Ana sayfa Haberler KPMG: İnşaat ...

KPMG: İnşaat Sektöründe Beklentiler İyi, İşaretler Kötü

KPMG: İnşaat Sektöründe Beklentiler İyi, İşaretler Kötü

İnşaat Sektörü 2020 Raporu, KPMG

07.01.2020 – KPMG Türkiye, ‘Sektörel Bakış 2020 – İnşaat Raporu’nu yayımladı. Rapora göre; Türkiye ekonomisinin lokomotifi inşaat sektörü, büyüme potansiyelini koruyor ancak ekonomik ve siyasi risklere karşı hassas… Rakamlar sektörün parlak günlerine kısa sürede dönemeyeceğine işaret ediyor.

100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Sanal Para ile Deneyin!

KPMG Türkiye’nin hazırladığı ‘Sektörel Bakış 2020’ serisinin inşaat sektörünü ele alan raporu yayımlandı. İnşaat sektöründe 2019’un değerlendirildiği, 2020’ye ilişkin beklentilerin sıralandığı rapor gelecek yılla ilgili ipuçları veriyor. Sektörel Bakış 2020 – İnşaat Raporu’na göre artan nüfus, küçülen aile yapısı, evlilik yaşının yükselmesi gibi sosyal, demografik ve ekonomik nedenlerle sektör büyüme potansiyelini koruyor. Aşağı yönlü faiz hareketleri ve yabancı talebi, kamu kaynaklı desteklerle birleşince sektörün tahminlerden daha hızlı bir toparlanma sürecine girmesi beklentisi yaratıyor. Ancak öncü veriler, sektörün sadece ekonomik değil siyasi riskler nedeniyle de kırılganlığını koruduğunu gösteriyor.

Raporu değerlendiren KPMG Türkiye Altyapı ve İnşaat Sektör Lideri İsmail Önder Ünal, “Sektör 2018’in ikinci yarısından itibaren büyümeye negatif katkı veriyor. 2019’un ikinci yarısı sonu itibarıyla önceki döneme göre eksi yüzde 12,7’lik sert bir daralmayla büyümeyi sınırladı. Uzun vadede ise hemen hemen tüm alanlarda yüksek potansiyelini koruyor. Kısa vadeli kırılganlıkların kamu desteğiyle aşılma gayreti var. Kalıcı bir toparlanmadan bahsedebilmek için finansal piyasalarda istikrarın ve güven endekslerindeki ivmelenmenin görülmesi gerekiyor. 2020 yılında sektördeki hareketlenme önce stokların erimesi yönünde kampanyalı ev satışlarıyla başlayabilir. Yeni projeler için ise henüz erken” dedi.

Yeni Ekonomi Programı’nda yer verilen sağlık turizminin geliştirilmesine yönelik projeler ile kentsel dönüşüm uygulamalarının sektörün hareketlenmesi açısından önemli olduğunu söyleyen Ünal, “Sektörün gidişatı, ekonomik görünüm ve tüketici algıları ile doğrudan ilintili. Rakamların güçlenmesi ve algının iyileşmesi, ekonomik büyümenin yıldızı olarak kabul edilen sektörde canlanmayı da beraberinde getirecektir” diye konuştu.

KPMG Türkiye, Sektörel Bakış 2020 – İnşaat Raporu’nda dikkat çeken başlıklar şöyle:

İstihdamda azalma var

  • İnşaat sektörü, 2018’in ikinci yarısından 2019’un ikinci yarısına kadar ortalama yüzde dokuz küçüldü. Sektör her ne kadar gücünü yurt içi talepten alsa da sadece ekonomik değil siyasi risklere karşı hassasiyetini koruyor.
  • Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre; sektör 2019 Ocak itibarıyla 1 milyon 677 bin kişiyi istihdam ediyordu. Bu sayı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 540 bin kişilik azalmayı ifade ediyor. Ağustos 2019 itibarıyla ise 1 milyon 480 bin, diğer bir deyişle Ocak 2018’e kıyasla 737 bin daha az istihdam var.
  • Sektörün toplam istihdamdan aldığı pay, içinden geçtiği sert daralmaya paralel olarak düşüyor. 12 aylık ortalama oran 2006 yılından bu yana ilk kez yüzde 6 barajının altında kaldı. 2019 yılının ilk sekiz aylık ortalaması yüzde 5,5 oldu.
  • 2019 yılında Türkiye’de gerçekleşen birleşme ve satın alma işlemlerinin sektörel dağılımı incelendiğinde altyapı ve inşaat sektörü hem işlem hacmi hem de en büyük işleme sahip olarak en önde öne çıktı. Sektör, 2019 yılında toplam 11 işlemde 793 milyon dolarlık bir hacim yarattı. 2018 yılında ise 15 işlemde 311 milyon dolar seviyesinde bir hacim gerçekleşmişti.

