Tuğba Özay

27.10.2015

 

BETAM: İttifak Kuralının Seçim Sonuçlarına Etkileri, Seyfettin Gürsel