Ana sayfa Haberler Türkiye LNG’d...

Türkiye LNG’de Kilit Ülke Olacak

KPMG Türkiye Enerji 2019 Sektörel Bakış Raporu: LNG Potansiyeli

07.03.2019 – KPMG Türkiye’nin hazırladığı Enerji Sektörel Bakış 2019, küresel değişimlerle şekillenen enerji piyasasını analiz ediyor. Rapora göre, dünyada doğalgazda özellikle LNG lehine artan ticari eğilim Türkiye için fırsat olabilir. Türkiye’nin hem depolama kabiliyeti, hem güçlü anlaşmaları nedeniyle doğalgazda bölgesinin ‘kilit ülkesi’ olma şansı var. 

KPMG Türkiye’nin, ekonominin dinamosu sektörleri analiz ettiği Sektörel Bakış serisinin Enerji raporu çıktı. Hazırlanan rapor, enerjideki küresel gelişmeler ışığında Türkiye’de sektöre ışık tutuyor. Rapora göre, dünyada ‘LNG furyası’ başlıyor. Türkiye’nin stratejisi ve yatırımları nedeniyle LNG kozunu doğru oynayarak doğalgazda bölgesinin kilit ülkesi olma ihtimali yüksek.

Raporda, dünyada ve Türkiye’de şehirleşmenin ve ekonomik kalkınmanın etkisiyle enerji ihtiyacının giderek arttığı belirtildi. BP’in hesaplamalarına göre, 2017’de dünya ekonomisindeki güçlü büyümenin de etkisiyle birincil enerji tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 2,2 oranında arttı. Bu rakam 2013 sonrası en yüksek seviye. Son 10 yılın ortalaması ise sadece yüzde 1,7 olarak gerçekleşmişti. Raporda, bu koşullarda dünya enerji sektörünün artan ihtiyacı daha iyi karşılamak üzere farklı bir sistem inşa etmeye çalıştığı ancak zorluklar yaşadığı vurgulandı.

KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Ümit Bilirgen, mevcut ekonomik tabloda Türkiye’deki sektörün durumunu şöyle anlattı:

“Türkiye hızlı büyüyen bir ekonomi, enerji tüketimi de buna paralel artan bir trend izliyor. Son 25 yılda Türkiye’nin yıllık birincil enerji tüketimi 55 milyon ton karşılığı petrolden 155 milyon tona yükseldi. Ancak birincil enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı yüksek olan Türkiye, yüksek miktarda dış ticaret açığı ve cari işlemler açığı veriyor. Dolayısıyla, küresel enerji fiyatlarındaki gelişmeler ülkenin enerji faturasına ve dış finansman ihtiyacına doğrudan yansırken, Türk finansal varlıklar üzerinde ilave baskı oluşturuyor.” 

Enerji Sektörünün Dış Borcu Yüksek

Bilirgen şöyle devam etti:

“Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve milli kaynaklara yönelmek konusunda yoğun bir ajandası var. Yüksek büyüme potansiyelinin gerektirdiği enerji ihtiyacını karşılamak üzere, geçtiğimiz yıllarda hükümet teşvikleriyle birlikte yurt içinde yüklü miktarda enerji yatırımları yapıldı. Sadece Kamu-Özel Sektör işbirliği kapsamında son 30 yılda 28,8 milyar dolar tutarında sözleşme ve 9,4 milyar dolarlık yatırım yapıldı. Bu yatırımlar ülkenin kurulu enerji kapasitesini artırdı, ancak dışa bağımlılığın azaltılması konusunda henüz sınırlı pozitif sonuçlara ulaşıldı. Öte yandan sektör katılımcıları bu yatırımları büyük ölçüde yurt içi ve yurt dışı piyasalardan yabancı para cinsinden borçlanarak gerçekleştirdiler.

