Ana sayfa Haberler Türkiye Banka...

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi Adı Kullanılarak Yapılan Dolandırıcılık Girişimleri Hakkında Kamuoyu Duyurusu

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi adı kullanılarak yapılan dolandırıcılık girişimleri hakkında

Kamuoyu Duyurusu

Telefonda kendilerini Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi temsilcisi olarak tanıtan bazı şahısların Risk Merkezi Raporu temin etmek için “evrak ücreti”, “kargo ücreti”, “para iadesi” gibi çeşitli başlıklar altında para talep ederek dolandırıcılık eylemlerinde bulunduklarına ilişkin bilgi edinilmiştir.

Bu tür dolandırıcılık girişimleri hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür:

Risk Merkezi Raporu başvuruları www.turkiye.gov.tr adresli e-Devlet Kapısı internet sitesinde yer alan “Risk Merkezi Raporu Başvurusu” adımından veya www.riskmerkezi.org adresinde detayları belirtilen şekillerde yapılabilir. e-Devlet Kapısı üzerinden her ay bir tane rapor ücretsiz olarak temin edilebilir.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi çalışanları “raporunuzu hazırlamak”, “raporunuzu kargoya vermek”, “rapor ücreti veya KDV iadesini yapmak” için sizi telefonla aramaz ayrıca telefon ile ücret tahsil talebinde bulunmaz.

Rapor başvurusu yapan kişilere başvuru anında rapor ücreti ve varsa rapor teslimine ilişkin masraflar belirtilir. Belirtilenlerin dışında, daha sonra başka ücret talep edilmez.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’ne atfen yapılan telefon aramalarına itibar edilmemeli, bir dolandırıcılık olayına maruz kalmamak için kişisel bilgiler asla paylaşılmamalıdır.

Bu tür dolandırıcılık eylemleriyle karşılaşanların ivedilikle savcılık ve/veya emniyet müdürlüklerine başvurması gerekmektedir.

Kamuoyunun bilgilerine sunarız.

Saygılarımızla,

Türkiye Bankalar Birliği

 

Gerçeği yansıtmayan haberlere ilişkin Kamuoyu Duyurusu

29 Nisan 2019 tarihinde Thomson Reuters Haber Ajansı tarafından yayılan “Bankalar artan fonlama maliyetlerini kredi faizlerine yansıtmaya başlarken…” başlıklı haberde, kamuoyuna kredi faiz oranlarındaki değişmeye ilişkin bilgi vermenin ötesinde objektif olmayan, rasyonel analizlere dayanmayan, gelir-geçer nedenlere dayalı, sınırlı sayıda görüşmeye bağlı kalan, içeriği sığ, gerçeklerden uzak değerlendirmelere yer verilmiştir.

Haberde faiz oranlarında farklı zamanlarda ve farklı nedenlere dayalı olarak ortaya çıkan gerçekleşmeler, sanki güncelmiş gibi aktarılmakta, yetkili olup olmadığı belli olmayan kişilere atfen faiz oranlarının ileriye yönelik seyri konusunda beklentileri yönlendirici ve genellemelerin yapıldığı değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu yorum ve değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır.

Değerlendirme, yorum, ilişki, davranış ve verilen kararlarda ülkemizin çıkarları en üst düzeyde kollanmalı, spekülatif davranışlardan uzak kalınmalıdır.

Diğer taraftan, bankalarımız da dahil olmak üzere hepimizin yüksek sağduyu ile hareket etmesi, karar verirken sonuçlarını çok yönlü olarak analize tabi tutması gerekmektedir. Bu yaklaşımla, piyasa kuralları ve düzenlemeler çerçevesinde mevduat ve kredi faiz oranlarının belirlenmesinde, içinden geçmekte olduğumuz dönemin şartları ile iç ve dış piyasalardaki gelişmeler bir bütün olarak gözetilmelidir.

 

Türkiye Bankalar Birliği Standard and Poors’un Açıklamalarına Cevap Verdi

20.02.2019 – Türkiye Bankalar Birliği Standard and Poor’s derecelendirme şirketinin açıklamalarına ilişkin Kamuoyu Duyurusu yaptı. Duyuruda şu açıklamalar yapıldı:

Bazı basın ve yayın organlarında, 19 – 20 Şubat 2019 tarihlerinde yer alan haberlerde derecelendirme şirketi Standard and Poor’s analistlerinin Türkiye’de bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak ve sorunlu kredilere ilişkin açıklamaları yer almıştır. Türkiye Bankalar Birliği, Şirketin açıklamalarının en kötü varsayımlara dayalı senaryoların ürünü olması nedeniyle temelsiz olduğu, son dönemdeki toparlanmayı dikkate almadığı, Türkiye’nin kendine has özelliklerini ve gücünü, bankacılık sektörünün tecrübesini ve reel sektörün dinamizmini yansıtmadığı görüşündedir.

Kamuoyunun daha iyi bilgilendirilmesini teminen, aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür:

Bankacılık sektörünün aktif kalitesinin ölçülmesi ve raporlanması için yapılan temel düzenleme; bankaların kredilerinin beklenen zarar karşılıklarının ayrılması amacıyla sınıflandırılmalarını gerektiren düzenlemedir.

