Ana sayfa Güncel Piyasa Yorumları Tarımda İyi H...

Tarımda İyi Haber: Hububatta Destek 2 Katına Çıkıyor

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli dün yaptığı açıklamada buğday, arpa ve kuru hububatta gübre desteğinin 4 TL’den 8 TL’ye çıkarılacağını bildirdi. Bu kararla çiftçinin alım gücünün artması hedefleniyor.

Emtia olan buğday ve arpa ülke içi gıda ve gıda sanayisinde üretimle ilişkili olduğu kadar hayvancılık için de önemli bir girdi. Bu nedenle söz konusu destekte hububat grubuna ayrıcalık tanındığı düşünülüyor. Bundan bir ay önce Bakan Pakdemirli, gübre fiyatlarında %15 indirim yapıldığını, buğday ve arpa prim desteği yükseltildiğini bildirmişti. Yapılan açıklamada tarım kredi kooperatiflerinin sattığı gübreler üzerinden %15 indirim yapılacağını duyurmuştu. Şimdi alınan bu kararla birlikte gübre ve hububat desteği artmış oldu.

İş Yatırım konuyu şu şekilde değerlendirdi:

TL’de gözlenen değer kaybı nedeniyle geçtiğimiz aylarda gübre fiyatlarında artış gözlenmişti, bu da çiftçileri olumsuz etkileyen bir gelişmeydi. Haberin talebi canlandıracağı için gübre şirketleri Gübretaş GUBRF, Bağfaş BAGFS ve Ege Gübre EGGUB için olumlu olacağını düşünüyoruz.

 

 

Bakan Pakdemirli: Gıda Kayıp ve İsraflarının Sonlandırılması İçin Yeni Çalışma Başlatacağız

18.10.2018

“2030’a kadar dünyada açlığa son vermenin yolu, sürdürülebilir tarımdan geçiyor”
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası–TÜGİS, Sürdürülebilirlik Akademisi ve Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün iş birliğinde gerçekleşen Sürdürülebilir Gıda Konferansı’nda bir konuşma yapan Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Önümüzdeki günlerde üreticiden tüketiciye, gıda kayıp ve israfların sonlandırılması amacıyla yeni bir çalışma başlatacağız” dedi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Avrupa ve Orta Asya Bölge Temsilcisi ve Genel Direktör Yardımcısı Vladimir Rakhmanin de “Açlık, dünyada uzun süreli bir düşüşten sonra yeniden yükselişte. Şu anda 821 milyondan fazla insan kronik beslenme yetersizliğiyle karşı karşıya bulunuyor. Açlık çeken insanların çoğu, savaşların ve çatışmaların olduğu ülkelerde yaşıyor. Tek bir gelecek var ve onun nasıl olacağını bizim tercihlerimiz belirleyecek” diye konuştu.

Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Sürdürülebilir Gıda Konferansı, gıda sektörünün tüm paydaşlarının sürdürülebilir gıda tedariki ve tüketimi konularını tartıştıkları bir platforma sahne oldu. Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletler’in 2030 yılına kadar açlığa son verme hedefinin ulaşılabilir olduğunu, bunun yolunun da sürdürülebilir tarımdan geçtiğini söyledi. 2050 yılında dünya nüfusunun 9,7 milyara yükseleceğinin tahmin edildiğini hatırlatan Bakan Pakdemirli, “Bu nüfusu beslemek için tarımsal üretimin yüzde 50 oranında artması gerektiğini hatırlayacak olursak, gıda israfının azaltılması hayati bir önem taşıyor. Geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmeden önce harekete geçilmeli” dedi.

Türkiye’de sürdürülebilir tarım konusunda sulama verimliliğini artırma, arazi toplulaştırma gibi çalışmaların yürütülmekte olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, “Bu alandaki bilgi birikimi ve teknik kapasitemizle Orta Asya’da FAO ile ortak proje yürütüyoruz. Bunun yanı sıra Balkanlar ve Afrika’da da benzer çalışmalar yapıyoruz” diye konuştu. Pakdemirli, Bakanlık olarak, önümüzdeki günlerde üreticiden tüketiciye, gıda kayıp ve israfların sonlandırılması amacıyla yeni bir çalışma başlatılacağını açıkladı.

