Ana sayfa Haberler Kaliforniya, ...

Kaliforniya, Otonom Sürüş İçin Pilot Bölge Olacak

Otonom araçlar nedir? Otonom araçların avantajları ve bazı dezavantajları nedir? Otonom araçlar nasıl çalışır? Bu konuda yazılmış olan otonom araç teknolojisi ile ilgili birçok makale ve sunumu sizin için derledik.

Bosch ve Daimler, otonom sürüş için iş birliği yapıyor

Kaliforniya, otonom sürüş için pilot bölge olacak

  • Dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olan Daimler’in genel araç ve mobilite uzmanlığı ile dünyanın en büyük tedarikçilerinden biri olan Bosch’un sistem ve donanım uzmanlığını birleştiren otonom ve sürücüsüz sürüş projesi hız kazandı.
  • 2019 yılında yollara çıkacak ilk test filosu için pilot bölge olarak Kaliforniya’yı seçen iki şirket, bu tarihten itibaren müşterilerine, Kaliforniya’daki seçili güzergahlarda otonom araçlarla servis aracı hizmeti verecek.
  • Bosch ve Daimler, sürüş sistemlerinde birden fazla ayrı kontrol ünitesinden oluşan bir kontrol ünitesi ağına güveniyor. Bunun için gereken platformu, Amerikalı teknoloji şirketi Nvidia sağlıyor.

Stuttgart – Bosch ve Daimler, şehir içi ortamlarda tamamen otonom ve sürücüsüz sürüş konusunda, Nisan 2017’den bu yana devam ettirdikleri iş birliğiyle şehirlerde trafik akışını iyileştirmeyi, yollarda emniyeti artırmayı ve trafiğin gelecekteki durumu için önemli bir yapı taşı sağlamayı hedefliyor.

Bu amaçla yollara çıkacak ilk test filosu için pilot bölge olarak Kaliforniya’yı seçen iki şirket, 2019 yılının ikinci yarısında müşterilerine, bu şehirdeki seçili güzergahlarda otonom araçlarla servis aracı hizmeti verecek. Daimler Mobility Services’in, bu test filosunun ve uygulama tabanlı mobilite servisinin operatörü olması öngörülüyor. Pilot proje, mobilitenin geleceğini şekillendirmek üzere araç paylaşımı (car2go), araç kiralama (mytaxi) ve çok modlu taşımacılık (moovel) gibi mobilite servislerinin birbirlerine akıllı bir şekilde nasıl bağlanabileceğini gösterecek. Buna ek olarak Bosch ve Daimler, Amerikalı teknoloji şirketi Nvidia’nın, kontrol ünitesi ağının bir parçası olarak projenin yapay zeka platformu sağlayıcısı olmasına karar verdi.

Bosch ve Daimler aynı felsefeyi paylaşıyor

Tamamen otonom ve sürücüsüz araçlara yönelik bir sürüş sisteminin ortaklaşa geliştirilebilmesi için iki iş ortağı şirket, pazara olgun ve emniyetli inovasyonlar sunmak üzere onlarca yıldır sahip oldukları otomotiv uzmanlığına güveniyor.

Daimler AG Otonom Sürüş Başkanı Dr. Michale Hafner, “Emniyet bizim en büyük önceliğimiz ve seri üretime başlamadan önce geliştirmeye en çok odakladığımız nokta. Hızlı olmaktansa özenli olmak bizim için daha önemli” dedi.

Robert Bosch GmbH Otonom Sürüş İş Birimi Kıdemli Başkan Yardımcısı Dr. Stephan Hönle de “Otonom sürüşün seri üretime hazır bir seviyeye getirilmesi, tıpkı bir dekatlona benziyor. Bir veya iki alanda iyi olmak yetmiyor. Şirketlerin yanında tüm alanlarda toplumun da uzmanlaşması gerekiyor. Ancak bu şekilde yollara ve şehre otonom sürüşü emniyetli bir şekilde getirme konusunda başarılı oluruz” diye konuştu.

Sensör verileri milisaniye içerisinde değerlendiriliyor

Tamamen otonom ve sürücüsüz sürüş için şehir ortamında belirleyici bir faktör, çeşitli sensörlerin yardımıyla aracın çevresinin güvenilir bir şekilde tanınmasıdır. Gelen çeşitli verileri çok kısa bir süre içerisinde analiz etmek, yorumlamak ve ardından bunları sürüş komutlarına dönüştürmek ciddi bir hesaplama gücü gerektiriyor. Tamamen otonom, sürücüsüz araç, bir mobil süper bilgisayar olacak. Ayrıca, şehir içerisinde tamamen otonom, sürücüsüz sürüş çok yönlü, yedekli mimari sistemler ve yüksek fonksiyonel emniyet seviyesi gerektiriyor. Bu emniyet seviyesini elde edebilmek için gerekli olan hesaplama operasyonları, farklı devrelerde paralel bir şekilde yürütülüyor. Bu, sistem ihtiyaç olduğunda bu paralel hesaplama sonuçlarına anında başvurduğu anlamına geliyor.

Bu nedenle Bosch ve Daimler, sürüş sistemlerinde birden fazla ayrı kontrol ünitesinden oluşan bir kontrol ünitesi ağına güveniyor. Bunun için gerekli olan platformu, Amerikalı teknoloji şirketi Nvidia sağlıyor. Bu platform, aracın hareketi için Bosch ve Daimler tarafından oluşturulan yapay zeka algoritmalarını çalıştırabiliyor. Kontrol ünitesi ağı, radar, video, ışıklı radar ve ultrason teknolojisiyle (sensör veri füzyonu) tüm sensörlerden verileri bir araya getiriyor, bunları milisaniyeler içerisinde değerlendiriyor ve aracın hareketlerini planlıyor. Bir bütün olarak kontrol ünitesi ağı, saniyede yüz trilyonlarca hesaplama kapasitesine sahip. Bu, birkaç yıl önce çok sayıda S sınıfı aracın birlikte ulaşabileceği rakamdan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Otonom servis aracı hizmeti sunulacak

Kontrol ünitesi ağı, Daimler ve Bosch’un 2019 yılının ikinci yarısında Kaliforniya yollarına çıkartacağı filo araçlarında da kullanılacak. Her iki şirket, müşterilere Silikon Vadisi’nde San Francisco Bay’de bulunan bir şehirde seçili olan güzergahlarda otonom servis aracı hizmeti de sunacak. Test operasyonu, tamamen otonom ve sürücüsüz araçların çok modlu ulaşım ağına nasıl entegre edilebileceği hakkında bilgiler sağlayacak. Birçok şehir, mevcut ulaşım sistemi üzerindeki yükü artıran sayısız zorlukla karşılaşıyor. Test, bu yeni teknolojinin bu zorluklara nasıl bir çözüm olabileceğini gösterecek.

Sürücü araca değil, araç sürücüye gidecek

Teknoloji, aynı zamanda otomobil paylaşımının çekiciliğini de artıracak. İnsanların otomobilde geçirdikleri zamanı mümkün olan en iyi şekilde kullanmasını sağlayacak ve sürücü ehliyeti olmayan insanlar için yeni mobilite fırsatları sunacak.

Önümüzdeki dönemde sürücü araca değil, araç sürücüye gidecek. Belirlenmiş olan şehir içi alanda kullanıcılar, sürücüsüz bir paylaşım otomobilini veya aracını rahat bir şekilde çağırabilecek. Proje, özellikle dünyanın önde gelen seçkin üreticilerinden birinin genel araç ve mobilite uzmanlığını, dünyanın en büyük tedarikçilerinden birinin sistem ve donanım uzmanlığıyla birleştiriyor.

