Ana sayfa Yazarlar Enver Erkan Enver Erkan &...

Enver Erkan – ABD’nin Ticaret Savaşı Cepheleri: Çin, AB ve NAFTA

ABD’nin ticaret savaşı cepheleri: Çin, AB ve NAFTA konuları…

Trump yönetiminden yapılan bir açıklama, Çin’in ABD’den ithalatını artırarak aradaki ticaret fazlasını 200 milyar USD düşürmeyi teklif ettiği yönünde oldu. Başbakan Yardımcısı Liu He’nin başında olduğu, Washington’da üst düzey görüşmeler yapan heyet, halen ticari anlaşmazlıkları çözmek için orada bulunuyor. Habere ilişkin ise net bir açıklama ABD tarafından yapılmadı; ancak Çin Dışişleri Bakanlığı; ticaret fazlasını 200 milyar dolar azaltma teklifinde bulunulduğu haberlerini yalanladı.

Çin’in (eğer doğruysa) ABD’den ithalatı artırarak ticaret fazlasını düşürme teklifi, hatırlayacak olursak ABD’nin önceki haftalarda Çin’den bulunduğu diğer taleplerle uyumlu…  Bu talepleri hatırlayacak olursak;

  • Çin, yatırım kısıtlamaları üzerinden ticareti engellemeyecek ve Çin tarafından uygulanacak her türlü yatırım kısıtlaması veya koşulları sıkı ve şeffaf olacak.
  • 1 Temmuz 2020’ye kadar Çin kritik olmayan sektörlerdeki tarifeleri düşürecek ve bu tarifeler ABD’ninkilerden yüksek olmayacak.
  • 2025 Çin Malı Projesi dahilindeki ürün ve sektörler de dahil olmak üzere ABD bazı kritik sektörlerde ithalat kısıtlaması veya tarife uygulayabilecek.
  • Çin, 2025 Çin Malı Projesi kapsamında kapasite fazlası oluşabilecek bazı ürünlerde sübvansiyonları ve hükümet desteklerini iptal edecek.
  • 1 Ocak 2019 itibariyle Çin zorla teknoloji transferine dair politika ve uygulamalarını geri çekecek.
  • Çin, ABD şirketlerinin ticari sır, entelektüel mülkiyet, işletme bilgisi, telif hakları gibi unsurlarının korunması konusunda hassasiyet gösterecek.
  • Çin, WTO nezdinde ABD ile ilgili yaptığı başvuruları geri çekecek.
  • Çin, ABD’nin uyguladığı tarifelere karşılık vermeyecek.
  • ABD’nin Çin’e olan ticaret açığı 2020’nin sonuna kadar en az 200 milyar USD düşürülecek.

ABD ve Çin arasındaki mal ticaretinde ABD’nin yıllık açığı geçen yıl 375 milyar USD’yi bulmuştu. Çin’in başta enerji, hammadde ve uçak gibi ithalatlarını ABD’nin lehine realoke etmesi gerekiyor. Bu durum aynı zamanda Çin’in ABD’ye ihracatında da önemli düşüşe neden olacağı gibi, Çin ekonomisini, ödemeler dengesi üzerinden aşağı yönlü baskılayabilir. Bu durumda da Çin’in GSYH büyüme hızını koruyabilmek için iç talebi artırması ve borçlanmayı artırması gerekebilir. Tabii para politikasını da genişletecek ve kredi büyümesinin hızlanmasını sağlayacak. Çin’in ödemeler dengesini bozulması CNY’yi değersizleştirir ve Çin’in tahvillerinin de aynı şekilde değer kaybederek faizlere yukarı yönlü baskı yapmasına neden olur.

Görsel: ABD’nin Çin ile olan yıllara göre ticaret açığı… (Kaynak: Bloomberg, GCM Araştırma)

Öte yandan, NAFTA görüşmelerinde de ilerleme sağlanabilmiş değil. Bu yüzden mevcut Kongre’den geçebilecek bir anlaşmanın sağlanabilmesi ihtimali de zaman geçtikçe azalıyor. Çünkü Cumhuriyetçiler, Kongre çoğunluklarını 2019 ile beraber kaybedebilirler. ABD, Meksika ve Kanada yaklaşık 8 aylık bir süredir anlaşma sağlayamadılar. ABD; Çin konusunda olduğu gibi Kanada ve Meksika’yı da çelik ve alüminyum ithalatında gümrük vergisi uygulama konusunda tehdit ediyor. Bu çelik ve alüminyum konusu AB açısından da önemli ve ilerleyen dönemde bu anlaşmazlık devam ederse AB ve Çin bir ortak cephe kurabilirler.

Otomobiller ve katma değer konusu başka bir önemli anlaşmazlık… Üç ülke arasındaki ticarette bir malın gümrüksüz satılabilmesi için belli bir katma değer yüzdesinin Kuzey Amerika’da yaratılmış olması gerekiyor. Otomobillerde bu oran yüzde 62,5’i buluyor. ABD yönetimi istihdamı artırmak amacıyla bu oranın yükseltilmesini ve şimdiye kadar anlaşma kapsamında olmayan otomobil parçalarında da ‘yerli üretim’ oranı aranmasını istiyor.

Bu ayın sonuna kadar bir anlaşma sağlanamazsa ABD’nin bu tarifeleri 1 Haziran’dan sonra devreye sokması mümkün. Meksika’da da 1 Temmuz’da genel seçimlerin olduğunu düşünecek olursak zaman daralıyor.

