Ana sayfa Haberler Sağlık ve Yaşam Diyet Yaparke...

Diyet Yaparken Canımızın İstediğini Yemek Mümkün mü?

Kilo Vermek İstemek Ama Verememek… İşte Nedenleri

Diyete başladınız. Bu kez son derece kararlısınız. İlk birkaç hafta her şey yolunda gitti. Sonra bir anda, önünüzdeki salata ve yanında kepek ekmeği dilimleri dururken, aklınızdan dumanı üstünde lahmacunlar geçmeye başladı. Peki, neden? Ne oldu da kendi kendinizi baştan çıkarır halde, diyetinizi sabote etmeye ramak kalmış halde buldunuz? Diyetisyen Nurdan Balakçı, “Bu, bir tür aşerme hali. Karnınız aç değil ama belli yiyeceklere karşı aşırı zafiyet gösteriyorsunuz ve o yiyeceği yemeden kendinizi doymuş hissetmiyorsunuz. Bunun da başta fizyolojik olmak üzere pek çok sebebi var” diyor.

Fizyolojik sebepler

”Söz konusu yiyecek isteklerinden beynimizin belli bazı bölümleri sorumludur ve bu bölümler de hafıza, zevk alma ve ödülden sorumlu bölgelerdir. Leptin ve serotonin gibi hormonlarda yaşanan dengesizlikler belli yiyeceklere arzu duyma şeklinde kendini gösterebilir. Diyet öncesinde belli şeyleri yedikten sonra vücudumuza endorfin saınmışsa ve biz de farkında bile varmadan bunun bağımlısı olmuşsaki endorfini salgılatan o gıdayı arzulamaya başlamış olabiliriz. Bazılarımız hamile kadınlar gibi hormonal değişiklikler yaşadığımız için, bazılarımız da vücudumuzda eksilen ( örneğin) mineraller nedeniyle belli yiyecekleri özleriz. Özetle vücudumuz bazı besinleri özler çünkü bu besinierden yoksundur.”

Diyetisyen Nurdan Balakçı, yoksun olduğumuz besinleri özleme ve bu besinlere karşı istek duyma kısmını da açıklıyor:

Çikolata: Büyük olasılıkla magnezyum eksiğimiz vardır ve çikolatanın hammaddesi olan kakao da yüksek oranda magnezyum içerir. Kadınların özel dönemlerinde yaşadığı magnezyum eksikliği de onları çikolataya yöneltiyor olabilir. Oysa badem, ceviz, fındık, fıstık yiyerek de magnezyum eksikliğini giderebiliriz. Yine hamur işlerine, pasta ve makarnaya özlemin de nedeni karbonhidrat bağımlılığı olabilir.

Et ve etli gıdalar: Demir eksikliği çekiyorsak et yemeye yöneliriz. Etin fazlasına diyetlerde yer verilmediği için bu isteği ıspanak, lahana gibi demir zengini gıdalarla kapatabiliriz.

Peynir ve peynirli gıdalar: Örneğin peynirli tost, peynirli pizza vb. canını çekiyorsa, vücutta Omega 3 yağ asidi azalmış demektir. Peynirin yağlı türlerinden ve tost, pizza gibi karbonhidrat yedirecek yiyeceklerden kaçınmak için somon balığı, keten tohumu ve ceviz yiyebilirsiniz. Yine peynir arzulamak kalsiyum ve fosfor eksikliğine de işaret eder. Bunun için de süt, yumurta ve muz iyi birer alternatiftir.

Tuzlu atıştırmalıklar: Örneğin paket paket cips yemek istiyorsanız, vücutta tuz yada su eksilmiş demektir. Tuz sodyum eksikliğine işaret edebilir. Sodyum içeriğine sahip fındık, fıstık, ceviz gibi kuruyemişlerle, kereviz ve havuç gibi sebzelerden bu eksikliğimizi sağlayabiliriz. Balık yemek de iyi bir çözümdür. Bunun yanında vücutta su eksildiği için de tuzlu bir şeyler yemek isteyebilirsiniz çünkü tuz vücuttaki suyu tutar. Vücutta su azalmışsa tuzu tutacak su da azalmıştır. Bunun çaresi de sadece su içmektir.