Otonom ve sürücüsüz sürüş için güç birliği

Bosch ve Daimler çalışanları, Almanya’da Stuttgart’ta ve ABD’de Güney San Francisco’da yer alan Silikon Vadisi’nin Sunnyvale bölgesinde ekipler halinde birlikte çalışıyor. İki şirketin çalışanlarının aynı ofis alanını paylaşması, çalışma disiplinleri arasında iletişimi hızlandırıyor ve karar alma süreçlerini kısaltıyor. Bununla birlikte çalışanlar, ana şirketlerindeki iş arkadaşlarının tüm teknik bilgisine de erişim sağlıyor. İş ortakları, geliştirme çalışmalarını eşit oranda finanse ediyor.

Bu iş birliği içerisinde yer alan çalışanlar, tamamen otonom, sürücüsüz sürüş sistemi için konseptleri ve algoritmaları birlikte geliştiriyor. Daimler’in görevi, otomobile sürüş sistemini sağlamak. Bu amaç doğrultusunda şirket, gerekli geliştirme araçlarını, test tesislerini ve daha sonrasında ise test filosu için araçları sağlıyor. Bosch ise geliştirme çalışması sırasında belirtilen bileşenlerden (sensörler, aktüatörler ve kontrol ünitelerinden) sorumlu.

İki şirket, testler için kendi laboratuvarları ve test ekipmanlarının yanı sıra Immendingen ve Boxberg’deki ilgili test konumlarını kullanıyorlar. Ayrıca, Mercedes-Benz, 2014 yılından beri Sunnyvale/California bölgesinde otonom araçları test etme onayına sahip bulunuyor. Şirket, 2016 yılından beri Sindelfingen/Böblingen bölgesi için de benzer bir onaya sahip. Bosch ise 2013 yılının başında Almanya’da ve ABD’de halka açık yollarda otonom sürüşü test eden dünyanın ilk otomotiv tedarikçisi olma özelliğini taşıyor.

Mobilite Çözümleri, Bosch Grubu’nun en büyük iş sektörüdür. Ön rakamlara göre, 2017 satışları 47,4 milyar avro ve bu rakam toplam grup satışlarının yüzde 61’ine denk geliyor. Bu oran Bosch Grubu’nu dünyanın önde gelen otomotiv tedarikçilerinden biri haline getirmektedir. Mobilite Çözümleri iş sektörü, grubun – otonom, elektromobilite ve bağlanabilirlik olmak üzere- üç mobilite alanındaki uzmanlığını birleştirmekte ve müşterilerine entegre mobilite çözümleri sunmaktadır. Ana faaliyet alanları arasında içten yanmalı motorlar için enjeksiyon teknolojisi ve güç aktarma sistemleri çevre birimleri, güç aktarma sistemleri elektrifikasyonu için çeşitli çözümler, araç güvenlik sistemleri, sürücü destek sistemleri ve otonom fonksiyonlar, kullanıcı dostu bilgi-eğlence teknolojisi, araçtan araca ve araçtan altyapıya iletişim, otomobil servis konseptleri ve otomotivde satış sonrası teknoloji ve servisler yer almaktadır. Bosch, elektronik motor yönetimi, ESP elektronik denge programı ve yüksek basınçlı common-rail dizel enjeksiyon teknolojisi gibi otomotiv alanındaki önemli inovasyonlarla eş anlamlıdır.

Bosch Grubu, dünyanın önde gelen teknoloji ve servis tedarikçilerinden biridir. Dünya genelinde (31 Aralık 2017 itibarıyla) yaklaşık 400,500 çalışanı istihdam etmektedir. Elde edilen ilk rakamlara göre, şirket 2017 yılında 78 milyar Avroluk gelir elde etmiştir. Şirketin faaliyetleri, Mobilite Çözümleri, Sanayi Teknolojileri, Dayanıklı Tüketim Malları ve Enerji ve Bina Teknolojileri olmak üzere, dört sektöre ayrılmaktadır. Bosch, dünyanın önde gelen IoT şirketlerinden biri olarak, akıllı evler, akıllı şehirler, ağa bağlı mobilite ve endüstri için bağlantılı çözümler sunmaktadır. Sensör teknolojisi, yazılım ve hizmet alanlarındaki uzmanlığını ve kendi IoT bulutunu kullanarak müşterilerine farklı etki alanları genelinde ağa bağlı çözümleri tek bir kaynaktan sunabilmektedir. Bosch Grubunun stratejik amacı, ağa bağlı bir yaşam için çözümler üretmek, yenilikçi ve heyecan uyandıran çözümlerle dünya genelinde yaşam kalitesini yükseltmektir. Kısacası, Bosch “Yaşam için Teknoloji” sunmaktadır. Bosch Grubu, Robert Bosch GmbH ve yaklaşık 60 ülkede 440 bağlı şirketiyle bölgesel şirketlerinden oluşmaktadır. Satış ve servis ortaklıkları dâhil olmak üzere, Bosch’un global üretim ve satış ağı dünyanın hemen hemen tüm ülkelerini kapsamaktadır. Şirketin gelecekteki büyümesi yenilikçilikteki gücüne dayanmaktadır. Bosch, dünya genelinde 125 merkezde 62,500 çalışanıyla, araştırma ve geliştirme çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Otonom Araçlarla Sürüşe En Hazır Ülke Hollanda

otonom araç teknolojisi

KPMG dünyanın otonom araçlara ne kadar hazır olduğunu araştırdı. Hazırlanan endekse göre; politika ve mevzuat, altyapı, teknoloji ve inovasyon, tüketici kabulü kriterleri sonucu listenin zirvesinde Hollanda yer alıyor. Hollanda’yı Singapur, ABD ve İsveç izliyor. Birleşik Krallık 5’inci, Almanya 6’ncı sırada… İlk 10’da Japonya yok ama Birleşik Arap Emirlikleri var. 20 ülkeyi kapsayan araştırmanın son sırasında ise Hindistan yer alıyor.

KPMG’nin ‘Otonom Araçlara Hazırlık Endeksi’ küresel ekonomiye yön veren ve otomotivde küresel markalar çıkaran 20 ülkenin otonom araç dünyasına ne kadar hazır olduğunu inceledi.Endeks, ülkelerdeki otonom araç devrini başlatacak ‘politika ve mevzuat’, ‘teknoloji ve inovasyon’, ‘altyapı’, ‘tüketici kabulü’ kriterleri dikkate alınarak hazırlandı. Endeksin ilk beşinde Hollanda, Singapur, ABD, İsveç ve Birleşik Krallık var. Almanya 6’ncı sırada yer alıyor. Japonya hazırlık derecesinde 11’inci sırayı alabilmiş ama Birleşik Arap Emirlikleri 8’inci sırayla ilk 10’da. 20 ülkenin değerlendirildiği endeksin son üçünde Rusya, Meksika ve Hindistan bulunuyor.

Ulaştırma devriminin eşiğindeyiz

KPMG Türkiye Endüstriyel Üretim ve Otomotiv Sektör Lideri Hakan Ölekli, otonom araç teknolojisinin dünyayı değiştirmek üzere olduğunu söyledi. Ölekli, endeksin otonom sürüşle ilgili tartışmalara bir çerçeve çizdiğini kaydetti. Ölekli, şöyle konuştu:

“Dünya bir ulaştırma devriminin zirvesinde. Teknolojinin artırdığı değişim hızı hepimizi etkileyecek. Sadece bir yerden bir yere ulaşımımız değil, hammadde ithalatı, nakliyat, istihdam ile beraber yaşam ve çalışma biçimlerimiz de bu devrimden etkilenecek. Elektrikli araçlar, mobilite, dijital demiryolları, drone teslimatları ve ultra yüksek hızlı trenler bu devrimin bileşenlerinden bazıları olacak. Yeni teknoloji yaş ve fiziksel engelleri nedeniyle araç kullanamayanlara da hareket özgürlüğü getireceği gibi araç kullananlar için trafikte geçen zaman daha verimli kullanılacak.

