Ana sayfa Raporlar Ekonomi Raporları ve Gelişmeleri Türkiye Ekono...

Türkiye Ekonomisi ve Cari Açık Problemi Üzerine, Serhat Yıldız

PAYLAŞ

Geçmişi analiz etmek, daha güzel bir geleceğe götürecekse ekonomileri, insanları, hayatları anlamlı. Yoksa ne bizler tarihçiyiz, nede piyasa tarih tekerrürden ibarettir denilecek kadar stabil hareket ediyor. Özetle; veriler kendi bulunduğu ortam ile bağdaştırılıp yorumlanmaz ise geleceğe bir damla daha fazla ışık götürmüyor. Bu sebeple meseleye öncelikle genel durumu ve dillendirilen (dayanaklı,dayanaksız) söylemleri sıralayarak başlamak niyetindeyim.

Türkiye Ekonomisinin öne çıkan sorunları;

  • Düşük büyüme
  • Yüksek enflasyon
  • Dış açık
  • Artan işsizlik
  • Yükselen kredi oranı

Ekonominin içinde bulunduğu durumu en özet haliyle gösteren önemli göstergelerden biri olan “Büyüme” incelemesinde karşımıza Türkiyenin 2000’lere kadar bütçe açığı vererek büyüme, sonrasında cari açık vererek büyüme modeli çıkıyor. Güncel şartlar göze alındığında büyümenin potansiyel büyüme eşiğinden uzaklaşması sektörel bazda reform ihtiyacını ve büyüme modeli içeriğinde adı geçen cari açık meselesini detaylı inceleme gereksinimini öne çıkarıyor.

Say kanunu: Her arz, kendi talebini yaratır.

Keynesyen teori: Her talep, kendi arzını yaratır.

Her iki ihtimalde de arz ve talep dengesinin bir sonucu olan ithalat-ihracat dengesi “CARİ AÇIK” üzerinde duracağız.

TÜİK tarafından yayınlanan Ekim ayı “Dış ticaret istatistikleri” verisine göz atmakta fayda var. Veri detaylarında Ekim 2016 dönemi ihracatın ithalatı karşılama oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre gerilemiş vaziyette ve Ocak-Ekim döneminde 2016 yılı, bir önceki yıl ile kıyaslandığında ihracattaki düşüş dikkat çekici. Sorgulayıcı tarafta olmamız sebebiyle, veriyi baz alarak direk bir sonuca varma niyetinde değiliz. İlişkili olduğu diğer kavramların duruma bakarak güçlü bir söylem oluşturmaya çalışacağız.

Politika yapıcılar plan ve programlarını revize ederken her hedefleme için sonuca ulaşırken çoğu zaman bu yolda bir yan etki yaratırlar ve bu yan etkide yakın dönemdeki plan ve programın muhtemelen hedeflemesi olacaktır.

KUR VE CARİ AÇIK İLİŞKİSİ

Kur ekonomilerdeki önemli göstergelerden biri. Özellikle Türkiye ekonomisi adına bu önemin daha vurgulanabilir olduğunu belirtmekte fayda var. İç piyasada yatırım-tüketim kararları verenler bu kararlarını alırken en hassas oldukları maddenin başında “KUR” geliyor. Bir süredir GOÜ arasında negatif ayrışan TL bu durumda iç piyasada yatırım-tüketim hedeflemelerini en azından davranışsal anlamda pozitif etkilemiyor.

Politika yapıcılar tarafından bazı hedeflemeler çerçevesinde izlenen yolun bazı yan etkiler olabileceğinden bahsetmiştim. Bilinen bir yol olarak yüksek ithalat – düşük ihracat çıkmazına bir ilaç olarak yüksek döviz kuru kullanılabilir. Özetle; yükselen döviz kuru ile beraber piyasada ithalat yapma eğiliminin azalması, ülke para birimi değersizleşirken ihracat yapma kabiliyetinin de yükselmesi amaçlanıyor.

Güncel durum ile pekiştirerek; yükselen kur ve dış ticaret istatistikleri verisinde (Ekim) gerçekleşenin bu bahsettiğimiz kur ve cari açık meselesi ile pek uyumlu hareket ettiğini söyleyemiyoruz. Kur göreceli olarak değil, sert yükselirken ithalat seviyemizde bir azalma görülmüyor, üstelik ihracat seviyemizde bir artışta gözlenmiyor. Bu bizi diğer etkenleri de inceleme eğilimine yönlendiriyor.

RİSK PRİMLERİ

Cari açık ikilemini incelerken teoriler bazında işleyişin gerçekleşmediği gördük. Bizde risk ve getiri arayışında bulunanların yönlendirdiği piyasada şüphe duyarak tüm detaylara göz atmak istiyoruz.

Türkiye ekonomisinin kendi iç dinamikleri?

Küresel anlamda riskler?