FAO: Eylemlerimiz geleceğimizdir…

FAO Avrupa ve Orta Asya Bölge Temsilcisi ve Genel Direktör Yardımcısı Vladimir Rakhmanin de sürdürülebilir gıdanın geleceği hakkındaki görüşlerini paylaşırken, “Açlık, dünyada uzun süreli bir düşüşten sonra yeniden yükselişte. Şu anda 821 milyondan fazla insan kronik beslenme yetersizliğiyle karşı karşıya bulunuyor. Açlık çeken insanların çoğu, savaşların ve çatışmaların olduğu ülkelerde yaşıyor. Açlığın sona ermesi için herkesin sorumlu adımlar atması gerekiyor. Bugünkü eylemlerimiz bizi açlığın olmadığı bir geleceğe götürecek. Tek bir gelecek var ve onun nasıl olacağını bizim tercihlerimiz belirleyecek” ifadelerini kullandı.

Reis: “Harekete geçmezsek iklim değişikliğinin etkileri daha yıkıcı ve maliyetli olacak”
“Çizgiyi çekmek gerek” başlıklı konuşmasına Kastamonu’daki kendi köyünden örnekler vererek başlayan ve 1990’dan sonra Türkiye’nin yüzlerce köyünün terk edildiğini vurgulayan Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis ise şunları kaydetti: “Oysa üretim artmalı, israf önlenmeli. Sürdürülebilir dünya düzeni için gelecekteki tüm canlıların yaşam hakkına saygı duymalıyız. Harekete geçmezsek küresel iklim değişikliğinin etkileri daha yıkıcı ve maliyetli olacak.”

En önemli trend, tüketicinin güçlenmesi…

Sürdürülebilir Gıda Konferansı’nda ‘Gıda sistemlerinde küresel vizyondan yerel fırsatlara’ başlıklı panele katılan Food&Drink Federation’ın Başkanı Ian Wright, günümüzdeki en önemli trendi ‘tüketicinin güçlenmesi’ olarak gördüğünü, bugüne kadar sektörde rolü ihmal edilen tüketicilerin giderek ön plana çıktığını söyledi. Wright, gıda güvenliği için çevre, sağlık ve ekonomi açısından sürdürülebilirliğin önemli olduğunu vurguladı.

Tütüncü: “İsrafsız ve verimli üretim, maliyet enflasyonunu önlemede etkili bir yöntem”
Aynı oturumda görüşlerini açıklayan Yıldız Holding CEO’su Mehmet Tütüncü de dünya kaynaklarının dikkatli ve daha verimli kullanılmasının gündemdeki önemli konulardan biri olduğuna dikkat çekerek, ham madde alımından ürünün tüketiciye ulaşıncaya kadar olan sürecinde israfsız ve verimli üretimin hem gıdanın tüketiciye maliyeti hem de kaynakların verimli kullanılması bakımından maliyet enflasyonunu önlemede kalıcı ve etkili bir yöntem olduğunu söyledi.

Tütüncü, Yıldız Holding’in sürdürebilirlik alanında yaptığı çalışmalarla ilgili şunları kaydetti: “Ülker olarak üretim ve tedarik zincirinin her aşamasında lezzetli, güvenilir, kaliteli ürünler sunuyoruz. Geri dönüşüm ve geri kazanım yöntemleriyle düzenli depolamaya giden atık miktarımızı yüzde 8’e indirdik. Atıklarımızın yüzde 92’sini geri dönüştürüyoruz. Türkiye’de bir ilk olarak koyduğumuz karbon salımı olmadan büyüme hedefimizi de sürdürüyoruz”

Sıfır açlığı sağlamak için toplum sözleşmesi yapılmalı

“2030’da #açlığa son vermek mümkün mü” başlıklı oturumda Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, bu hedefin gerçekleşebilmesi için her ülkenin gıdaya erişim konusunu Anayasal güvence altına alması, küçük aile çiftçiliğinin desteklenmesi, gelişmekte olan ülkelerde üretici şirketlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Gülçubuk, “Kırsal kalkınma ne kadar gecikirse açlık o kadar artıyor. Sıfır açlık hedefine ulaşmak için zengin ülkeler ve özel sektör elini taşın altına koymalı. Tıpkı ünlü filozof Jean Jacques Rousseau’nun önerdiği gibi, bugün de bir toplum sözleşmesine ihtiyaç var” dedi.