Bir yıl önce asla olmayacağı savunulan gelişmeler birer birer gerçekleşiyor. Büyük otomotiv şirketleri dahil teknoloji devleri, girişimciler, otonom araç teknolojisi geliştirmek için geçtiğimiz beş yıl içinde 50 milyar dolar yatırım yaptı. ABD’nin Arizona eyaletinin yanı sıra Singapur’da da otonom araç yolları üzerinde çalışılıyor. Ülkelerin bu gelişmelerin gerisinde kalmaması için elbette hükümetlerin proaktif yaklaşımı ve desteği gerekiyor.”

KPMG’nin Otonom Araçlara Hazırlık Endeksi’nden dikkat çeken başlıklar şöyle:

Hollanda’daki iyi yollar, yüksek sayıda araba şarj istasyonu ve yüksek kaliteli kablosuz ağ bağlantısı altyapı açısından ülkenin birinciliğe oturmasını sağlıyor. Hollanda’da otonom araçlarla ilgili yasal düzenlemeler konusunda devlet maksimum destek veriyor. Ülkede halen hayli yaygın olan elektrikli araç kullanımı, otonom sürüşe geçiş sürecine Hollanda halkını hazırlar nitelikte. Hollanda’nın kriterlerde en geri kaldığı başlık, teknoloji ve inovasyon. Ancak buradaki skoruyla da birçok teknoloji devini geride bırakıyor.

Otonom sürüşü ilk test eden ülke

Birinciliği küçük bir farkla Hollanda’ya kaptıran Singapur ise yasal düzenlemeler ve tüketici kabulü başlıklarında açık ara önde. Singapur, 2017’de sürücüsüz araçların kamuya açık yollarda test edilmesini yasallaştırarak öncü oldu. Singapur’un yüksek kalitedeki yolları ve kablosuz bağlantı ağı avantajları. Ancak elektrikli araç şarj istasyonlarının azlığı bu ülkenin altyapı skorunu düşürüyor. Teknoloji merkezi, patent başvurusu sayısı ve araştırma merkezi azlığı ‘teknoloji ve inovasyon’ skorunu olumsuz etkiliyor.

ABD otonom araç üssü

Listede üçüncü sırada yer alan ABD ise otonom araç teknolojisi konusunda dünyada eşsiz bir konumda… Dünyadaki otonom araç araştırma-gelişmesi ve üretimi üzerinde çalışan merkezlerin 163’ü ABD’de. ABD’li sürücüler otonom araçlar için oldukça heyecanlı ancak uygulamanın nasıl olacağı konusundaki karışıklık nedeniyle endişe hakim.

Otomotivde bir dünya markası çıkaran İsveç ise ABD’ye benzer şekilde otonom araç teknolojisinde önde geliyor. Ülkede 2017’den itibaren denetimli otonom sürüş denemeleri yapılıyor. Hükümetin bu konudaki desteği İsveç’i ilk beşe taşıyor.

Birleşik Krallık’ta izne gerek yok

Birleşik Krallık, altyapı hariç diğer üç kriterde yüksek skorlara sahip. Ancak yaşlı kıtanın en yaşlı ülkesi altyapı zorlukları nedeniyle ancak beşinci sırada yer bulabiliyor. Birleşik Krallık’taki otonom sürüşle ilgili yasal düzenlemeler neredeyse Avrupa’nın en iyi örneklerinden. Ülkede otonom araçların kamuya açık yollarda test edilmesiyle ilgili herhangi bir yasal izne bile gerek yok.

Endeksteki tek Arap ülkesi

Listede sekizinci sırada yer alan Birleşik Arap Emirlikleri, 20 ülke arasında en iyi yol kalitesine sahip ülke. Bu özelliğiyle birçok Avrupa ülkesini geride bırakan Birleşik Arap Emirlikleri, teknoloji ve inovasyonda atak yaparsa üst sıralara yükselme kapasitesine sahip.

Japonya Avrupa’nın gerisinde

Teknoloji devi Japonya ise ‘gelenekçi’ yapısı nedeniyle endekste ilk 10’a giremiyor. Yasal düzenlemeler konusunda hayli zor ilerleyen Japonya’da sürücüler de otonom araçlara geçme konusunda pek istekli değil. Teknoloji ve inovasyon konusunda birçok Avrupa ülkesinin gerisinde kalan Japonya altyapı konusunda ise endeksin zirvesindeki ülkelerle yarışıyor.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin ise endekste sondan dördüncü sırada. Hem altyapı, hem teknoloji, hem de yasal süreçler açısından hayli geriden gelen Çin’in neredeyse tek artısı, ülkede çok miktarda elektrikli araç şarj istasyonu bulunması.

Hindistan’da otonom araçların trafiğe çıkması yasak

Listenin sonunda Hindistan var. Yol kalitesinin ve altyapının yetersizliği, bu alanda teknoloji ve inovasyon yatırımlarının olmaması, sürücülerin isteksizliğine ek olarak otonom araçların trafiğe çıkma yasağı Hindistan’ı sıralamada 20’nciliğe itiyor.

 

Subaru’nun yeni nesil EyeSight sistemi, araç maliyetini artırmadan otonom sürüşe imkân tanıyacak

Subaru’nun “Önleyici Güvenlik Sistemi EyeSight” yakın gelecekte karşımıza çıkacak yeni Subaru modellerinde daha etkin bir rol oynayacak. Subaru’nun hedefi EyeSight teknolojisinin yardımıyla otonom araçlarda maliyeti artırmadan trafik kazası riskini ortadan kaldırmak.

Subaru’nun EyeSight Sistemi markanın Önleyici Güvenlik Felsefesi’nin nihai hedefi olan trafik kazalarını tamamen ortadan kaldırma amacına 2020 yılında çok yaklaşacak. Güvenlik uzmanı marka bu hedefe araç maliyetini artırmadan ulaşmayı hedefliyor.

EyeSight ile maliyet artışı olmadan otonom sürüş imkânı

Subaru ekibinin üzerinde çalıştığı yeni nesil EyeSight sistemi, çok fazla cihaz ve sensör eklemesi yapılmadan otonom sürüşe imkân tanıyacak. Bu sayede otonom sürüş önündeki en önemli dezavantajlardan biri olan maliyet artışının önüne geçilecek. Güncel EyeSight teknolojisine eklenecek yeni sensörler ve 2 adet radar sayesinde 2020 yılında Seviye 2 otonom sürüş imkânı sunulabilecek.

Hedef trafik kazalarını ortadan kaldırmak

Geliştirilmekte olan yeni nesil EyeSight, Subaru kullanıcılarının kaza oranını düşürmek adına daha fazla görev üstlenecek. Yeni nesil EyeSight, otomobilin yanından 90 derece açıyla gelen yaya ve bisikletlileri de algılayabilecek. Bu sayede şehir içinde sıklıkla karşılaşılan kazalara karşı önlem alınmış olacak.

Yağmurlu ve puslu havalarda daha fazla görüş kabiliyeti sunacak olan yeni nesil EyeSight sürüşe daha fazla destek olacak. Yeni nesil EyeSight sayesinde otomobil otomatik şerit değiştirebilecek, virajlarda dönüş açısına göre hız düşürecek ve en silik yol çizgilerini bile algılayarak aracın düz bir çizgide yol almasını sağlayacak.

Subaru’nun yeni nesil EyeSight teknolojisi ile hedefi trafik kazalarını yakın gelecekte ortadan kaldırmak.