Şeker: Basit karbonhidrat tüketimi fazla olanlar insanlar adeta şeker özlemiyle yaşar. Kan şekeri yükselir, insülin salınımı artar ve kısa süre sonra da iner. İnsülin iner inmez de şeker açlığı yeniden başlar. Bu kriz halinin üstesinden gelmek için meyve tercih edebilirsiniz. Meyveleri tek başına tüketmek yerine yanına yağlı tohumları veya süt ürünlerini tercih etmek kan şekerinizi daha uzun sürede dengede tutmaya destek olur.

Makarna, kek vb. hamur işleri: Canınız durmadan makarna veya hamur işi çekiyorsa yeterli protein ve yağ almıyorsunuz demektir. Kırmızı et, beyaz et, baklagiller, süt, yoğurt, kabak çekirdeği gibi protein içeren gıdalara yönelip salatanıza biraz daha fazla zeytinyağı ekleyebilirsiniz.

Süt ve süt ürünleri: Kalsiyum eksikliğini gösterir. Süt içme isteği, stresli dönemlerde de ortaya çıkabilir. Bu da doğal bir aminoasit olan triptofan eksikliğinin göstergeri olabilir triptofan’ın antidepresan etkisi de vardır.

Baharatlı, acılı gıdalar: Tiroid dengesizliğinin veya kükürt eksikliğinin işareti olabilir. Tiroidi dengelemek için yoğurt, somon, Hindistan cevizi yağı, esmer pirinç, barbunya, yumurta ve kabuklu deniz ürünleri yiyebilirsiniz. Kükürt için de soğan ve sarımsak dışında havuç, kereviz, turp. patates, marul, maydanoz, çilek, muz ve yumurta yeterlidir.”

Bağırsaklar Devrede!

Diyetisyen Nurdan Balakçı, önemli bir noktaya daha değiniyor: “Açlık hissiyle ilgili olarak artık bağırsaklarımızın da bu işte payı olduğu biliniyor. Bunun sebebi de ‘ikinci beyin’ olarak adlandırılan bağırsaklarımızın barındırdığı pek çok mikroorganizmadan sorumlu olması… Bilindiği gibi, vücudumuzda var olan hücrelerden çok daha fazlası bağırsak floramızda yaşıyor. Ve bunlar da biz ne yiyorsak onunla besleniyor. Dolayısıyla hangi grup gıdayı tüketiyorsak, o gıda grubuyla beslenen mikroorganizmaları besliyor, sayılarının artmasını sağlıyor; diğerlerini ise zayıf düşürüp, sayıca azalmalarına sebep oluyoruz. Biz, lif ve protein ağırlıklı besleniyorsak, aynı besin grubuyla beslenen bağırsak mikroorganizmalarımız mutlu oluyor özetle. Ama karbonhidrat yemediğimiz için, karbonhidratla beslenen bağırsak mikroorganizmalarımız bir tür isyan başlatıp beynimize sinyaller gönderiyor ve karbonhidrat yeme isteğimizi kamçılıyor. Bununla başa çıkmak için bağırsaklarımızdaki mikroorganizmalara eşit ve adil davranmalıyız. Yani her besin grubundan dengeli şekilde tüketmeliyiz.”

Hangi yaşta ne yeriz, ne yemeliyiz?

Diyetisyen Nurdan Balakçı, bebeklikten başlayarak hangi gıdalara yöneldiğimizi, bunları yiyerek ne gibi hatalar yaptığımızı ve aslında ne yememiz gerektiğini de sıralıyor:

Çocukluk:

Ne yenir: Çikolata ve şekerleme.