“Türkiye, küresel açlığın giderilmesi için üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getiriyor”
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Volkan Güngören, Türkiye’nin küresel insani yardımda dünyada ilk sırada yer aldığını ifade ederek, “Suriye krizi sonrası 3,5 milyardan fazla sığınmacı ülkemize kabul edildi. Diğer ülkelerden de 750 binden fazla sığınmacı bulunuyor. İngiliz kuruluşu Development Initiatives’in 2018 yılında yayımladığı rapora göre Türkiye, 2017 yılında 8 milyar ABD Doları tutarında küresel insani yardım yaptı. Bunun GSMH içindeki yüzde 0,85 payıyla dünya birincisiyiz. Küresel açlığın giderilmesi için Türkiye olarak üzerimize düşen görevi fazlasıyla yerine getiriyoruz” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: “Yağmur suyunu hasat etmeliyiz”

‘Sürdürülebilir tarım için noktaları birleştirmek’ başlıklı oturumda konuşan İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, 2100 yılına kadar yaz aylarında sıcaklığın 4 ila 7 derece arasında artmasının öngörüldüğünü hatırlatarak, “Uganda bile bunu görerek kahve üretimi bölgelerini koruma altına aldı. Türkiye’de de bu alanda planlama ve uyum çalışmaları yapılması gerekiyor. İklim değişikliği, iklim risk yönetimi ve kalkınma politikaları birlikte düşünülmeli” dedi. İklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerinin olumsuz olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kadıoğlu, yağmur hasadının yeniden yaygınlaştırılmasını önerdi.

Tarım İşletmeleri (TİGEM) Genel Müdürü Ayşin Işıkgece, sürdürülebilir tarım için sertifikalı tohumun büyük önem taşıdığını belirterek, “Türkiye’nin toplam 1,5 milyar ton sertifikalı tohum ihtiyacı var. Bunun ancak 503 bin tonu yani yüzde 33’ü karşılanabiliyor” dedi.

İyi Gıdaya Giden Yol

Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç, ‘İyi Gıdaya Giden Yol’ oturumunda Good Food ile ilgili yapılan çalıştayın çıktılarını konferans dinleyicileriyle paylaştı. Sevinç, “Nielsen ve Sürdürülebilir Markalar iş birliğiyle yapılan İyi Yaşam (Good Life) Araştırmasında, 14 farklı sektörde iyi yaşama katkı koyan markaları seçen tüketiciler, iyi gıda için de benzer bir seçim yaptılar” dedi.

‘Beslenme: Daha İyi Gıda’ konusu için yan etkinlik düzenlendi

‘Dünya ve Türkiye ekonomisi nereye gidiyor?’, ‘İnovasyon ile gıda sistemlerini değiştirme’ ‘Sürdürülebilir gıdada başarının sırrı: Tedarik zinciri’, ‘Tarım ve gıda sektöründe dijital devrim: Türkiye için fırsatlar’, ‘Yeni normal: Sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme’, ‘Sorumlu iletişim ve pazarlama: Tüketici kodlarını çözmek’, ‘Organik gıda: Üretimden Tüketime’ başlıkları altında oturumlar düzenlenen konferansta, bu yıl ayrıca birçok uzmanın katılımıyla ilk kez beslenme yan etkinliği de gerçekleştirildi. ‘Beslenme: Daha İyi Gıda’ yan etkinliğiyle doğru beslenme farkındalığı, yerel gıda kültürü, gastronomi, organik gıdalar, alternatif beslenme modelleri, özel risk grupları ve kamu politikaları üzerine beslenme konusunun çok boyutlu farklı oturumlarla irdelenerek birey ve toplum sağlığının dinamiklerinin ölçülmesi amaçlandı.