Subaru sürücüyü gözünden tanıyacak

Orta konsolun üstüne yerleştirilecek infrared LED ve infrared kamera sayesinde araç sürücüyü gözünden sürekli takip ederek ve kaza ihtimallerini anlayarak uyarılarda bulunacak. Bu kameralar ayrıca otomobilin kişiselleştirilmesinde de rol oynayacak. Sürücü otomobile oturduğu anda kameralar sürücüyü gözünden tanıyıp sürücünün daha önce hafızaya aldığı koltuk ve ayna ayarı, sürüş modu gibi tercihlerini de otomatik olarak devreye sokacak.

Subaru markası elektrikli araçlarda bataryanın korunması için araştırmalarını sürdürüyor

Türkiye’de ilk kez Subaru XV’de gördüğümüz, markanın tamamen kendi geliştirdiği ve elektrikli otomobillerin en verimli şekilde üretilmesine imkân sağlayacak Yeni Global Platform’a sahip olacak yeni modeller için de çalışmalar sürdürülüyor.

Subaru tarafından sunulmakta olan hibrit araçlarda batarya arka bölümde yer alıyordu. Yakın gelecekte Yeni Global Platform’da sunulacak olan elektrikli ve hibrit Subaru modellerinde bataryanın kaza anında en güvenli şekilde korunması büyük önem taşıyor. Marka tarafından gerçekleştirilmekte olan çarpışma testleri ve yeni araştırmalarla bataryanın en güvenli yerleşim pozisyonu araştırılıyor.

 

ROBOTLAR VE YAPAY ZEKA 2030’A KADAR 800 MİLYON KİŞİNİN İŞİNİ ELİNDEN ALACAK

Dijital dönüşüm ile birlikte 2030 yılına dek robotların ve yapay zekanın dünya genelinde 800 milyon kişinin elinden işini alacağı tahmin ediliyor. İstatistikler dijital dönüşüm alanındaki çalışmaların dünyada olduğu gibi Türkiye’de de henüz beklenen başarı düzeyini yakalayamadığını gösteriyor. Yazılım hizmeti danışmanlığı şirketlerinden Ereteam’in CEO’su Kutlay Şimşek, ‘’Gençlerimizi teknoloji ile oluşabilecek işsizliğe karşı yeni çağın mesleklerine yönlendirmemiz ulusal çıkarlarımız için bir zorunluluktur.’’ ifadelerini kullandı.

Dördüncü sanayi devriminin hayatımıza girmesiyle birlikte dijitalleşen yeni dünyada yazılım ve kodlama alanları da büyüme trendlerini hızlı bir şekilde sürdürüyor. Giderek büyüyen sektör gelecekte birçok kişiyi işsiz bırakacağı gibi geleceğin mesleklerini gündeme getiriyor. 2017 yılı verilerine göre dünyada 5 trilyon dolar hacme ulaşan bilişim sektörünün ana kollarından biri olan yazılımın küresel pazar büyüklüğü 3,5 trilyon dolar düzeyinde bulunuyor.

Türkiye’nin ilk yazılım hizmeti danışmanlığı şirketlerinden biri olan Ereteam’in CEO’su Kutlay Şimşek, Türkiye’nin yazılım ve bilişim alt yapısı bakımından dünya ortalamalarının gerisinde kaldığını söyledi. Katma değeri yüksek kalemler arasında gelişme gösteren yazılım sektörünün henüz hedeflenen seviyelerde olmadığını dile getiren Şimşek, “Gençlerimizi, gelecekte yok olması beklenen meslekler yerine, geleceğin dünyasını inşa edecek alanlara yönlendirmemiz ülkemizin geleceği açısından kritik önem taşıyor. Ülkemizin hızlı bir büyüme yakalayabilmesi için dijital ekonomiye önem vermesi ve bunun ülke stratejisi haline dönüşmesi ulusal bir sorumluluktur” dedi.

“Gençleri geleceğin dünyasına yönlendirmeliyiz’’

“Beklenen gelecek geldi. Artık yeni bir çağ başlıyor. Gençlerimizi bugüne değil, geleceğin dünyasına hazırladığımızı unutmamalıyız.” diyen Şimşek, 19. yüzyılda yaşanan endüstri devriminin ardından 21. yüzyıla damgasını vuran bilgi ve iletişim çağının, teknoloji ve bilim alanında son yıllarda yaşanan muazzam ilerlemelerin etkisi ile yeni bir çağa kapı araladığını belirterek, “Sürücüsüz olarak hizmet verebilen otonom otomobilleri, otobüsleri, TIR’ları görmeye başladık. Karada, havada ve denizde otonom hareket edebilen dronları, robotları duyuyor hatta çevremizde görmeye başlıyoruz. Yapay zeka ve makine öğrenmesi alanlarında gerçekleşen ilerlemeler birçok sektörün iş yapma şeklini dönüştürmeye başladı. Önümüzdeki 2 yıl içinde, 47 milyar nesnenin internete bağlanacağı, IoT devriminin gerçekleşeceği öngörülüyor. Öte yandan kripto para birimlerinin teknolojisini oluşturan blok zinciri (blockchain) teknolojisi tapu kayıtlarından, kamu kurumlarının iş yapma şekline, noter hizmetlerine kadar çok sayıda iş alanında dönüşümü tetikliyor. 2030 yılına dek robotların ve yapay zekanın dünya genelinde 800 milyon kişinin elinden işini alacağı tahmin ediliyor. Lise ve üniversite eğitimimizi gözden geçirmemiz, ülkemizin en değerli insan kaynağı gençlerimizi, gelecekte yok olması beklenen meslekler yerine, geleceğin dünyasını inşa edecek alanlara yönlendirmemiz ülkemizin geleceği açısından kritik önem taşıyor.” değerlendirmesini yaptı.

‘’Eğitim alt yapısı şimdiden kurulmalı’’

Kutlay Şimşek, “Bilişim ve teknoloji alanlarında yaşanacak ilerlemeler yeni mesleklerin ortaya çıkmasına sebep olacak. Ülkemizin bu alandaki kalifiye personel ihtiyacı her yıl katlanarak artarken, gelişen ve gelişmekte olan ülkelerin de aynı şekilde kalifiye çalışan açıkları büyüyecek. Dolayısı ile yetişmiş iş gücümüzün yurt dışına gitmesi riski ile de karşı karşıyayız. Genç nüfusumuzu işsizliğin kucağına atacak mesleklere yönelmek yerine geleceğin en geçerli meslekleri arasında yer alacak bilişim ve teknoloji alanlarına yönlendirmemiz ulusal çıkarlarımız için bir zorunluluk. Yeni dönemde kodlama ve robotik eğitimi en geç lise döneminde başlamalı. Hükümetin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Yüksek Öğrenim Kurumu’nun ve ailelerin yaklaşan yeniçağı ciddiye almaları ve planlarını buna göre yapmaları gerekiyor. Hükümetin ve ilgili kurumların gerekli adımları atmaması halinde, çok değil bundan 5 yıl sonra yazılım şirketleri yüksek ücretlerle dahi çalıştırabilecek iş gücü bulmakta sıkıntı çekecekler. Bunu bir ülke stratejisi haline dönüştürmeliyiz.İnsan kaynağımızı gerçek manada yazılım hizmeti ihracatı unsuru olarak kullanabiliriz. İyi yazılımlar geliştiriyoruz ama bunu daha geniş bir alana yaymalıyız. Bunu başarabilirsek, Türkiye dijital endüstride ekonomik açıdan önemli bir pay alacak.Özellikle bunun ülkemize şu süreçte çok büyük katkısı olacaktır. Önümüzde Hindistan gibi yazılım sektörüyle hızla büyüyen bir örnek var. Türkiye Bilişim Fonu’nu kurmalıyız ve bu fon, şirketlerin desteklenmesi ve yeni pazarlara açılmalarında devreye girmeli. Bilişim Üniversiteleri kurmalıyız. Örnekleri dünyada çok var. En önemli unsur teknoloji stratejisi belirlemek ve dünyanın yaşayacağı iş gücü açığını fırsata çevirebilmek.” diye konuştu.