2018 yılının başından itibaren uluslararası iyi örneklere tam uyumlu olan düzenleme ile ülkemizde kredi zararlarının muhasebeleştirilmesi, kredilerin sınıflandırılması, yeniden yapılandırılması, teminatların dikkate alınması, aktiften silinmesi, belgelendirme ve raporlama konularında önemli değişiklikler yapılmıştır.

Kredilerin sınıflandırılmasında “kredi riskinde önemli artış” kavramı önem kazanmıştır. Geçen yılda yaşanan dış gelişmeler, kur ve faiz artışı çerçevesinde bu kavram dikkate alınarak yapılan hesaplamalar nedeniyle, “ödemelerde bir sorun olmasa da ileride olabilir” yaklaşımı ve bankaların ihtiyatlı tutumlarının da etkisiyle, yakın izlemeye alınan kredilerde artış olmuştur.

Ancak, bankaların kendi bünyelerinde geliştirdikleri modellerin sonucu belirlenen “kredi riskinde önemli artış” nedeniyle ikinci gruba alınan krediler sorunlu kredi olarak değerlendirilmemelidir.  Değerlendirmenin, “kredinin ilk verildiği tarihe göre kredibilitesinde kısmen azalma olabileceği” şeklinde yorumlanması daha doğru olacaktır. Kaldı ki, zorlu geçen yakın dönemlere ilişkin verilere göre yakın izlemedeki kredilerin takibe intikal oranı yüzde 5’ler seviyesindedir.

Bu sınıftaki kredilere takibe atılmış ve donuk alacak haline gelmiş kredi muamelesi yapılması son derece yanlıştır. Sektörün aktif kalitesindeki bozulmanın yüksek olacağına ilişkin değerlendirme yapılması hem bankacılık, hem de reel sektör için büyük bir haksızlıktır.

Bu nedenle, ileriye yönelik yapılan tahminler ve hesaplamalara göre ikinci grupta, yakın izlemedeki kredilerin tamamının sorunlu hale geleceğine ilişkin değerlendirme doğru değildir. Ülkemiz realitesi ile de uyuşmamaktadır. Türkiye’nin ekonomik zorluklarla baş etme becerisini, bankacılık sektörünün risk yönetim tecrübesini, özel sektörün gerçek gücünü ve dinamizmini dikkate almaksızın, sadece uluslararası standart hesaplamalara göre yapılan statik bir değerlendirmenin Türkiye gerçeğini yansıtmadığı düşünülmektedir.

Yakın izlemeye alınan kredi müşterilerinin tamamına yakını faaliyetlerini sağlıklı olarak sürdürmektedir. Türkiye’nin güçlü girişimcileri tarafından yönetilmektedir. Yurtdışında yerleşik ortakların mali yapılarında bozulma olsa dahi bunların Türkiye’deki şirketlerinin faaliyetleri de katma değer oluşturmaya devam etmektedir. Diğer yandan, yurtdışındaki bankacılık düzenleme ve denetleme kuruluşları tarafından da çok yakından izlenmekte olan yurtdışı yerleşiklere ait ülkemizdeki bankaların faaliyetleri, yerleşik bankalarımıza benzer şekilde devam etmekte, bahsi geçen derecelendirme şirketini yanlışlamaktadır.

Bankacılık sektörümüz güçlü ve sağlıklı bir yapıdadır. Beklenmedik risklere dayanabilecek donanıma ve bunları yönetebilecek tecrübeye sahiptir. Sektör ihtiyatlı bir yaklaşımla muhtemel riskler için yeterli kredi karşılıklarını ayırmıştır. Yakın dönemde yaşanan çok sayıda ve yüksek şiddetli şoklara dayanmış ve ekonomik faaliyeti finanse etmiştir. Ekonomimizin performansındaki toparlanmanın da olumlu etkisiyle ekonomiye olan desteğini sürdürmeye devam edecektir.

 

Standard and Poors Ne Demişti?

20.02.2019 – Kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s dün bir telekonferans düzenleyerek ekonomi ve bankacılık sistemine ilişkin görüşlerini paylaştı. Kuruluş, önümüzdeki oniki ay içinde takipteki alacakların kredilere oranının %8’e çıkabileceğini ve TL’nin 2022 sonuna kadar kademeli şekilde değer kaybedebileceğini öngörüyor. S&P cari açıkta gözlenen toparlanmayı ise ekonomideki sert daralmanın bir sonucu olarak gördüğünü belirtti. Bununla birlikte kuruluş Türkiye’nin kamu borcunun nispeten düşük olduğunu, acil finansman ihtiyacı duymayacağını ve IMF programına başvurmasını beklemediklerini vurguladı. Kuruluş 2019’da ekonomide %0,5 daralma ve enflasyonda yıllık %16 artış bekliyor. S&P, banka aktifleri ve dış borçlanmasını, ABD ile ilişkileri, mali yapının korunmasını, seçim sonrası politika adımlarını ve şeffaflığı yakından takip edilecek en önemli konular olarak sıraladı.