 

Çin ve ABD Arasındaki Ticaret Savaşı…

04.04.2018

ABD’nin Çin’e yönelik açıkladığı 1.300 ürünü kapsayan ve genel olarak yüksek teknolojili ürünleri kapsayan %25 ek gümrük vergisi planına Çin de karşılığını verdi. Buna göre Çin de ABD’’den ithal edilen 106 ürüne gümrük vergisi getirdi. Çin ABD’ye göre daha az üründe tarife uygulayacak gibi görünse de, toplamda faturanın büyüklüğü aynı, 50 milyar USD, yani Çin bir anlamda aynı oranda ABD’ye karşılık vermiş oldu ve karşılıklı adımlar atılarak sorunun çözülmesi olasılığını azaltıyor. Çin’in tarife getirdiği ABD malları arasında soya fasulyesi, otomobil, kimyasal madde, uçak gibi bir ürün yelpazesi var. Elbette makroekonomik ve şirketsel anlamda yansımalar söz konusu olacaktır.

Bir tarafta Çin’i teknoloji transferi gerekçesiyle suçlayan ve kendi şirketlerinin fikri mülkiyet haklarını güvence altına almayı amaçladığını söyleyen Trump, diğer yanda Trump’ın her hamlesine karşılık vereceğini gösteren bir Çin. ABD şu anki haliyle dış ticaretteki en memnuniyetsiz ülke konumunda. Bir tarafta Çin’e karşı korumasını artırmak isterken, bir yandan da kendi şirketlerinin büyümesini, kar etmesini sağlamak istiyorlar. Çünkü Çin bu “teknoloji transferi”ni çok daha ucuza mal ediyor ve ucuz işçilik maliyetleri de bunun üzerine eklendiğinde gümrük tarifesi eklenmemiş bir Çin malı ABD piyasasında daha ucuz olabiliyor. Aynı şey, başka ürünler için de geçerli. Mesela çok yüksek beygir gücüne sahip ve ciddi yakıt tüketimi yapan Amerikan otoları yerine yakıt tasarrufunu daha çok yapan Japon otolarının Amerikan yollarında daha çok görünmesi gibi… Veya Avrupa mallarının… Ki, Trump bu noktadan sonra belki Almanya’nın da peşine düşebilir.

İlk görselde Dünya Ticaret Örgütü (WTO) nezdindeki anlaşmazlıkların, şikayetlerin sayılarını görüyorsunuz. ABD’nin en çok Çin, Avrupa Birliği, Kanada, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Meksika’yı hedef aldığını görüyoruz. Önümüzdeki hafta NAFTA görüşmeleri de risk taşıyor mesela, ABD’nin birlikten çıkış tehditlerini sürdürmesi küresel ticarete zarardan başka bir şey getirmez gibi ve ABD’nin hamlelerinin mutlaka karşılık göreceğini de Çin misillemelerinden görme şansımız olacak. Özellikle bu konuda Çin ile ortak tavır takınan Avrupa’dan endişeli olabiliriz. Bu arada Çin’in WTO’ya ne kadar şikayet edildiğini bu görselden gösterelim; tahmin edildiği üzre Çin’den en memnuniyetsiz olan ABD…

ABD’den soya ithalatına Çin’in getirdiği tarifelere bakacak olursak; bu durum hangi ülkeyi nasıl etkileyecek, buna bakalım. Dünya soya üretiminin liderleri;

  • 1) ABD (108 milyon metrik ton)
  • 2) Brezilya (86,8 milyon metrik ton)
  • 3) Arjantin (53,4 milyon metrik ton),
  • 4) Çin (12,2 milyon metrik ton),
  • 5) Hindistan (10,5 milyon metrik ton),
  • 6) Paraguay (10 milyon metrik ton),
  • 7) Kanada (6 milyon metrik ton),
  • 8) Ukrayna (3,9 milyon metrik ton),
  • 9) Bolivya (3,3 milyon metrik ton) ve
  • 10) Uruguay (3,2 milyon metrik ton) olarak sıralanıyor.

Bu noktada Çin eğer soya ithalatını toplamda azaltmazsa bu diğer pazarlarla ABD ithalatının ikame edilmesi ihtimalini ortaya çıkaracaktır. Bu durumda en avantajlılar Brezilya ve Arjantin gibi durmaktadır. Yani Çin bu faturayı ABD’ye değil başka ülkelere ödemeye devam eder. Brezilya ve Arjantin’in üretim kapasiteleri ABD’ye göre daha sınırlı olduğundan ABD ürettiği fazla soyayı başka ülkelere satabilir.

Soya fiyatları bu durumdan derinden etkilendi tabii; genel olarak tarım emtia grubunda da geçiş etkisinden aşağı yönlü baskı oluştu. Sanayi metalleri de “tarife” gerginliğinden düşüşte, zaten daha öncesinde ABD’nin çelik ve alüminyum ithalatına vergi getirmesi önemli bir negatiflikti. Soya fasulyesi fiyatı Şubat seviyelerine doğru gerilemiş durumda.

Topyekün bir ticaret savaşının bizim ülke ekonomimize etkisi bakımından SN. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in Twitter’da paylaştığı ticaret açıklığı (ihracat ve ithalat toplamının GSYH’ye oranı) oranlarını veriyoruz. Bu oranın en yüksek olduğu ülkelerin ticaret savaşlarından daha olumsuz etkileneceği gibi bir sonuç çıkartabiliriz. Türkiye bu sıralamada altlarda yer almaktadır. Dünya ortalaması %90,6 iken bizde bu oran %49,3’tür. Yani bu yaklaşımdan çıkan sonuç, Türkiye’nin böyle bir durumda sınırlı etkileneceği şeklindedir.