 

Otonom araçlar, Sedan’ı bitirecek

Dünya, kendi kurallarıyla gelen otonom araçların ve mobilitenin yaratacağı yeni şehirleri ve yeni hayatı konuşuyor. KPMG’nin hazırladığı ‘Islands of Autonomy’ (Otonomi Adaları) başlıklı raporda, hızlı adımlarla yaklaşan otonom araç teknolojisinin günlük yaşamı nasıl etkileyeceği anlatılıyor. Rapora göre, otonom araçlar Sedan otomobillerin sonunu getirecek

KPMG’nin hazırladığı ‘Islands of Autonomy’ (Otonomi Adaları) raporunda, otonom araçların dünyanın farklı bölgelerindeki şehirlerde nasıl ortaya çıkacağı incelendi. Rapor, dünyanın her yerinde tek bir otonom aracın kullanılamayacağını öngörüyor. Bu nedenle ABD’de Chicago, Atlanta ve Los Angeles örnekleri üzerinden araştırma yapan KPMG, coğrafi bilgi sistemleri, anonimleştirilmiş cep telefonu verileri ve her şehirdeki bireysel seyahat sürelerini analiz etti.

Araştırmayı değerlendiren KPMG Türkiye Otomotiv Sektör Lideri Hakan Ölekli, “Dünya genelinde mobiliteyle birleşen sürücüsüz araç teknolojisi, ulaşımda yeni ve yıkıcı etki yaratacak. Bu trilyon dolarlık bir pazar. Bu pazarda kazanmak için düşünce tarzını değiştirmek gerekiyor. Araçlar, müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak bir hizmet filosuna, verilen hizmet görevlere dayalı bölgesel taleplere bağlı olacak” dedi.

Mobil dünyayla ilgili bir perspektif ortaya koyan KPMG’nin araştırmasından dikkat çeken başlıklar şöyle:

– İlk otonom araçlar, şehir merkezlerinde yoğun şekilde kullanılacak. Çünkü onların görevleri veri toplamak ve otonom araçların performansını yükseltmek için duyulan ihtiyaçları tespit etmek olacak.

Otonom araçlar bir anda her yerde ortaya çıkmayacak. Büyük bir karmaşayı önlemek amacıyla bölge bölge, şehir şehir yaygınlaşacak. Sürücüsüz araçlar ve mobilitenin birlikte test edildiği şehirler otonomi adaları olacak.

– Otonomi adaları, şehirlerin ve ulaşım sistemlerinin planlanmasından yeni otoyolların nereye ve ne şekilde yapılacağına, ne kadar otopark alanı ayrılacağına kadar birçok konuda veri sağlayacak.

– Dünyanın her yerinde tek bir otonom araç kullanılmayacak. Mobilite ve sürücüsüz araçlarla tüketicilerin ulaşımda çok fazla seçeneği olacak. Her bölgede bir araç karması oluşacak. Kısa şehir gezileri için bir kapsül, şehir dışı seyahatler ve uzun süreli geziler için bir mobil ofis, eşya nakliyesi için farklı araçlar bu karmanın içinde yer alacak.

– Otomobil ihtiyacı artık iki çocuk ve bir köpekle yapılan dört kişilik ailenin seyahatinin ötesine geçecek. Bunun yerini her bölgedeki yolculuk başlangıç, bitiş, süre, mesafe, doluluk, görev ve hız kavramları alacak.

– Bunun sonucu olarak Sedan araçların dönemi yavaş yavaş sona erecek. Otonom araçlar ve mobilite hizmetleri, araç sahibi olma arzusunu azaltacak, bundan en çok etkilenen de aile araçları Sedan’lar olacak.

– ABD’de bugün 5.4 milyon adet satılan Sedan araç sayısının 2030’da 2.1 milyona düşmesi bekleniyor.

– Otomobillerin dizayn edeceği yeni dünyada, araçların başlıca dört görevi olacak; iş, alışveriş, eğlence, diğer (okul vs). Her görev için ve her şehir için farklı araçlar yollara çıkacak.

 

NİSAN OTOPOST: OTONOM ARAÇLARDAN OLUŞAN TRAFİKTE SİGORTACILIK DİNAMİKLERİ NASIL DEĞİŞECEK?

Araç teknolojilerinde otonom bir diğer deyişle sürücüsüz araç modeline geçişin, geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde oldukça hızlandığını gözlemliyoruz. Accenture tarafından Mayıs 2017 tarihinde Stevens Institute of Technology ile birlikte yürütülen araştırmaya göre, yaklaşık 250 milyonu aşan araba ve kamyonun kayıtlı olduğu ABD karayollarında 2035 yılına kadar 23 milyon otonom araç olacağı öngörülüyor ki bu rakam tüm araçların neredeyse 10%’una tekabül ediyor.

Otonom araçların yaygın şekilde artması ile birlikte otomobil endüstrisinin dinamikleri değişirken birçok hukuki sorun da ortaya çıkacak gibi gözüküyor.

Araç sürücüsüz giderken kırmızı ışık ihlali yaparsa kim sorumlu olacak? Hatalı sollama, hatalı park halinde ceza kime yazılacak? Türkiye’deki gibi sürücü yerine plakaya ceza yazılması uygulaması artık “otomatik araç” sistemini yapan şirket için mi geçerli olacak?

Ve daha da önemlisi araçların kaza yapması durumunda kasko sigortalarında kazasızlık indirimi, sürücüsüz aracın sahibine göre mi, yazılım şirketinin yollardaki araçlarının kazasız sürüşlerine göre mi olacak gibi birçok soruya yanıt aranıyor. Genel araçlar için ne kadar fazla araç sigortalanırsa ortak risk o kadar araca bölündüğü için primler daha uygun olurken, otonom araçlarda sayının oldukça düşük olması primlerin yüksek olmasına neden oluyor. Bu da yeni dönemde farklı düzenlemelerin olacağı fikrini düşündürüyor.

Limerick Üniversitesi’nden Barry Sheehan’ın otonom araçların geleceği ve sigortacılar üzerindeki etkisi üzerine IBIS Ireland Konferansı’nda yaptığı sunum ise ilginç başlıklar içeriyor.

Her yıl Avrupa yollarında 40.000 ölüm ve 1.5 milyon yaralanma olduğuna dikkat çeken Sheehan, kazaların % 94’ünün insan hatası nedeniyle ortaya çıkmasının, sigorta primlerinin düşük olmasına neden olduğunu aktarıyor. Buna karşın neredeyse hata oranı bulunmayan otonom araçların daha az kaza riski oluşturmasının ters orantıya neden olarak primlerin yükselmesine neden olduğunu savunuyor.

İnsan hatasına yakından etki eden bir diğer faktör ise teknoloji. Günümüzde otomobilleri daha güvenli hale getiren gelişmiş sürücü destek sistemleri (ADAS) ve özerk acil frenleme (AEB) gibi teknolojiler, insanlar tarafından kaynaklanan kazaları minimuma indiriyor. Yeni teknoloji geliştirmenin oldukça maliyetli olduğu günümüzde son teknoloji kullanılan araçlar ve sigortaları da oldukça maliyetli… Hali hazırda pahalı olan otomatik bağlantılı sensorlar ve çiplere ek olarak, üreticiler için gerçek bir risk taşıyan yazılım hataları, bellek taşması ve algoritma kusurlarına karşı sigortalanmanın yıllık 2.5 milyar dolarlık bir fırsat yaratabileceği ise yine gündemde olan bir diğer konu.