Ne yenmeli: Besin kalitesi düşük olan çikolata ve şekerleme türleri yerine yaş ve kuru meyveleri tercih etmek gerekir. Yine bu dönemde sağlıklı kemikler için süt ürünleri de oldukça önemlidir.

Ergenlik:

Ne yenir: Cips veya kızartmalar.

Ne yenmeli: Cips ve tuzlu kızartmalar yerine ceviz, fındık, çiğ badem gibi kuruyemişler tercih edilmelidir. Yapılan araştırmalar, özellikle genç kızların adet dönemlerinde kaybettikleri demir ihtiyacını mutlaka karşılaması gerektiğini gösteriyor. Bunun için demirden zengin yumurta ve et grubunu da beslenmelerine dahil etmeleri gerekir.

20-30 Yaş:

Ne yenir: Makarna, pizza gibi karbonhidrat ağırlıklı gıdalar.

Ne yenmeli: Balık, et, tavuk, yumurtagibi protein bakımından zengin gıdalar tercih edilmeli. Yine bu yaşlarda sigara, alkol ve fazla miktarda fastfood tüketimi olduğu için, özellikle domates, portakal gibi C vitamini bakımından zengin besinler ihmal edilmemeli.

35-50 yaş:

Ne yenir: Hamur işi ve doymuş yağ kullanılan besinler.

Ne yenmeli: Kolesterolü dengelemek ve kalp sağlığı için Omega 3 yağ asidinden zengin uskumru, alabalık, ton balığı ve ceviz gibi besinler tercih edilmelidir. Yine bu dönemde kalp sağlığını koruma adına düşük yağlı, yüksek lifli bir diyet uygulanmalıdır.

50 yaş ve üzeri:

Ne yenir: Yağlı etler veya kızartmalar.

Ne yenmeli: Bu yaşlarda demire olan ihtiyaç azalır ancak kalsiyum ihtiyacı artar. Bu nedenle kalsiyumdan zengin süt ürünlerini tüketmek gerekir. Özellikle menopoz dönemini yaşayan kadınlar, menopozun etkilerini hafifletmek için keten tohumu tüketebilirler.

 

Kilo Veremiyorsanız Sebebi Hormonlar Olabilir

İştah ve metabolizma üzerine etkileri nedeni ile bazı hormon hastalıklarında şişmanlama, vücutta yağ dağılımının değişmesi gibi sorunlar yaşanabilir. Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serpil Salman kilo vermeyi zorlaştıran hormonal sorunları anlattı.

İnsülin direnci: İnsülin kandaki şekerin hücre içine geçişini sağlar. Bu mekanizmada bir sorun varsa, daha fazla insülin salgılanarak kan şekeri ayarlanmaya çalışılır. Bu durumda insülinin yağ metabolizması ile ilgili görevleri abartılı bir şekilde yerine getirilir, karın bölgesinde yağlanma ve kilo artışı görülür. İnsülin direnci olan kişilerin açlığa tahammülü azalır, kolay kilo alıp zor verirler.

Hipotiroidi (Tiroid hormon azlığı): Tiroid hormon düzeyinin azalması kiloya meyil yaratabilir. Çünkü hem metabolizma yavaşlar hem de vücutta su tutulur. Ancak hipotiroid belirgin şişmanlığın ana sebebi değil, mevcut sorunu artıran bir faktör olarak karşımıza çıkar. Aşırı miktarda tiroid hormonu kullanarak kilo vermeye çalışmak kalp ritminde düzensizlik, kemik erimesi gibi oldukça ciddi sorunlara yol açabilir, tercih edilmemelidir.

Menopoz: Vücut yağ dağılımında cinsiyet hormonları da önemlidir. Kadınlarda menopozla birlikte östrojen azalır, bu durum vücuttaki yağın karın bölgesinde yerleşmesine neden olur.