İş dünyasının desteği artarak sürüyor

Sürdürülebilir Gıda Konferansı’nda Sürdürülebilir Tarım Ana Sponsoru Reis Gıda olurken, Platin sponsorlar olarak Ülker ve Pınar, Altın Sponsor olarak Aromsa ve İntertek, Gümüş sponsor olarak CHEP Türkiye ve Aroma, Bronz sponsor olarak da Söke Değirmencilik, Kalite Sistem Mérieux NutriSciences, Karadeniz İhracatçı Birlikleri, Danfoss, Denizbank, Söke Değirmencilik, ÇEVKO, ProGrup, Ülker Eksper, Cargill, Sunar, Balparmak ve Superfresh destek verecek.

Bakandan Tarım Sektöründe İndirim, Destek ve Takip Açıklamaları

25.09.2018

Gübre fiyatlarında %15 indirim yapıldı, buğday ve arpa prim desteği yükseltildi. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli yaptığı açıklamada tarım kredi kooperatiflerinin sattığı gübreler üzerinden %15 indirim yapılacağını duyurdu. Çeşitli haber kaynaklarında yer alan haberlere göre söz konusu indirim kimyevi gübreleri kapsıyor. Verilen örneğe göre DAP gübresinin fiyatı 3250 TL’den 2900 TL’ye düşücek.

Bakan Uyardı: Takipteyiz

Tarım ve Orman Bakanı enflasyona neden olan ve tarımsal üretimi olumsuz etkileyen aşırı fiyat artışı yapan firmaların da ayrıca takibe alındığını açıkladı.

Yapılan açıklamada ayrıca buğday ve arpa desteğinin de yükseltilerek, prim desteğinin 5 kuruştan 10 kuruşa çıkarıldığı belirtildi. Bu haber uzmanlar tarafından hem çiftçiler açısından hem de yem fiyatlarına katkı sağlaması açısından hayvancılık sektörü nezdinde olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.

İş Yatırım konuya borsadaki şirketler açısından yaklaşırken, şu yorumda bulundu:

“Haberi gübre şirketleri için hem olumlu hem olumsuz olarak değerlendiriyoruz. Çiftçilerin alım gücünü artırarak yavaşlayan gübre talebini canladıracağı için, bu kararı olumlu değerlendiriyoruz. Aynı zamanda kooperatiflerin bu kararla beraber gübre şirketlerine peşin veya ön ödemeli alım yapacağı haberi gündemde. Böylelikle işletme sermayelerini iyileştireceği için gübre şirketlerine olumlu yansıyacaktır. Ancak kooperatiflere yapılan satışlarda fiyat indirimleri yapılması gerektiği için gübre şirketlerinin gelir ve marjları açısından ilk aşamada olumsuz olabilir.

GUBRF Gübretaş’ın gelirlerinin %70-75 oranında Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerine gerçekleşiyor. Ayrıca şirketin gelirlerinin %25’i, indirime konu olan DAP ve diğer fosfat bazlı gübrelerden oluşuyor.

Tarım sektörüne açıklanan teşviklerin traktör satışlarına indirekt olumlu etkisinin olmasnı bekliyoruz. TTRAK için olumlu.”

 

Doktar Araştırması: Çiftçilerin Yarısından Çoğu Maliyet Hesabı Tutmamakta

16.07.2018

Doktar, ‘‘Çiftçinin Nabzı Araştırması’’ sonuçlarını açıkladı 

En önemli bulgu çiftçinin maliyet analizi, sigorta yaptırma gibi finansal yetkinliklerinin ve yetiştiricilikte modern ziraat tekniklerini uygulama alışkanlığının zayıf olduğu, bunlara bağlı olarak gelirlerinin giderek düştüğü ve işine yatırım yapamadığı olarak ortaya çıktı.