Limerick Üniversitesi’nin araştırdığı gelecekteki sigorta maliyetleri senaryolarında, riski etkileyen faktörlerden biri de riskin kullanıcı ve otonom araç yazılımı arasında bölünmesi.

Otonom araçlarda yolculuk sırasında sorumluluğun sürücüde olduğu kadar yazılımla ilgili de olabilmesi, riskin artık sürücü yaşı, yeri ve türü gibi geleneksel faktörlere göre hesaplanamayacağı anlamına gelecek. Bu faktörlere bir de siber risk, yazılım sorunları ve sensor arızaları gibi yeni tehditler eklenmek durumunda kalacağı için riskler hesaplanırken bu noktalar da hesaba katılmak durumunda kalacak. Accenture’un Mayıs 2017 tarihli Otonom Araçların Sigortalanması Raporu siber hırsızlık, fidye yazılımı gibi tehditlere karşı geliştirilen siber güvenlik sistemlerinin, Amerika’daki yıllık primlerde yaklaşık 12 milyar dolarlık bir gelir şeklinde yansıyacağını öngörüyor.

Tüm bu olumlu öngörülere karşın KPMG’nin Ekim 2017 tarihinde hazırladığı “Otonom Araçlar Dünyasında Otomobil Sigortaları” raporu ise sürücüsüz araçlarla birlikte kaza riskinin en aza ineceğini bu sebeple 2050 yılına kadar otomobil sigortacılığının yüzde 71 oranında küçüleceğini öngörüyor. Bu ise sektör için 137 milyar dolar demek. Accenture raporunda dikkat çeken diğer öngörüler ise yakın gelecekte otonom araç sayısının artacak olmasıyla primlerin düşeceği ve buna bağlı olarak sigorta şirketlerinin büyüme ve karlılıklarının azalmaya başlayacağı yönünde. Rakamlarla açıklarsak 2026’da başlayacak bireysel primlerdeki düşüş, 2035 itibarıyla sigortacılar için 25 milyar dolar zarara ulaşacak. Bu durum ise yaklaşık 200 milyar dolarlık sigortacılık pazarı için oldukça önemli bir kayıp.

Tüm raporların işaret ettiği ortak nokta, sürücüsüz araç teknolojisinin sigorta sektörünü direk etkileyeceği yönünde fakat gelecek hala çok belirgin değil, bu nedenle öngörüler sağlam bir temele oturtulamıyor. Bilinen bilinmeyenler ve bilinmeyen bilinmeyenler, kısacası henüz bilmediğimiz birçok konu var. Bu nedenle daha fazla vakit kaybetmeden, her iki tarafın da bu tehdide karşı kendini koruyabilmesi için, otonom araçlar konusunda sigortacılar ve üreticiler arasında daha fazla işbirliği geliştirilmesi ve bu teknolojinin olası etkilerinin geniş ölçekte ele alınması gerekiyor.

 

NISSAN, 2022 Yılına Kadar Yılda 1 Milyon Elektrikli Araç Satmayı Hedefliyor

NISSAN, orta vadeli planı ‘NISSAN M.O.V.E to 2022’ çerçevesinde; elektrikli araç liderliği, otonom sürüşün yaygınlaşması ve çeşitli mobilite çözüm hizmetlerinin sunulması da dahil olmak üzere teknolojik bir devrimi hayata geçirmeyi hedefliyor.

NISSAN Motor Co., Ltd, orta vadeli stratejik planı ‘NISSAN M.O.V.E to 2022’ çerçevesinde elektrikli araç satışlarını arttırmayı, otonom sürüş sistemlerini geliştirmeyi, yaygınlaştırmayı ve araçların bağlanabilirlik özelliklerini hızlandırmayı hedeflediğini açıkladı. NISSAN, stratejik planı doğrultusunda 2022 yılına kadar tamamen elektrikli araç veya e-Power güç ve aktarma organlarına sahip olmak üzere yılda 1 milyon adet elektrikli araç satmayı hedefliyor.

Şirket, ‘NISSAN M.O.V.E to 2022’ stratejik planı çerçevesinde, Yeni NISSAN LEAF ile elde edilen başarıyı geliştirerek 8 adet tamamen elektrikli araç modeli geliştirecek ve farklı markalar altında Çin pazarında elektrikli araç operasyonunu genişletecek. NISSAN ayrıca, IMx Concept’ten esinlenerek küresel bir elektrikli crossover araç tanıtacak.

NISSAN, Intelligent Mobility Vizyonuyla Geleceğe Odaklanıyor

Ürün ve teknoloji stratejisiyle, yalnızca otomotiv sektörünün değil iş dünyasının gelişimine yön veren bir marka olmaya odaklanıyor. NISSAN Inteligent Mobility vizyonu doğrultusunda elektrikli araçların geleceği konusunda otonom sürüş, birbirlerine bağlanabilir araçlar ve yeni mobilite çözümlerine odaklanarak çalışmalarını sürdürüyor.

NISSAN LEAF, New York’dan Ödülle Dönüyor

Dünyanın en çok satan elektrikli otomobili olan NISSAN LEAF, New York Auto Show öncesinde düzenlenen ‘Dünyanın En İyi Otomobilleri’ ödüllerinde ‘Dünyanın En Çevreci Otomobili’ seçildi. İlk pazara sunulduğu 2010 yılından bu yana 300.000’den fazla satılan NISSAN LEAF, geçtiğimiz haftalarda ‘Japonya Yeni Otomobil Değerlendirme Programı’ tarafından ‘5 Yıldız Güvenlik Ödülü’ne layık görülmüştü.

 

Otonom Otomobiller Dünyayı Değiştirecek

KPMG’nin yeni otomotiv araştırması, teknolojiyle yarışan sektörün yakın geleceğine ışık tuttu. Araştırmadan çıkan sonuçlar çarpıcı: Sürücüsüz araçlar hem hayatı hem şehirleri değiştirecek. İnsan sürücülerle aynı yolu kullanmaları riskli bulunduğu için sürücüsüz araçların trafiği ayrılacak. Toplu taşıma sürücüsüz kapsüllerle yapılacak. AirBnB gibi otomobillerin ortak kullanılacağı AirCnC de yolda.

KPMG’nin 19. defa düzenlediği Küresel Otomotiv Araştırması, yakın gelecekte kendimizi içinde bulacağımız yepyeni bir dünyaya pencere açıyor. Teknolojinin otomotiv sektörünü tamamen içine alacağı gelecekte otonom devrim, bilim kurgu hikayelerindeki görüntüleri gerçek kılacak. Araştırma 2040’a kadar otomotiv sektöründe bugün bildiğimiz her şeyin değişeceğini söylüyor.

KPMG Türkiye Otomotiv Sektör Lideri Hakan Ölekli, 43 ülkede otomotiv ve teknoloji sektöründen 1000’e yakın yönetici ve yaklaşık 2 bin 500 tüketiciyle yapılan araştırmanın bir devrimi görüntülediğini söyledi. Ölekli, “Bugün dünyadaki 50 büyük otomobil üreticisi, en büyük 15 teknoloji şirketinin piyasa değerinin yüzde 20’si değerinde. Bu rakam 2010’da yüzde 40’tı. Yani teknoloji şirketleri artık finansal piyasaların en güçlü oyuncuları haline geldi. Otomotiv üreticileri teknoloji şirketleri karşısında ayakta kalmak istiyorlarsa onlarla iş birliğinden başka şansları yok. Bu açıkça görülüyor. Navigasyon ve elektrikli otomobiller için şarj istasyonu gibi konulardaki iş birlikleri, otomobil üreticilerinin bu yola girdiğini gösteriyor,” dedi.

Ölekli, araştırmadan çıkan sonuçlara göre giderek daha sık görmeye başladığımız otonom araçların, hayatı ve şehirleri değiştireceğini söyledi. Ölekli, çevreye etkileri yüzünden geçen yıl pazar kaybeden dizel araçlar için farklı bir rota çizildiğini de kaydetti.