Enerji sektörünün toplam bankacılık kredi hacmi içindeki payı 2010 başında yüzde 5’in altındayken, 2018 üçüncü çeyrekte yüzde 8’i aştı. Sektörün dış borcu ise 10,7 milyar dolardan 15,8 milyar dolar seviyesine çıktı. Buna karşın döviz kurlarındaki artışlar sonrasında, özellikle elektrik üreticisi firmalar üretim ve finansman maliyetlerindeki artışa karşın satış fiyatlarındaki artışların sınırlı kalması nedeniyle zora girdi. Bu nedenle sektörün içinde bulunduğu zorlu finansal koşullar, Türkiye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün önemli bir sorunu haline geldi. Enerji sektörüne verilen kredilerde takipteki alacakların sektöre verilen toplam nakdi kredilere oranı, sene başındaki yüzde 0,8’den üçüncü çeyrek sonu itibarıyla henüz düşük seviyelerde olsa bile yüzde 2,8 ile geçmiş yıllar ortalamalarının üzerine hızlı bir şekilde yükseldi.”

Ümit Bilirgen, Türkiye’de enerji politikalarının odağında arzın güvenliğini sağlamak ve dışa bağımlılığın azaltılması bulunduğunu, optimum kaynak çeşitliliğini sağlamak üzere tüm alternatif enerji kaynaklarının değerlendirildiğini söyledi. Bilirgen, “Kamu otoritesinin enerji politikalarındaki kararlı hedeflerine rağmen, özel sektörün finansal koşullardaki sıkılaşma, dövizdeki dalgalanma ve yüksek seviyedeki arz-talep belirsizlikleri nedeniyle yatırım iştahında genel anlamda azalma, muhtemel bir gelişme olarak ortaya konabilir” dedi.

Yeni dönemde enerji yatırımları açısından kredilerin yeniden yapılandırılmasına yönelik beklentinin yükseldiğini belirten Bilirgen, “Doğalgazdan ve diğer termik kaynaklardan elektrik üretimine dayalı, kapasitesi ve özellikle verimliliği düşük santrallerin varlığı sektörde kanayan yara olmayı sürdürecek. Bununla birlikte artan nüfus, şehirleşme ve ihracat odaklı ekonomik gelişme enerji talebinin kısa vadeli dalgalanmalara rağmen güçlü kalmasını sağlıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde toplam enerji talebinin daha yavaş olmakla birlikte artmaya devam edeceği öngörülüyor” diye konuştu.  

LNG Furyası Geliyor

Türkiye’nin geçmiş yıllarda yenilenebilir enerjide yaptığı yatırımlar ve enerjide yerli kaynaklara yönelim çabaları sayesinde enerji kaynaklarının kullanım bileşenlerinin değişebileceğini ifade eden Bilirgen, şunları söyledi:

“Hükümetin teşvik edici ve düzenleyici rolünün artması yeni dengeler için büyük önem taşıyor. Hükümetin yerli üretime bakışının ve yanı sıra petrol ve doğalgaz aramalarına yönelik arama çağrısının yansımasını kısa sürede bulabileceğine dair güçlü kanaatler var. Dünyada doğal gazda, özellikle LNG lehine ciddi bir ticari eğilim mevcut. Otoriteler bu durumu, ‘LNG furyası geliyor’ şeklinde açıklıyor. Türkiye bu noktada hem depolama kabiliyeti, hem borudan kaynaklanan güçlü anlaşmaları çerçevesinde doğalgazda bölgesinin ‘kilit ülkesi’ olabilme şansına yönelik adımları daha fazla atabilir.

Petrol fiyatlarındaki basamak aralıkları düşük volatilite yakın dönemin gerçeklerinden biri olarak kabul ediliyor. Rüzgarda üçte bir, güneşte yarı yarıya düşen yatırım maliyetleri, bu alandaki iştahı yüksek tutacak ve yerli üretimle birlikte Türkiye’yi bu alanda ihracat üssü yapabilecek. Yanı sıra elektrik üretiminde termik kaynakların payının azalıyor ve yenilenebilir enerjiye kayıyor olması da bu alandaki yatırımların iştahına olumlu yansıyacaktır. G-20 gelecek yıl Japonya’da toplanacak. Orada da hidrojen enerji sistemleri gündemde daha çok yer bulacak. Dünyada hidrojen enerji sistemleri daha çok konuşulacak, üzerinde projeler geliştirilecek.”