Doktar’ın bu sene ilk defa gerçekleştirdiği Çiftçinin Nabzı Araştırması, Türk zirai üreticisinin yetiştiricilik alışkanlıklarını, gelir değişimini, finansman ve maliyet hesabı uygulamalarını, ürün satış tercihlerini, zirai bilgilerini, yaşama ve teknolojiye karşı bakışlarını, en önemli sorunlarını ve marka tercihlerini ortaya koyarak sektöre yol göstermeyi amaçlıyor.

Türkiye’nin 81 ilinde, 3000’den fazla üretici ile yapılan Çiftçinin Nabzı, kotalı örneklem ve bilgisayar destekli telefonla görüşme yöntemiyle (CATI), Nisan 2018-Mayıs 2018 arasında yürütüldü ve elde edilen sonuçlar Türkiye bölgesel ürün dağılımlarına göre ağırlıklandırılarak raporlandı.

Çiftçilerin yarısından çoğu maliyet hesabı tutmamakta, vade kullananların yarısı ödediği faizi bilmemektedir. 

Sorulan sorular neticesinde üreticilerin %56’sının maliyet hesabı tutmadığı, vade kullanan çiftçilerin ise %48’inin ödediği faizi bilmediği görülüyor. Ayrıca vadeli çalışan çiftçilerin banka, bayi, kredi kooperatifi, tüccar ve fabrika gibi seçeneklerden hangilerini tercih ettikleri ve banka ile çalışmayan çiftçilerin neden bankayı tercih etmedikleri araştırmanın sonuçları arasında yer almakta.

Finansal okur-yazarlık ile ilgili soruların yanında çiftçilerin sigortacılık alışkanlıkları ile ilgili olarak, Türkiye genelinde tarım sigortası yaptıranların orannın %20’lerde kaldığı, Doğu Anadolu’da ise bu oranın çok daha bir düşük seviyede olduğu görülüyor.

Lisanslı depoculuk çiftçi tarafından bilinmiyor; ürünü tüccara, hasatta, ucuza satıyor 

Çiftçinin Nabzı araştırmasında, üreticiye ürününü nasıl, hangi koşullarda kime sattığı ve parasını ne zaman aldığı sorulmuş ve sonuçlar analiz ederek kamuoyuna sunuldu. Bulgulara göre, çiftçi malını en çok tüccarlara (%59) satıyor, birlikler ve fabrikalar daha sonra geliyor. Doğrudan son tüketiciye satış yapan çiftçi oranının ise %10 olduğu görülüyor. Çiftçiler girdilerini ağırlıklı olarak 1 bayiden temin ediyor ve pazarlık güçlerini geliştiremiyorlar. Çiftçilerin %70’i parasını hasatta alıyor. Her 4 çiftçiden 3’ü lisanslı depoları hiç duymamış; kullananların oranı ise %2’yi geçmiyor.

Yetiştiricilik alışkanlıkları açısından modern ve bilgiye dayalı teknikleri uygulama oranları çok düşük kalmakta; en iyi uygulamalar Çukurova ve Akdeniz’de yapılmakta 

Çiftçinin Nabzı araştırmasına göre üreticilerin yarısından fazlası toprak analizi yaptırmıyor ve düzenli olarak bir ziraat mühendisi ile çalışmıyor. Zirai teknikler konusunda en iyi uygulama oranları Çukurova ve Akdeniz bölgesinden çıkarken ürün grubu olarak bakıldığında “Tahıl” grubu bu uygulamalarda zayıf kalıyor.

Araştırmada ayrıca tarımsal faaliyetleri ve davranışlarını detaylı sorular ile inceledi. Çiftçilerin alım-satım kararları üzerinde etkisi olan taraflardan bayilerin, İl/İlçe Tarım Müdürlüklerinin, ziraat odalarının, serbest danışmanların ve ilaç ile gübre satış temsilcilerinin çiftçi ile etkileşimleri ölçüldü, bölgesel ve ürün grubu bazında daha etkili oyuncular belirlendi.