KPMG Küresel Otomotiv Araştırması’ndan çıkan başlıklar şöyle:

  • Otomotiv yöneticilerinin yüzde 56’sı perakendecilerinin sayısının 2025’e kadar yüzde 30 ila 50 oranında azalacağına inanıyor. Bunların yüzde 80’ine göre perakendecilerin ayakta kalmasının tek yolu; kapsamlı servis hizmeti veren ya da ikinci el araç satan merkezlere dönüşmek.
  • Yöneticilerin yüzde 80’inden fazlası, otomobil ve sürücü verilerinin kullanımının sektördeki gelecek iş modellerinin temeli olacağını söylüyor. Bu durumda bağlantılı araçlardaki standart ekipmanların yeniden tanımlanması gerekiyor. Mesela araçtaki veri güvenliği ve siber güvenlik sistemi gelecekte otomobil satın alırken en önemli kriterlerden biri olacak.
  • Bugün dünyada 700’den fazla fabrikada 3 bin farklı model araç üretiliyor. Bunların yalnızca yüzde 2’si elektrikli. Yakın gelecekte yollarda yalnız elektrikli araçlar olmayacak. Farklı mekanizmalarla çalışan otomobiller de aynı dönemde yollara çıkacak.

Sürücüsüz araca özel trafik

  • Otonom sürüş, mobilite ile ilgili paradigmayı kökten değiştirdi. Ancak araç filolarının tamamen direksiyonsuz hale gelmesinden önce kuralların oluşturulması gerekiyor. Otomotiv yöneticilerinin yüzde 94’ü 2040’a kadar çalışan, etkili bir sürüş politikası ve otonom sürüş kurallarının oluşturulacağını düşünüyor. Kameraların, radarların, algoritmaların ötesinde önemli altyapı yatırımları da söz konusu olacak.
  • Araştırmaya katılan yöneticilerin yüzde 74’ü insanlı sürüş ve otonom sürüş trafiğinin karıştırılmasının ciddi güvenlik sorunları yaratacağına inanıyor. Çünkü bugünün araç trafiğindeki her olasılığı bir algoritmaya dahil etmek imkansız. Bu nedenle geçici süre için sürücüsüz araçların ‘güvenli alanlarda’ kullanılması üzerinde duruluyor. Otonom araçlar için özel şerit oluşturulması formüllerden biri.
  • Sürücüsüz araçlar için gereken sürüş politikası ve yönetmeliklerin 2030 yılına kadar oluşturulacağı tahmin ediliyor. Büyük olasılıkla bu tarihten sonra insanlı araçlarla otonom araçların entegrasyonu fikrinden tamamen vazgeçilip yolların ayrılmasına karar verilecek. 10 yıl içinde de yeni yol kavramları ve trafik uygulamasına geçilecek.
  • Sürücüsüz araçlar ve bu araçların trafiği için yapılacak yollar, trafikte iletişim kurmak için farklı sistemleri devreye sokacak, altyapıları koordine etmek gerekecek. Farklı mobilite kavramları bir arada olacak. Tüm bunlar iş modellerini ve altyapıyı etkileyecek. Şehir merkezleri bu ihtiyaçlara göre yapılanacak, şehirler değişecek.

Mobi-listik ve toplu taşıma kapsülleri

  • Otomotiv teknolojisi toplu taşıma ve lojistiği birleştirecek, yeni bir kavram doğacak: Mobi-listik. Çünkü sektör yöneticilerine göre insan ve eşya taşımak arasında artık ayrım yapılmayacak. Otonomi, paylaşım ve platform tabanlı dağıtım hizmetleri dünyayı ‘mobi-listik’e götürecek. Yöneticilerin yüzde 73’üne göre 10 yıl içinde toplu taşıma araçlarının yerini sürücüsüz kapsüller alacak.
  • Hükümetler, belediyeler, toplu taşıma hizmeti veren kurumlar bu model ile ilgili yeniden yapılanacak.

AirBnB’den sonra AirCnC

  • Otomobil sahibi olmayı statü sembolü olarak görenlerin sayısı azalıyor. Sürücülerin yüzde 55’i araç paylaşımı ya da araç çağırma hizmetlerinin kullanımı ve erişiminin kolay olması halinde kendi otomobillerini bırakmaya hazır.
  • Araştırmaya katılanların yüzde 43’ü, tanıdıkları araç sahiplerinin yarısının 2025’e kadar araçlarından vazgeçeceğine inanıyor. Bunun önemli sebepleri yaşam koşulları (yüzde 32) ve toplam sahip olma maliyeti (yüzde 23). AirBnB modelindeki gibi otomobil paylaşımı henüz emekleme aşamasında ancak yükselen bir eğilim.

SUV ile dizele devam

  • 2015’teki krizden itibaren dizel halen tartışmalı bir konu. Global tüketicilerin yüzde 65’i dizel araç tercih etmeyeceğini söylüyor. Batı Avrupa’da dizel araçlara sürüş yasağı konuşuluyor. Doğu Avrupa’da ise tüketicilerin yüzde 52’si uzun motor ömrü ve maliyet avantajları nedeniyle dizeli seçiyor.
  • Dizel araçlar, küresel otomotiv üretiminin yüzde 20’sini oluşturuyor. Dizel yakıt üretiminde de bir azalma veya yavaşlama görülmüyor.
  • Çevreye verdiği zarar asla kabul edilmemekle birlikte dizel, teknoloji olarak çok değerli görülüyor. Sektörde bu zararın biyo-yakıtlarla veya sentetik yakıtlarla dengeleneceği görüşü hakim olmaya başladı.
  • Her şeye rağmen dizel, teknoloji olarak ölmedi. Egzoz sorununun ekolojik standartlara uygun şekilde çözülmesinden sonra artan maliyetler nedeniyle küçük segmentteki dizel araçların ortadan kalkması bekleniyor. Üst ve orta sınıf segmentteki SUV’ların dizel araçları temsil edeceği belirtiliyor.

 

 

Türkiye’de Sürücüler Otomobil Kendi Kendine Giderken Manzaranın Keyfini Sürmek İstiyor

Bosch otonom sürüş anketi 2017

Türkiye’de sürücüler, otomobil kendi kendine giderken manzaranın keyfini sürmek istiyor!

Bosch Grubu, Almanya, Fransa, ABD, Japonya, Çin, Brezilya ve Türkiye’deki sürücülerin otonom sürüş hakkındaki görüşlerini öğrenmek amacıyla bir anket çalışması yaptırdı. Türkiye’den de farklı sosyo-ekonomik gruplara mensup 520 sürücünün katıldığı anket, sürücüler arasında otonom sürüşe dair güçlü bir beklenti olduğunu ortaya koydu.  

Bosch tarafından düzenlenen ve Türk sürücülerin de katıldığı araştırmada dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı. Bosch Türkiye ve Orta Doğu Başkanı Steven Young, otonom araçlarla ve araştırma sonuçlarıyla ilgili yaptığı değerlendirmede, ‘‘Geleceğin otonom araçları olası tüm problemleri çözebilecek teknolojiler yardımıyla tasarlanacak. Sürücülerin araçlarına gitmesi yerine, araçlar sürücülerin yanına gelecek. Bir bilim kurgu filminden çıkmış gibi gözüken şey, çok yakında gerçeğe dönüşecek. Araştırma sonuçları da bize bu yönde bir beklentinin olduğunu gösteriyor.” dedi.