Cirolar düştü, maliyetler arttı

  • Genel ekonomik güven endeksi Ocak-Ekim döneminde yüzde 14 artarken, inşaat sektörü güven endeksinde artış yüzde 15 olarak gerçekleşti.
  • 2018 sonrası dönemde talepteki kırılma, satış fiyatlarının artışını da sınırladı. Talebin düşmesi, ciro artışlarının maliyet artışlarının altında kalmasına sebep oldu. Bu da sektörün finansal performansını ciddi seviyede olumsuz etkiledi.
  • Eylül 2019 itibarıyla inşaat sektörünün parasal büyüklüğü, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14,3 daraldı. Aynı dönemde malzeme maliyetleri yüzde 16,1, toplam maliyetler ise yüzde dört artış kaydetti.

Yeni konut satışları yüzde 28 azaldı

Ocak-Ekim döneminde yeni konut satışları 2018’in aynı dönemine göre yüzde 28,4 gibi rekor seviyede daralırken, ikinci el konut satışları yüzde 2,1 oranında arttı. Böylece toplam konut satışları 1 milyon 8 bin adette kaldı.

İpotekli konut satışları, konut kredi faizlerindeki ani dalgalanma nedeniyle kamu desteğine rağmen zayıf bir seyir izliyor. 2019’un ilk 10 ayında ipotekli konut satışları 2018’in aynı dönemine göre yüzde 10 azaldı.

Yabancı iştahı devam ediyor

Özellikle 2018 yılındaki kur şokuyla zirveye ulaşan yabancı satışları, 2019’da dengelenmiş görünse de trend hâlâ yukarı yönde. Ocak-Ekim 2019 döneminde yabancıya konut satışı 2018’in aynı dönemine göre yüzde 18,9 oranında arttı. Ortadoğulu ve Arap yatırımcıların özellikle İstanbul’a olan talebi devam ediyor.

İzmir’de konut fiyatları yükseliyor

Konut talebindeki düşüş, fiyatları baskılamaya devam ediyor. Konut fiyat endeksi, Eylül 2019 itibarıyla yıllık bazda yüzde 6,3 arttı. Böylelikle endeksin artış oranının enflasyonun altındaki seyri 26 aya çıktı. Bununla birlikte konut fiyatlarında yıllık artışlar şehir bazında İzmir’de en yüksekken, Ankara ve İstanbul’da görece daha düşük seyrediyor.

AVM sayısı aynı kaldı

Türkiye genelinde 2018 yılsonu itibarıyla 453 olan toplam AVM sayısı, 2019 yılının son çeyreğinde değişmedi. Proje halindeki AVM sayısı ise 44… 2019 yılının son çeyreği itibarıyla Türkiye’de bulunan 13 milyon 453 bin metrekarelik kiralanabilir alan stokları ise yeni projelerin hayata geçmesiyle birlikte 16 milyon metrekareye ulaşacak.

Yavuz Sultan Selim’e Çinli ortak

Türkiye’de yerleşik müteahhitlik ve teknik müşavirlik şirketlerinin yurt dışındaki faaliyetleri önceki yıllara göre oldukça zayıf bir seyir izliyor. 2018 yılında 21 milyar dolar olan yeni proje değerleri, 2019 Eylül sonu itibarıyla 7,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Türk müteahhitlerinin yurt dışı projelerinin Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda, daha sonra Ortadoğu ve Afrika’da yoğunlaştığı görülüyor.

Anhui Expressway, China Merchants Expressway, Jiangsu Expressway gibi Çinli dev şirketlerin oluşturduğu konsorsiyumun Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu işletmelerini içeren ICA’nın yüzde 51 hissesini 688,5 milyon ABD doları bedelle satın alması da 2019’un en büyük işlemi oldu. Finansal yapılandırma sürecindeki İtalyan Astaldi ise YSS ve KMO işletmelerindeki yüzde 33’lük hissesini IC İçtaş İnşaat’a devrederek ortaklıktan ayrıldı.

Türk firmaları bu yıl da ikinci sırada

Uluslararası inşaat sektörü dergisi ENR’ın (Engineering News Record), “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesinde 2018 itibarıyla 44 Türk firması yer alıyor. Türkiye bu sayı ile listede birinci sırada yer alan Çin’in ardından ikinciliğini korurken, üçüncü sırada 36 firma ile ABD bulunuyor.

Yurt içi pazarlardaki zayıflayan performansa rağmen sektörün ihracatı güçlü seyrini koruyor. Ekim 2019’da 4,42 milyon ton ihracat yapıldı. Değer olarak yılın en yüksek üçüncü aylık ihracatının yapıldığı ekim ayında ihracat 1,94 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. 2018 Ekim-2019 Ekim aralığında ise yıllık ihracat 21,6 milyar dolar oldu. Ekim ayında ithalat 211,6 bin ton ile 585 milyon dolara ulaştı.

Çimento sanayii daraldı

Çimento sektöründe 2018’de yaşanan daralma, 2019’da da devam etti. 2019’da çimento üretiminde yüzde 24’lük daralma yaşandı. Ancak ihracat 2018 yılının Ağustos ayına kıyasla yüzde 95 seviyesinde arttı. Buna karşın iç satıştaki yüzde 33’lük daralma sektör için her şeyin iyi gitmediğini teyit ediyor.