 

 

KPMG Türkiye Enerji 2018 Sektörel Bakış Raporu: Yerli Enerji Harekâtı

02.02.2018 – KPMG Türkiye, Enerji Sektörel Bakış 2018 raporunu hazırladı. 2017 yılının değerlendirildiği raporda sektöre ilişkin 2018 beklentilerine yer veriliyor. Rapora göre 2018, Türkiye’nin ‘yerli enerji’yi konuşacağı bir yıl olacak. Türkiye’nin ilk derin deniz sondajı, temeli atılan Akkuyu Nükleer Güç Santrali, YEKA ihaleleri ve yerli kömür teşvikleri 2018’in gündem başlıkları olacak.

KPMG Türkiye, Enerji Sektörel Bakış 2018 raporunu açıkladı. Raporda sektörün 2017 yılında gösterdiği performans ve 2018 yılındaki yol haritası değerlendirildi. Küresel enerji tüketiminin 2040 yılına kadar yüzde 28 artacağı öngörülürken, değişen coğrafi ve ekonomik dengeler enerji piyasalarını uzun dönemli çözümlere zorunlu kılıyor. Bu noktada yenilenebilir enerjinin dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynağı olarak ön plana çıkacağı öngörülüyor. Ancak kömür, petrol ve doğalgazın 2040 yılına kadar ana enerji kaynağı kimliğini koruyacağı düşünülüyor. Türkiye’de ise 2018’e hükümetin yerli enerji politikası damga vuracak.

KPMG Türkiye Enerji ve Doğal Kaynaklar Sektör Lideri Ümit Bilirgen, “Türkiye’de gündem yerli enerji hamleleri üzerinde yoğunlaşıyor. 2017 yılının son günlerinde temeli atılan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin inşaatı başladı. Nükleer enerji hayli konuşulacak. Bunun yanında Türkiye tarihindeki ilk deniz sondajı, ülkemizin kendi sondaj gemisiyle Akdeniz’de 2018 yılında gerçekleştirilecek. YEKA ihaleleri ve yerli kömür teşvikleri ile 2018’i ‘yerli enerji’yi hedefleyen adımlarla geçireceğiz” dedi.

KPMG Enerji Sektör Raporu’ndan ön plana çıkan noktalar şöyle:

Dünyada enerji tüketimi artıyor. Küresel enerji tüketiminin 2040 yılına kadar yüzde 28 artacağı öngörülüyor. Hızla artan tüketime yanıt olarak yenilenebilir enerji yükseliyor. Yeşil enerji, yeni teknolojiler ve enerji politikalarıyla yenilenebilir enerjinin dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynağı olması bekleniyor.

Ancak kısa vadede kömür, petrol ve doğalgaz 2040’a kadar ana enerji kaynakları kimliğini koruyacak. 2040 yılında küresel enerji tüketiminin yüzde 77’sinin hala fosil yakıtlardan sağlanması bekleniyor.

2018-2040 yılları arasında nükleer enerji tüketimi 1,5 kat artacak. Bu artışla birlikte dünyanın en hızlı büyüyen ikinci enerji kaynağı nükleer enerji olacak.

Elektrikte kurulu güç artıyor

Ülkemizde elektrik enerjisi kurulu gücü 2016’da 78 bin 599 MW iken, 31 Ekim 2017 itibariyle 82 bin 312 MW’a ulaştı.

Türkiye’nin elektrik üretiminin en önemli kaynaklarından olan doğalgazın yüzde 99’u ithal ediliyor. Doğalgazda toplam rezervin yüzde 43’ü Ortadoğu ülkelerinde, yüzde 29’u Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde, yüzde 16’sı Afrika-Asya Pasifik ülkelerinde bulunuyor.

Hidroelektrik santraller, ülkemizin elektrik üretiminin yüzde 34’ünü karşılıyor. Ülkemizin hidroelektrik potansiyeli, dünya toplamının yüzde 1’ini, Avrupa toplamının yüzde 16’sını oluşturuyor.

Yerli kömürde teşvikler geliyor

Ülkemizin elektrik üretiminde kömürün yüzde 21’lik payı bulunuyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2023’e kadar tüm yerel linyit ve taş kömürü rezervlerini enerji üretimi amaçlı değerlendirmeye yönelik çalışmalarda bulunuyor ve özel sektöre teşvik olanaklarıyla destek olmayı planlıyor.

Türkiye’de 17 milyar tonun üzerinde açığa çıkarılmayı bekleyen yerli kömür rezervinin teknoloji ve çevreci kriterlerle ekonomiye kazandırılması hedefleniyor.