Kur başlığı altında TL’nin GOÜ arasında negatif ayrıştığından bahsetmiştik. Risk primleri başlığı altında da ülke ekonomisinin kendi iç dinamikleri ölçeğinde bazı başlıklar sebebiyle tekrar negatif ayrıştığını gözlüyoruz. Siyasal belirsizlik, Suriye, Rusya meseleleri ve genel olarak terör artışı nedeniyle TL’nin geçmiş dönemlere göre daha riskli bir para birimi olduğu söylenebilir. En azından genel anlamda kendi iç dinamikleri açısından bu kadar farklı riskler taşıyan bir para birimine dair riskler taşıyanlar için bu dönem TL risklerini azaltıcı karar almada rol oynayacağı söylenebilir.

Risklerin içeriklerine detayları olacak bakacağız. Bu aşamada vurgulamak istediğimiz kur yükselirken dış açık seviyesinde amaçlanan düşüş isteğinin gerçekleşmediği vurgusunu yapmak ve yakın gelecek açısından pozitif sinyal görülmediğini de eklemek.

Risk primlerinin bir artışı olarak; geçen yılın ilk sekiz ayında net 9,4 milyar dolar olan doğrudan yatırım girişi bu yıl aynı dönemde sadece 3,9 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu özet, sektörel bazda durumu inceleme gereğini de analizimizde ortaya çıkarıyor. Riskler ölçeğinde döneme en çok etki oluşturan “Turizm sektörü” detaylı inceleme yapacağımız aşama şu an.

TURİZM SEKTÖRÜ

Gayrimenkul sektöründe duymayan alıştığımız bir gerçek Turizm sektöründe de hakim. Turizm sektörü toplamda 55 sektör ile iç içe, istihdamın yüzde 10’luk dilimini karşılıyor. Yakın dönemde yaşanan jeopolitik riskler, Rusya krizi ve AB ile ilişkiler sonucu ciddi bir gelir kaybı mevcut.

Turizm sektörü ülke ekonomisinin cari açık azaltıcı-artırıcı etkisi olan sektörlerinden biri olduğu sektörün dinamiklerindeki beklenmeyen değişimler ile daha net hissediliyor. Daha net bir söylemle döviz geliri elde etme ihtiyacımızın bel kemiği olan bu sektöre karşı bağımlılığımız herhangi bir şok sonrası kısa dönemde toparlanamayacak bir duruma getiriyor cari açık seviyemizi.

Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrası gelen turist seviyesindeki azalma ve sektörde yapılan planlamaların aylar öncesinden yapılması kısa dönemde pazarın toparlanmasını zor kılıyor. Ayrıca ülke içinde yaşanan terör olayları tur şirketleri ve benzeri turistik grupların rotalarında Türkiye’ye yer vermesi olasılığını düşürüyor.

ENERJİ FİYATLARI

İthal edilen ürünler başlığında enerji içerikleri öne çıkıyor. Enerji ithalat bağımlısı olan Türkiye cari açık seviyesindeki kırılganlıklar içerisinde tıpkı turizm sektörü gibi Petrol, enerji ve diğer emtia fiyatları da önemli bir rol oynuyor.

Cari açığın azaldığı dönemlerde petrol fiyatlarındaki gerileme büyük bir pozitif etki yaratmıştı ekonomide, şu aşamada ülke içi risklerin belirginleştiği bir zaman dilimine de denk gelen petrol fiyatlarındaki yükseliş (56 dolar seviyesinde) çift yönlü negatif etki yaratarak en azından kısa vade de cari açıkta düzelme eğilimini zor kılıyor.

İŞSİZLİK

Peki tüm bu gelişmeler yaşanırken işsizlik ne durumda?

İç piyasadaki canlılık, yatırım yapma isteği, tüketici güveni gibi kavramların hepsinin özetinde; istihdam kavramının olduğu düşüncesindeyim. Dünya genelinde “davranışsal” kavramının öne çıktığı bu periyotta yaşama ihtiyacı içinde bulunanlardan işsiz kalanların sayısındaki artış-azalış durumun gidişi açısından en net göstergelerden biri.

İşsizliğin yüzde 11 seviyesinde seyir etmesi, Tüketici güven endeksinin yılın 2. Yarısı itibariyle azalması cari açık tarafındaki durumu tekrar negatif yönde teyit eden etkenlerden biri.

ÖZET;

Büyümeden ödün vererek amaçlanan düşük cari açık hamlesi, yüksek kur göze alınarak düşük ithalat-yüksek ihracat ile hedeflenirken beklenen sonuç gerçekleşmemiştir. İthalat yükselme sinyali verirken ihracat seviyesinde azalma gözlemlenmiştir. Detaylara inildiğinde; ülke ekonomisinde özel riskler ve küresel anlamda risklerin öne çıktığı ve özellikle “turizm ve enerji fiyatları” kırılganlığının negatif rol oynadığı dipnot düşülmüştür.

Sürecin devamında destekleyici unsur arayışımızda; İşsizlik ve büyüme kavramlarında bir toparlanma görülmemiş ve tüm şartlar altında piyasanın önem verdiği kur meselesinde ciddi bir artışın fiyatlanarak enflasyon üzerinde de yakın gelecekte yükseliş işaretine dikkat çekilmiştir. Tüm etkenler ile beraber cari açıkta 2017 yılı içerisinde artışın devam edeceği öngörüsüyle görüşümüzü noktalıyorum.