Cushing sendromu: Kortizol hormonunun aşırı salındığı bir tümör nedeni ile oluşan, karın bölgesinde yağlanma, kol ve bacaklarda incelme gibi birçok belirtinin olduğu nadir bir şişmanlık nedenidir.

Kortizol: İlaç olarak verilen kortizon da vücutta kortizole dönüşerek benzer etki yapabilir. Kortizol vücutta stresle salınan bir hormondur, ama stresin kilo artışına neden olabileceği tartışmalı bir konudur.

Büyüme hormonu: Vücut yağ oranı ve yağ dağılımını belirleyen hormondur. Şişmanlarda büyüme hormonu nispeten düşüktür ama hastalık derecesinde eksikliği yoksa büyüme hormonu tedavi olarak önerilmemelidir.

 

Aç Gezmekten Vazgeçin, Kilolarınıza Veda Edin!

Gün boyu aç gezerek ya da her gün aynı saatte aynı yemekleri yiyerek; kilo vermek yerine daha çok kilo aldığınızı biliyor musunuz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, bireylerin hayatlarında sekiz davranış biçiminden vazgeçerek aslında aç kalmadan sağlıklı bir şekilde kilo verebileceğine dikkat çekerek, sekiz maddede kilo almaya yol açan davranış biçimlerini açıkladı!

“Sürekli diyet yapıyorum, neredeyse aç dolaşıyorum ama bir türlü kilo veremiyorum” diye yakınanların aslında sekiz davranış biçiminden vazgeçerek sağlıklı bir şekilde kilo vermeleri mümkün..! Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, bireylerin kilo almasına neden olan davranış biçimlerinin olduğunu ve ancak bunlardan vazgeçtiklerinde kilo probleminden kurtulabileceklerine dikkat çekerek, “Yemek yemeyi seven bir toplumuz ama yediğimiz oranda enerjiyi harcamazsak fazla kilolarımızla birlikte hayat daha da zorlaşıyor. Hemen kilo vermeliyim, yağlardan kurtulmalıyım telaşıyla da kilo vermekten  çok almaya neden olan davranışlar başlıyor” uyarısını yaptı.

Kilo Almaya Neden Olan Davranışlar

“Acıktıran yiyecekleri ve davranışları hayatınızdan çıkarın, kilolarınızla vedalaşın” diyen Nil Şahin Gürhan, sekiz maddede kilo almanın yolunu açan davranışları açıkladı:

Aç Kalarak Günü Geçirme Çabası: Açlık, kendimizi aç hissetmek normal bir süreç ve sağlıklı olduğumuzun göstergesi. Açlık hissimiz olmasa yemek yeme isteğimiz de olmaz ve bunun sonucunda beslenme yetersizliğine bağlı bir takım sağlık problemleri yaşarız. Bu yüzden gün içinde aç kalmayın.

Her Gün Aynı Saatte, Aynı Öğünleri Yemeliyim Takıntısı: “Öğle işim vardı, yemek yiyemedim, saati kaçtı artık yememeliyim…” gibi kalıplarla öğün atlamak, saatlerce aç kalmak.

Atıştırmalıklardan Kaçınmak: Her zaman istediğimiz yiyecekleri bulamayabiliriz. Ancak uzun süre aç kalmaktansa ara öğünlerde ve yiyemediğimiz öğünlerde küçük ve sağlıklı atıştırmalara açık olun. Metabolizmanızın yavaşlamasını engelleyin.

Sürekli Karnınızın Aç Olması: Eğer normalden fazla ve sürekli açlık hissediyorsanız beslenmenizde bazı şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. İhtiyacımızdan az yemek vücudumuzun az enerji harcamasına sebep olur.