Türkiye coğrafyası rüzgâr enerjisine uygun

Yenilenebilir enerjinin en önemli kaynaklarından biri olan rüzgâr enerjisi hızla yükseliyor. Dünyada 2000 yılında 17,4 GW olarak gerçekleşen rüzgar enerjisinden elektrik üretimi, 2015 yılında 432,0 GW oldu. 2030 yılında üretimin 1.749,8 GW’a ulaşması bekleniyor.

Türkiye’de de rüzgar enerjisi yükseliyor. 2016’da rüzgar enerji santrallerinin kurulu gücü 5 bin 738 MW iken, 2017 yılı Ekim sonu itibariyle 6 bin 353 MW’a ulaştı.

Ülkemizin 48 bin MW’luk rüzgâr enerjisi potansiyeli bulunuyor. Türkiye yüzölçümünün yüzde 1,3’üne denk gelen bu alan, rüzgâr enerjisinin verimli kullanılabilmesi için avantajlı bir coğrafyaya sahip olduğumuzu ifade ediyor.

Güneş enerjisinin toplam üretime katkısı yüzde 2,5

Güneş enerjisi de çıkışta. Şebekeye bağlı güneş enerjisi üretimin toplam tüketime katkısı yüzde 2,5’e ulaştı.

Güneş Enerjisi Potansiyeli Atlası’na (GEPA) göre Türkiye 2 bin 737 saat yıllık toplam güneşlenme süresi ve 1527 kWh/m² yıllık ortalama güneş enerjisi miktarı ile bu enerjiden çok daha verimli yararlanabilecek konumda.

Güneş panellerindeki maliyet düşüşü ve panel verimliliğinin artması güneş enerjisi yatırımlarına hız kazandırdı. 2014’te sadece 40 MW olan güneş enerjisi elektrik üretimi, 2017 yılının ilk 10 ayının sonunda 2060 MW’a ulaştı.

Jeotermal enerjide hızlanıyoruz

Türkiye’nin yerli enerji kaynaklarından biri olan jeotermal enerjinin potansiyeli 31 bin 500 MW olarak değerlendiriliyor. 2016’da toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 1 olan jeotermal enerji, 2017’nin ilk 10 aylık döneminde payını 1,2’ye yükseltti. Türkiye bu rakamla jeotermal enerjiden elektrik üretimi konusunda dünyada en hızlı büyüyen ülke durumuna geçti.

Son yıllarda ön plana çıkan biyokütle enerjisi sektörün öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye’nin biyokütle atık potansiyeli 8,6 milyon ton petrole eşdeğer. 2016’da biyogaz, biyokütle, atık ısı ve pirolitik yağ enerjisi santrallerinden 467 MW elektrik enerjisi üretilirken, 2017’nin ilk 10 ayında toplam kurulu gücü 554 MW’a ulaştı.

Petrol ithalatı 2016’yı yakalayacak

2016’da 40 milyon tonun üzerinde gerçekleşen toplam petrol ürünleri ithalatı, 2017 yılının ilk 9 ayında 32 milyon tonu aştı. Irak, Rusya ve İran, Türkiye’nin 2016 yılında olduğu gibi 2017’de de en fazla ithalat yaptığı ülkeler oldu.

Dünyanın bor merkezi Türkiye

Yakın gelecekte, yakıt olarak hidrojenin yaygınlaşmasına paralel olarak sodyum borohidrürün enerji arenasında önemli bir noktaya gelmesi bekleniyor. Dünya bor rezervlerinin yüzde 72’i Türkiye’de bulunuyor.

Türkiye, dünyanın geri kalanından fazla bor madenine sahip olmasına rağmen bor mamulü satışlarında ABD’den sonra ikinci sırada yer alıyor.

Türkiye 2016’da miktar bazında 1,78 milyon ton, değer bazında 711 milyon dolar bor satışı gerçekleştirdi. 2017 Temmuz sonu itibariyle bor satışları 1,16 milyon ton ve değer bazında ise 423 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Sektör oyuncuları ilk 100’de yer alıyor

Türkiye’de 2016 yılında en yüksek kurumlar vergisi ödeyen ve bilgilerinin açıklanmasına izin veren 100 şirketin 11’ini enerji sektörü oyuncuları oluşturuyor. 11 şirkete tahakkuk eden toplam vergi miktarı 2,6 milyar TL olarak açıklandı.