Finansal ve yetiştiriclik yetkinlikleri gelişmeyen çiftçinin geliri düşüyor, tarlasına yatırım yapamıyor. 

Araştırma, üreticilerin büyük bir bölümünün (%84) para biriktiremediklerini ve tarlaları için yeni yatırım yapmadıklarını ortaya koydu. Diğer taraftan çiftçilerin arazilerini satmayı düşünmediği (%84) ve çiftçiliğe devam etmek istediği görülüyor.

Türk çiftçisi toprağına bağlı ancak para kazanamıyor, işinden gururlu ancak üreticiye saygı duyulmadığını düşünüyor 

Her 4 çiftçiden 3’ü yaptığı işten gurur duymakta ancak kendi çocuklarının bu işe devam etmesine sıcak bakanların oranı %30’larda kalmakta. Çiftçilerin yarısından fazlasının yaptıkları işin toplumda saygı görmediğini düşündüğü de araştırmanın bulguları arasında.

Üreticinin medya ve teknoloji kullanımı alışkanlıkları incelendi; en çok izlediği kanallar, girdiği siteler ve uygulamalar belirlendi 

Türk çiftçisinin %88’inin 10 yıl ve üzeri zamandır çiftçilik ile uğraşmakta olduğunu belirlenen araştırmada, çiftçilerin televizyon, internet ve telefon alışkanlıkları da analiz edildi.

Sonuçlar çiftçilerin yarısının herhangi bir akıllı telefon uygulaması kullandığını ancak teknik konularda, web sitesi, servis ve uygulamalara başvuran çiftçilerin oranının halen oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte çiftçi büyüklüğü ve yetiştirilen ürünün değeri arttıkça teknik bilgi kaynaklarına ilgi ve erişim artıyor.

Araştırmada, çiftçilere hizmet veren tüm bankalar ve zirai girdi şirketlerine yaklaşımları da soruldu. İlaç, traktör, tohum ve sulama markalarının bilinirlikleri, bölgelere ve ürün gruplarına göre gruplanarak sunuldu.

Araştırma ilgili açıklama yapan Doktar Genel Müdürü Tanzer Bilgen; “Doktar Tarımda dijital dönüşüm ile katma değeri artırmayı amaçlayan bir şirket, bunu başarabilmek için 3 şeyi çok iyi bilmemiz gerekiyor: bitkiyi, teknolojiyi ve çiftçiyi. Teknoloji ve zirai uzmanlık konusunda çok yetkin bir ekibimiz ve gelişmiş ürünlerimiz var, üreticiler ile de çok sık etkileşim yaşıyoruz ancak bununla birlikte Türkiye’de çiftçi davranışlarını inceleyen bir araştırmanın eksikliğini yıllardır hissediyoruz. Çiftçiyi daha iyi anlayabilmek ve bu doğrultuda sektöre ışık tutabilmek için bu araştırmayı her sene düzenli olarak yapmaya karar verdik” dedi.

Sözlerine devam eden Bilgen, Bizim açımızdan en temel bulgu, çiftçinin işinden gurur duyduğu ve bu işi yapmaya devam edeceği ancak gelirinin artmamasından dolayı çocuklarının bu işi yapmasını istemediği yönünde. Bununla birlikte maliyet hesabı tutmak, sigortalar, depoculuk, toprak analizi, zirai bilgiyi etkin kullanım gibi konularda yeterli bilgi sahipliği yok. Dolayısı ile üreticilik giderek yaşlanan ve temel zirai işletme prensipleri uygulanmadan yapılmakta bu da ülkenin topraklarından alabileceği katma değeri kısıtlamaktadır. Üreticilerin ve özellikle gençlerin zirai işletme yönetimi, finansal okuryazarlık, dijital tarım teknolojileri gibi konularda eğitilmesi ve desteklenmeleri bu doğrultuda ülkemiz için temel bir öncelik olmalı” diye ekledi.