Her Zaman Minimum Miktarlarda Yemek Yemeye Çalışmak: Kendi kendimize uyguladığımız “Az ye, kilo ver” şeklindeki uygulamalar, sofradan aç olarak kalkmamıza neden olabilir. Öğün saatlerinde tam olarak doygunluğu sağlayamamak diğer öğüne kadar olan süre boyunca aç kalmamıza yol açar. Kan şekerimiz düşer ve bu durumda canımız tatlı isteyebilir. Günün sonunda ve gecenin ilerleyen saatlerinde çoğu zaman bu isteğimize yeniliriz ve ihtiyacımız olandan daha fazlasını yiyebiliriz. Ana öğünlerimizde, besinleri yeterli miktarda dengeli bir şekilde tükettiğimizde hem ihtiyacımız kadar beslenmiş oluruz hem de mide dolgunluğunu sağlarız. Aralarda yapacağımız sağlıklı atıştırmalarla da kan şekeri gün boyunca dengelenmiş olur.

Mideyi Doldurmak İçin Besin Değeri Düşük Gıdalarla Beslenmek: Ana öğünü bir tabak salata ile geçiştirmek, aç kalmamıza neden olabilir. Midemizi hacim olarak dolduran ve içeriği boş gıdalar tüketmek, yeterli enerji vermediği gibi, öğünden kısa bir süre sonra tekrar acıkmanıza neden olur. Besin gruplarının bir arada olduğu, renkli, yeterli ve dengeli bir öğünle hem mide hacminizi doldurarak tokluk hisseder hem de ihtiyacınız olan besin öğelerini karşılayabiliriz.

Yeterli Ölçüde Su İçmemek: Beyinde açlık merkezi ile susuzluk merkezi yan yanadır. Susuzluk hissi de bazen açlık hissiyle karıştırılabilir. Bizler çok fazla su tüketmeyen bir toplum olarak, bu his karışıklığını daha sık yaşıyor olabiliriz. Bu nedenle susuzluk hissi oluşmadan bol bol su tüketmeliyiz.

Çok Çay-Kahve İçmek: Çay ve kahve kafein içeren, günün enerjisini yükselten keyifli içeceklerdir. Aynı zamanda bir takım antioksidanlar içerir. Çay ve kahve abartmadan ölçülü dozlarda tüketilirse; metabolizmamızı hızlandırır, kilo vermemizi kolaylaştırır. Ancak miktarını abartırsak vücudu ve mideyi çok yorar, iştahı gereksiz yere artırır ve kilo almayı kolaylaştırır.

 

Neden Kilo Veremiyorum? Hormonlarınızı Sıfırlayın, Kilo Verin!

Kilo vermek için kendimizi spora adarız, bir bakarız ki verilen kilolar teker teker alınmış… Uzun süreli diyetler yaparız, sonra yine bir bakarız ki canımıza tak etmiş, vazgeçeriz. Oysa Diyetisyen Emre Uzun, “Neden kilo veremiyorum?” sorusuna en doğru yanıtı hormonlarımızın vereceğini söylüyor: “Harvard Üniversitesi mezunu bir doktor var, adı Sarah Gottfried… Yazdığı ‘Hormone Reset Diet’ (Hormon Sıfırlama Diyeti) adlı kitabı ABD’de ve ardından tüm dünyada epey yankı buldu. Dr. Gottfried, bu kitabında metabolizmamızı sadece 21 günde ‘fabrika ayarlarına’ geri döndürebileceğimizi ve hem ideal kilomuza hem de sağlığımıza kavuşabileceğimizi anlatıyordu. Bunun anahtarı ise hormonlarımızdaydı…”

Hormonlar, kilolarımız üzerinde o kadar etkili mi gerçekten?

Elbette… Yağı nerede ve ne kadar depoladığımızdan tutun da doymak bilmez iştahımız, yeme isteğimiz, hatta herhangi bir yiyecek için hissettiğimiz bağımlılığa kadar kilo almamıza sebep olan her şeyi hormonlar yönetiyor! Dolayısıyla ideal kilomuza ulaşmak için hormon seviyemizi düzenlememiz şart.

Hep “hormonlar” der geçeriz. Vücudumuzda kaç farklı hormon var peki?