 

 

KPMG Küresel Enerji Trendleri 2017 Raporu: Yenilebilir Enerji Yatırımları

1470984079_enerji_grafikYenilenebilir enerji yatırımları talebe yetişemiyor!

KPMG, dünyadaki enerji trendlerini analiz etti. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım devam etse de enerji talebindeki artışı sadece bu kaynaklarla karşılamak mümkün değil. Petrol ve doğal gaza birincil enerji kaynağı olarak bağımlılığımız devam edecek. 2035’e kadar bölgeler arası net enerji ithalatının yüzde 80’ini Asya’nın artan talebi oluşturacak.

KPMG’nin gerçekleştirdiği ‘Küresel Enerji Trendleri’ analizinde orta ve uzun vadedeki gelişmeler, talepler ve kaynakların beklentileri karşılama durumu ele alındı. Değerlendirmenin sonuçlarını aktaran KPMG Türkiye Vergi Bölümü Şirket Ortağı Ayhan Üstün’e göre, dünya daha on yıllar boyunca öncelikli olarak petrol ve doğal gaza ihtiyaç duyacak.

KPMG’nin ‘Küresel Enerji Trendleri’ çalışmasından dikkat çeken başlıklar şöyle:

  • Doğal gaz talebi ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerden geliyor.
  • Enerji ve sanayi sektörleri için daha fazla petrol, doğal gaz, kömür, biyokütle ve elektrik ihtiyacı duyulacak.
  • Çin; ABD ve AB’nin toplamından daha fazla yenilenebilir enerji talep ediyor.
  • Başta Hindistan ve Çin olmak üzere Asya kıtası hacim artışının lideri durumunda.
  • Asya’daki ulaştırma ve sanayi talebi petrole olan talebi artırıyor.
  • Büyümenin yüzde 65’i Asya Pasifik ülkelerinden geliyor.
  • Yüzde 30 daha fazla ulaştırma yakıtı talebi var.
  • Endüstriyel amaçlı enerji tüketimi, başta petrokimyasallar olmak üzere yüzde 30 arttı.
  • Küresel elektrik talebinde yüzde 45 artış var.
  • Çin, küresel talebin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor. Ancak büyümeye yüzde 25’ten daha az katkıda bulunuyor. Bu geçtiğimiz 10 yılda ise yüzde 60 civarındaydı.
  • Kömür azalıyor, yenilenebilir enerji üretimi artıyor. Petrol ve doğal gaz ise sabit duruyor.
  • Kaynak büyüklüğüne göre kaya petrolü tüm sıvıların yüzde 10’undan daha az.
  • Bölgesel enerji dengeleri değişiyor.
  • Afrika’nın kişi başına enerji talebi azalıyor.
  • Kuzey Amerika petrol konusunda kendine yetmenin yanı sıra doğal gaz ihracatçısı haline gelirken, Avrupa ve Asya daha bağımlı hale geliyor.
  • Kuzey Amerika’nın petrol ithalatına bağımlılığı, azalan taleple birlikte konvansiyonel olmayan petrol üretimini azaltıyor. ABD’nin ham petrol ihracat yasağının kaldırılması, bu ayarlama sürecine destek oluyor.
  • Asya’nın talebi, 2035’e kadar bölgeler arası net ithalatın yüzde 80’ini oluşturacak.

Çalışmada, gelecek projeksiyonu ise şöyle çiziliyor:

Ayhan Üstün, bu sonuçları şöyle değerlendirdi:

“Kuzey Amerika petrol ve gaz kaynaklarını verimli şekilde işleterek ihracatçı konumuna geçebilirken Avrupa ve Asya kıtasının bir bölümü enerji bakımından dış kaynaklara daha bağımlı hale geliyor. Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranları ve bu büyümeyi hangi enerji kaynaklarından karşılayabilecekleri küresel trendleri en çok etkileyen faktörler arasına yer alıyor. Enerji verimliliği projeleri ile enerji talebindeki artış sınırlanıyor (enerji talebindeki artış yaklaşık global büyümenin 1/3’ü oranında tahmin ediliyor). Türkiye de bu analizde büyüme için enerji alanında dış kaynaklara bağlı ülkeler arasında yer alıyor.”