Bosch’un otonom sürüş konusunda yaptığı araştırma sonuçlarına göre, sürücülerin otonom otomobillerin sahip olmasını en fazla istedikleri fonksiyon yüzde 79 ile ‘otomobilin kendi kendini park etmesi’ oldu. Bunu, otonom otomobilin park yeri bulması ve aracın park yerinden otonom olarak çıkması izledi. Park konusu sürücüler için ciddi bir zaman ve para kaybına yol açıyor. Almanya’da yapılan araştırmalar, park yeri aramanın ortalama 10 dakika sürdüğünü ve şehirdeki trafiğin de yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğunu ortaya koyuyor. Hesaplamalara göre, yaklaşık 10 dakikalık bir park yeri arama süresi araca 1,35 euro’luk bir maliyete ve kilometre başına 1,3 kg’lık CO2 emisyonuna yol açıyor.

Bu cevaplar ve araştırmalar, Bosch’un park yeri bulma ve park etme konularında yaptığı çalışmaları değerli kılıyor. Uzun zamandır devam etmekte olan çalışmalar neticesinde, 2018 yılından itibaren Mercedes Benz’in Stuttgart’taki Müzesi’nin otoparkında otomobiller ‘sürücüsüz olarak’ park yerlerini kendileri arayacak ve park edecek. Bu, sadece sürücülerin stresini azaltan bir çözüm olmayacak. Sürücüsüz park etme işlemi otomobillerin daha yakın park edilmesiyle yüzde 20’ye kadar park yeri alanından tasarruf sağlamayı mümkün kılacak. 

Robot taksiler geliyor

Ankette sürücülere, otonom otomobillerin gündelik hayatta kullanıcılara sağladığı faydaların ne olacağı soruldu. Bu soruya verilen ilk üç cevap sırasıyla ‘’daha rahat sürüş’’, ‘’daha az stres’’ ve ‘’daha az kaza’’ oldu. Bu cevaplar, Bosch’un ‘Emisyonsuz, kazasız, stressiz sürüş’ olarak dile getirdiği vizyonunun ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.

020 yılının başından itibaren Bosch, Daimler ile iş birliği içerisinde tamamen otonom, sürücüsüz otomobillerin caddelerde kullanılmasını sağlayacak. Bu durum, şehirlerdeki trafik akışını iyileştirecek ve trafik emniyetini artıracak. Kullanıcılar, akıllı telefonlarını kullanarak bir paylaşımlı otomobil veya robot taksi siparişini rahatlıkla verebilecek. Robot taksi uygulamasının 2022 yılında tamamen yaygınlaşması öngörülüyor. Bosch’un bu alandaki çalışmalarıyla ağa bağlı ve otonom sürüş, mobiliteyi stressiz ve bunun neticesinde kazasız hale getiriyor.

Arkanıza yaslanıp, keyfini sürün! 

Otonom sürüş anketinde yer alan ‘’Aracınız sürüş işlemini sizin için yapıyorsa otomobildeki zamanınızı nasıl kullanmak istersiniz?’’ sorusuna, Türk sürücülerin yüzde 67’si “Pencereden bakmak, manzaranın keyfini sürmek” cevabını verdi. Bunun dışında katılımcılar, zamanlarını sırasıyla diğer yolcularla daha fazla etkileşime geçerek, otomobildeki diğer yolcularla konuşarak, internette gezinerek, diğer kişilerle telefonda konuşarak ve SMS yazarak geçirmek istediklerini dile getirdi. Yine aynı soruya verilen cevaplara bakıldığında Türk kullanıcıların otonom sürüşte zamanlarını yüzde 43 oranla kitap, gazete ve dergi okuyarak geçirmek istedikleri ortaya çıktı. Bunu elektronik posta okuma-yazma ile sosyal medya platformlarında vakit geçirme izledi.

Almanya’da yapılan araştırmalar, sürücülerin örneğin navigasyon sistemini kullanırken, havalandırmayı ayarlarken ya da telefona cevap verirken sık sık dikkatlerinin dağıldığına ve bu tür dikkatsizliklerin trafik kazalarının başlıca nedenlerini oluşturduğuna işaret ediyor. Bosch bu problemlerin önüne geçip, sürücülerin istedikleri gibi vakit geçirmeleri için çalışmalarını tüm hızıyla devam ettiriyor. Yeni geliştirilen bir teknoloji, sürücülerin dikkatinin dağılmasını önleyerek asıl görevlerine odaklanabilmelerini sağlıyor. Bosch bunu, otomobile sürücüyü tıpkı başka bir insanın anladığı gibi anlayacak bir sesli asistan yerleştirerek gerçekleştiriyor. Sürücü otomobile ilk bindiğinde ‘Casey’ adına tepki veren asistan sürüşü daha güvenli ve rahat hale getiriyor. Sürücü asistana seçtiği bir ismi verdiğinde otomobildeki konuşma daha da kişisel bir hal alıyor. Adı ister “Casey”, isterse “Michael” veya “Linda” olsun, Bosch ses tanıma sistemi toplam 44 kadın ve 9 erkek sesiyle 30 farklı dili anlıyor ve konuşuyor. 

Otonom sürüş en çok uzun yollarda tercih ediliyor! 

Farklı durumlarda kullanıcıların otonom fonksiyon kullanımından bahsedilecek olursa; Türk sürücülerin yaklaşık yüzde 80’i, daha uzun sürüşler sırasında ve tatile giderken otonom modu kullanmak istedi. Üçüncü sırada ise özellikle yoğun İstanbul trafiği göz önünde bulundurulunca ‘’otobanda/otoyolda kullanım’’ isteğinin yer alması pek şaşırtıcı değil. Bu kullanımların dışında Türk sürücüler otonom otomobili sırasıyla işe giderken, kötü havalarda, karanlık olduğunda ve virajlı yollarda kullanmak isteyeceklerini dile getiriyor.

Çocuğunuzu otomobile emanet eder misiniz? 

Anket sonuçlarından çıkan bir diğer dikkat çekici sonuç, Türkiye’deki sürücülerin, otonom bir otomobilin çocuklarını bir yerden bir yere ulaştırması diğer bir deyişle ‘taksi görevi’ görmesi söz konusu olduğunda diğer ülkelerdeki kullanıcılara göre daha isteksiz olmalarıdır. Türkiye’deki sürücülerin sadece dörtte biri bu görevde otomobile güveniyor. Çocukları emanet etmek söz konusu olduğunda en az güvenen ülke yüzde 11 ile Almanya, en fazla güvenen ülke ise yüzde 50 ile Brezilya oldu.

Otonom otomobiller hemen piyasaya çıksın! 

Dikkat çekici sonuçların ortaya çıktığı ankete göre, Türk sürücülerin yüzde 79’u otonom sürüş özelliklerinin otomobili daha çekici hale getirdiğini ve yaklaşık dörtte üçü ise yeni bir otomobil alma niyetlerini artırdığını belirtiyor. Bu oran, aynı anketin yapıldığı diğer ülkelerdeki sürücülerin verdiği oranlardan daha yüksek. Otonom sürüş özelliğini en az çekici bulanlar ise yüzde 44’lük oranla ABD’liler ve Almanlar oldu.

Türkiye’deki sürücüler cinsiyete göre incelendiğinde; otonom otomobillerin erkekler için olduğu kadar kadınlar için de neredeyse aynı seviyede çekiciliğe sahip olduğu görülüyor. Bunun dışında, en çok 18-24 yaş grubunda bulunan kişiler otonom sürüş özelliğini çekici buluyor. Yani gençler, yeni mobilite çözümleriyle daha ilgili gözüküyor. Ayrıca, Türkiye’deki büyük şehirlerde yaşayan katılımcılar, açık bir biçimde otonom otomobillerin mümkün olan en kısa sürede piyasaya sunulması gerektiğini düşünüyor. Orta büyüklükte araç sahipleri ise bu özelliklerin bir an önce gerçekleşmesini en çok isteyenler konumunda bulunuyor.