Araştırma Hakkında

Doktar’ın gerçekleştirdiği ilk Çiftçinin Nabzı Araştırması, Türk çiftçisinin profilini ortaya koyma amacıyla yürütüldü.Çalışma kapsamında Türkiye’nin 81 ilinde, 665 ilçeden 3187 üretici ile görüşüldü. Elde edilen sonuçlar bölgesel ve ürün grubu bazında gruplanarak gerçek Türkiye dağılımlarına göre analiz edildi. Araştırma çiftçinin gelir değişimi, finansal davranışları, yetiştiricilik alışkanlıkları, zirai bilgisi, hayata bakışı, teknoloji alışkanlıkları ve tarım markaları ile ilişkisi hakkında pek çok bulguyu ortaya koymaktadır. Araştırmanın tamamını aşağıdaki adresten görüntüleyebilirsiniz:

https://www.slideshare.net/Doktar/doktar-ciftcinin-nabzi/Doktar/doktar-ciftcinin-nabzi

Doktar Hakkında

Tarımsal teknolojinin üretilmesi ve geliştirilmesinde Türkiye’nin ilk ve lider kuruluşu olan Doktar 2012 yılında kurulmuştur. Doktar global ölçekte 500 binden fazla çiftçi ve yüzlerce şirkete dijitalleşme, veriye dayalı verim yönetimi, tarla uzaktan takip ve yönetimi ve çiftçi ilişki yönetimi teknolojileri üretmektedir. Doktar’ın sunduğu ürünler ve çözümler; sulama, gübreleme, ilaçlama gibi günlük tarımsal faaliyetlerin ve çiftçi zirai girdi sağlaycı ilişkilerinin bilgiye dayalı olarak daha etkin ve daha verimli olmasını sağlamaktadır.

 

“Tarım Havza Modeli” Doğru Uygulandığında Buğday Ekimindeki Düşüş Önlenebilir

Ülkemiz için son derece önemli bir tahıl olan buğday ekiminin her geçen yıl azaldığına dikkat çeken Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Duru, “Tarım Havza Modeli”nin kuruluş ilkelerine bağlı kalınarak ve bölgedeki toprak yapısı ve su kısıtlılığı göz önünde bulundurularak uygulandığında buğday ekimindeki düşüşün önlenebileceğini söyledi.

Karaman’da 2 bin yıllık geçmişe sahip ‘Ahmet Buğdayı’nın tohumlarını geleceğe taşımak ve sanayiye kazandırmak üzere Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi (KMÜ) ile Ar-Ge çalışmaları yürüten Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Duru, ülkemizdeki buğday üretimini değerlendirdi. Duru, “Türkiye, 2017 hasat döneminde 3,9 milyon ton durum buğdayı ve 17,6 milyon ton ekmeklik buğday olmak üzere toplamda 21,5 milyon ton buğday hasadı gerçekleştirdi. 2018 hasat döneminde ise bulgurun ve makarnanın hammaddesi olan durum buğdayında yüzde 30 düşüş bekliyoruz. Ekmeklik buğday ise yüzde 11 civarında azalacak. Ülkemiz için son derece önemli olan bu tahılın üretimindeki düşüşleri iyi değerlendirmeli ve gerekli önlemleri almalıyız” dedi.

Çiftçi, buğday yerine mısır ekimine yöneliyor, Neden?

Buğday ekimindeki azalmanın en önemli sebeplerinden birinin Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli’nin kuruluş ilkelerine bağlı kalarak uygulanmaması olduğunu ifade eden Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Duru, “Durum buğdayında verim; ekmeklik buğdaya ve mısıra kıyasla daha düşüktür. Fiyatlandırma ve destekle beraber toplam gelir değerlendirildiğinde örneğin 125 dekar arazisi olan bir çiftçi tamamen durum buğdayı ekerse elde edeceği gelir 22.750 lira civarındadır. Aynı çiftçi tamamen mısır ekerse 36.750 lira gelir elde etmektedir. Destekle beraber elde edilen gelire bağlı olarak çiftçi doğal olarak mısır ekimine yönelmektedir” dedi.