İnsan vücudunda yedi farklı hormon faaliyet gösteriyor: Kortizol, tiroit, testosteron, büyüme hormonu, leptin, insülin ve östrojen… Zaten 21 günde fabrika ayarlarına dönebilmemiz ve yaklaşık yedi kilo verebilmemiz için bu hormonların tümünü verimli çalıştırmak ve hormon reseptörlerinin gelişmesini sağlayan bir beslenme şekli geliştirmek şart.

21 günde 7 kilo dediniz…

Hormon diyetine göre bu durum evet, mümkün olarak gösteriliyor… Çünkü yapmanız gereken tek şey üç günlük evrelerden oluşan bir diyet uygulamanız ve sırayla et ve alkol, şeker, meyve, kafein, tahıl, süt ürünleri ve toksin içeren gıdaları tüketmemek! Öncelikle 21 gün boyunca her üç günde bir beslenmenizden bazı gıdaları çıkarıyorsunuz. İlk çıkardığınız gıdaları da 21’inci günün sonuna dek tüketmemeye devam ediyorsunuz. Neydi o gıdalar? Örneğin şeker, rafine gıdalar ve alkol hormon seviyelerini olumsuz etkiliyor. Alkol, kortizon seviyesini artırarak bel çevresini yağlandırıyor, östrojen seviyesini de yükselterek kalça ve göğüslerde yağ birikimine neden oluyor. Yani ilk üç gün et ve alkol almayarak östrojen seviyenizi dengeliyorsunuz. Sonraki üç gün meyve yemeyi bırakıyorsunuz ve bu sayede tokluk hissi vererek ve yağ yakımını hızlandıran leptin hormonunu düzenliyorsunuz. Böyle adım adım ilerleyip 21 günü tamamladığınızda, hem hormonlarınız birbiriyle uyum içinde çalışmaya hem de iyileşen metabolizmanız sayesinde fazla kiloların yanı sıra depresif ruh halinden de kurtulmaya başlıyorsunuz. Bu basamakların beslenmede uygulanması halinde kişide herhangi rahatsızlık yoksa ve düzenli spor ile beslenmesini destekliyorsa kişinin kilosuna göre 4-7 kg arası kayıp mümkün olabilir.

Bize söz konusu “hormon sıfırlama” reçetesini verebilir misiniz?

1., 2. ve 3. günlerde: Et ve alkol tüketmeyerek östrojen seviyenizi sıfırlıyorsunuz.

3., 4. ve 6. günlerde: Şekersiz beslenerek vücudunuzdaki insülini dengeliyorsunuz.

6., 7., 8. ve 9. günlerde: Meyve yemeyi bırakıp tokluk hissi veren ve yağ yakımını artıran leptin hormonunu düzenliyorsunuz.

9., 10., 11. ve 12. günlerde: Kafeini bırakıp stres seviyenizi düşürüyorsunuz. Böylece kortizol hormonunuz da dengeye giriyor.

12., 13., 14. ve 15. günlerde: Tahıl yemeyi bırakıyorsunuz. Bu da tiroit hormonunu yeniden aktive ediyor. Bu sayede insülin ve leptin hormonları da düzenleniyor.

15., 15., 17. ve 18. günlerde: Süt ürünleriyle vedalaşıyorsunuz. Bu da büyüme hormonunu sıfırlamanızı sağlıyor.

18., 19., 20. ve 21. günlerde: Toksin içeren her şeyden uzak durarak testosteron hormonu seviyenizi normal düzeye getiriyorsunuz.

Şunu hatırlatmama da izin verin: Hormonlar, vücudumuzun pek çok fonksiyonunu öyle ya da böyle etkiler ve bunlar arasında bağışıklık sistemimiz, davranışlarımız, düşünme şeklimiz, motivasyon seviyemiz hatta iç organlarımızın çalışma düzeni bile yer alır. Vücudumuzdaki sistemler arası iletişim bile hormonlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Dolayısıyla hedef 21 günde yedi kilo vermek gibi görünebilir ama amaç daima hem sağlıklı hem de saat gibi işleyen bir vücut olmalıdır. Ayrıca her zaman beslenmede çeşidin zengin tutulması, kişinin günlük lif ve vitaminlerini besinlerden tam olarak sağlaması her zaman ön planda olmasına dikkat edilmelidir.

 

Kilo Vermek İstemek Ama Verememek… İşte Nedenleri: Kilo Veremiyorsanız Tiroid Hormonu Eksikliğiniz Olabilir

25 Mayıs Dünya Tiroid Günü. Tiroid bezi, vücudumuz için hayati önem taşıyor. Tiroid hormonunun gereğinden az ya da fazla salgılanması vücutta birtakım rahatsızlıklara sebep oluyor. Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ ve Doç. Dr. Serpil Salman “Tiroid hormonu az üretildiğinde hem kilo vermek zorlaşıyor hem de vücut daha fazla su tutuyor. Tiroid hastalıklarının tanısı hastayı iyi dinlemekten geçer. Tedavisi ise tiroid bezinin az ya da fazla salgılanmasına göre değişiklik gösterir” diyor.

Toplumda en sık görülen tiroid hastalıkları tiroidin az ya da çok hormon salgılaması (hipotiroidi ve hipertiroidi), büyümesi (guatr), içinde nodül adı verilen yumruların oluşması olarak özetlenebilir. Nodüller selim karakterde olabilir veya daha az ihtimalle kanserli hücreler içerebilir. Nodüllerin çoğu hormon salgılamaz, ama bazı nodüller aşırı hormon salgılayarak hipertiroidi gelişmesine neden olur.

Belirtiler değişken olabilir

Tiroid çok büyükse (büyük guatr) nefes borusu ve ses tellerini etkileyerek nefes darlığı ve ses kısıklığı, ses kalitesinde değişme yapabilir. Çok büyük olmayan bir guatr hastasının boynunda dolgunluk hissi şeklinde fark edilebilir ya da herhangi bir nedenle yapılan muayenede doktor tarafından bulunabilir. Hipo veya hipertiroidi belirti ve bulguları ise çok değişkendir. Hastada bu tablolar çok hafif (subklinik) olabilir, bu durumda şikayetler de çok hafiftir. Bazen de hemen hemen hiç şikayet yokken tesadüfen tanı konulur.

Hipotiroidi olan çabuk yorulur

Tiroid bezinin az çalışması hormon eksikliğine neden olur, bu durum hipotiroidi olarak adlandırılır. Hipotiroid kişilerde halsizlik, çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, soğuğa dayanıksızlık, ciltte kalınlaşma, kuruluk, saç ve kaşlarda dökülme, seste kalınlaşma, kalp hızının yavaşlaması, tansiyon yükselmesi, kabızlık, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik, adet düzensizlikleri görülebilir. Metabolizma yavaşladığı için kilo vermek güçleşir. Ödemin de etkisiyle kişi daha kolay kilo alabilir. Yaşlılarda daha sık olmak üzere kalp yetersizliği gelişebilir. Kadınlarda kısırlık veya düşükler olabilir. Ağır hipotiroidi en çok çocukluk çağında zarar verir, çünkü bu çocuklar tedavi edilmezse büyüme ve gelişme geri kalır, zeka geriliği olur. 

İleri yaşlarda tehlike artıyor

Tiroid hormon fazlalığı (hipertiroidi) iştah artışına rağmen kilo kaybı, sinirlilik, çabuk yorulma, aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ishal veya sık dışkılama, kas güçsüzlüğü, adet düzensizliği, göz belirtileri ile kendisini belli edebilir. Kalpte ritm bozuklukları özellikle ileri yaşta tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Uzun süren hipertiroidide kemik erimesi gelişir, özellikle menopoz sonrası kadınlarda kırıklar oluşabilir.