Buğday ekimindeki düşüş dışa bağımlılığımızı artırır

Gelirdeki bu farkın çiftçiyi çoğu yerde buğday yerine mısır ekimine teşvik ettiğini belirten Duru, “Buğday ekiminin azalması ülkemiz açısından oldukça önemli sonuçlar doğurmaktadır. Öncelikle temel besinimiz olan buğdayda dışa bağımlılığımız artarken, ekimin azalması ile hayvancılık sektörü için önem arz eden ve kaba yem olarak kullanılan buğday samanı da azalmakta ve yurtdışından ithalatı gündeme gelmektedir” diye konuştu.

Mısır ekiminde su ihtiyacı buğdayın 7 buçuk katı

Mısır ekiminde su ihtiyacının buğdayın 7 buçuk katı olduğunu vurgulayan İhsan Duru, “Bulunduğumuz bölge karasal iklim yapısında sahiptir. Bölgedeki su kısıtlılığına rağmen model oluşturulurken mısır destek kapsamında tutulmuştur.* Buğday ekiminde dekar başına su ihtiyacı 78 ton iken mısırda dekar başına su ihtiyacı buğdayın 7,5 katı fazla olup 582 tondur. Tarımsal üretimde gereken sulama ihtiyacının 250 metre derinden su çekilerek karşılanması da farklı sorunlara yol açmakta, hatta obruk gibi bölgesel afetlere de yol açabilmektedir” dedi.

Altın değerindeki Ahmet Buğdayı’nı koruma altına aldı

Türkiye’nin lider gıda firmalarından Duru Bulgur, ürettiği 16 çeşit bulgurla sektöründe de lider durumda yer alıyor.Bulgurun hammaddesi olan buğdayı İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan yaklaşık 4 bin 500 çiftçiden tedarik ediyor. Kaliteli bulgur üretmek için kaliteli hammadde kullanan Duru Bulgur’un 100 bin ton buğday stoklama kapasitesi bulunuyor. Duru Bulgur, ürettiği bulgurun kalitesini geleneksel yöntemlerle artırmak, doğallığını korumak, yerli tohumları gelecek nesillere aktarmak ve sanayiye kazandırmak üzere Anadolu topraklarının altın değerinde görülen Ahmet Buğdayı’nı koruma altına aldı.

*Editörün Notu: Bakanlığın destek modelinde su kısıtı kapsamında belirlenen ilçelerde Mısır (Dane) üretiminde Damlama Sulama şartı aranmaktadır.

 

Tarım Havza Modeli / Tarımda Havza Bazlı Destek Modeli Nedir?

“Tarım Havza Modeli” Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yapılmış (Bakan Faruk Çelik dönemi) Türkiye’de toprak, iklim, su şartları ve ülkemizin ihtiyaçları (ithalat, ihracat, sanayide kullanım vb.) göz önüne alınarak hazırlanmış nerede hangi ürün ekilmeli ortaya koyan ayrınıtılı bir araştırma ve envanter sunan bir tarım politikası modelidir.

“Milli Tarım Projesi Havza Bazlı Destekleme Modeli” ise bu model üzerine kurularak hazırlanmış stratejik bir destek sistemidir.

“Milli Tarım Projesi Havza Bazlı Destekleme Modeli kapsamında, ülkemizde arz açığı bulunan, stratejik öneme haiz, bölgesel önem arz eden, insan beslenmesi – sağlığı ve hayvansal üretim açısından önemli 21 ürünün istatistiki verileri, ekim nöbeti (münavebe), iklim, toprak ve topografya, su kısıtı verileri (mevcut su potansiyeli ve bitki su tüketimi), il-ilçe (Kamu, STK ve Üniversiteler) önerileri de dikkate alınarak oluşturulan Karar Destek Sistemi sonuçları ile il / ilçe müdürlüklerimizle Temmuz-Ağustos döneminde yapılan toplantı/telekonferans görüşmeleri neticesinde 2018 üretim yılı havzalarda desteklenecek ürün listeleri oluşturulmuştur”

Bu model 2017 yılı sonunda hayata geçirilmiştir. Modele göre il il hangi tarım ürünü yetiştirilmelidir sorusunun cavabı bulunmaktadır