Jeopolitik belirsizlik tehdit ediyor

İnşaat sektörü, jeopolitik konumu nedeniyle Ortadoğu ülkeleri için cazibe merkezi olmaya devam ediyor. Genç nüfus, konut ve alt yapı yatırımlarının devamlılığını sağlıyor. Göç nedeniyle ortaya çıkan ucuz işgücü, maliyetlerdeki artışı görece sınırlıyor. Kentsel dönüşüme olan ihtiyaç orta ve uzun vadede arz iştahı yaratıyor. Ancak jeopolitik belirsizlikler, sektör oyuncularının mali tablolarında yaşanan bozulma, tapuda gerçek değer uygulaması, değerli konut vergisi uygulaması gibi unsurlar sektörün önündeki risk ve tehditler olarak görülüyor.

 

 

 

KPMG’nin Küresel İnşaat 2019: Hedef sahada değil ofiste kazanmak

30.07.2019 – KPMG’nin Küresel İnşaat 2019 araştırması, inşaat sektöründe dijital dönüşüme ayak uyduran firma sayısının hala öngörülenin çok altında olduğunu gösteriyor. Araştırmaya göre teknolojiye yatırım yapan bir avuç inşaat firması, sektörlerine öncülük edecek kapasiteye sahip

Uluslararası vergi, denetim ve danışmanlık firması KPMG’nin gerçekleştirdiği Küresel İnşaat 2019 araştırması, dijital dönüşümün yıkıcı etkilerini hisseden inşaat sektörünün değişen ihtiyaçlarını karşılama kapasitesine sahip çok az firma bulunduğunu ortaya koydu.

Toplam 223 küresel inşaat ve mühendislik firmasının yöneticileriyle birlikte gerçekleştirilen araştırma, katılımcıların sadece yüzde 20’lik bölümünün, artan talep karşısında, iklim duyarlılığı olan, veri merkezli akıllı şehirler inşa etme uzmanlığına sahip olduğunu gösterdi.

KPMG Türkiye Altyapı ve İnşaat Sektör Lideri İsmail Önder Ünal, “Pazarda yaptığımız son anketin üzerinden geçen 2 kısacık yıl içinde, inşaat sektörü yöneticilerinin özellikle, işletmelerinde teknolojiyi hayata geçirme ve kullanmaya yöneldiğini gördük. 2017’de çok az firma, teknolojiye yatırım yapıp onun nimetlerinden faydalanıyordu. Günümüzde, liderlerin kendilerini inşaat projeleri yürüten teknoloji şirketleri olarak tanımladığına tanık oluyoruz. Aradaki büyük fark, sektör liderleri ile diğer herkes arasında açılan uçurumu gözler önüne seriyor” dedi.

Araştırma kapsamında bu yıl hazırlanan ‘Kıyaslama Ölçütü Endeksi’, sektördeki firmaların 3 ana grup altında toplandığını gösteriyor:

  • Yenilikçi liderler (yüzde 20)
  • Takipçiler (yüzde 60)
  • Eğrinin altında kalanlar (yüzde 20)

Yenilikçi liderler

  • Sektörün halihazırdaki taleplerine en iyi cevap verebilen grup olan ‘Yenilikçi liderler’, araştırma kapsamında 2017’de ortaya atılan 3 ayaklı yaklaşımı (yönetişimi verimli hale getirmek, insan gücünü en uygun hale getirmek ve teknolojiyle yenilik yapmak) en iyi benimseyen firmalar olarak tanımlanıyor. Bu grup yönetişimi rasyonel hale getirirken teknolojiye yatırım yapıyor, kültür inşa ediyor, vasıf yelpazelerini çeşitlendiriyor ve işin tüm alanlarındaki sonuçları takip ediyor.
  • Yenilikçi firmaların yüzde 69’u proje yönetim raporlama sistemlerini birleştirdiklerini belirtiyor.
  • Yüzde 90’ında bir teknoloji vizyonu ve yol haritası mevcut.
  • Yüzde 76’sı yeni personel bulmak ve bu kişileri elinde tutmak için teknolojiye odaklanıyor.

Takipçiler

  • Bu gruptaki firmalar geleceğe yatırım yapmakla mevcut sorunlara çözüm üretmek arasında denge kurmaya çalışan aktörler.
  • İş güçlerinin büyük bölümünü Milenyum Kuşağı üyeleri oluşturuyor.
  • Temel veri analiz sistemlerini kullanıyorlar, yeni teknolojileri kullanmaya henüz başlamışlar.
  • Dijital arz zinciri kurmanın sağlayacağı katkılar konusunda hala şüpheleri var.
  • Teknolojiye yatırım kararları hala geri dönüş kapasitesine göre alınıyor.

Eğrinin altında kalanlar

  • Bu grupta yer alan firmalar şu anda sadece güncel sorunlarına çözüm üretmekle meşguller, teknoloji, yönetişim ve insan kaynağı konularında uzun vadeli stratejileri bulunmuyor.
  • Teknoloji alanında neredeyse hiç yatırım yapmıyorlar.
  • Yeni teknolojiler konusunda sadece kısıtlı bir deneyimleri var.
  • Son derece dar bir coğrafyada, belli endüstri ve hizmet alanlarına yoğunlaşıyorlar.
  • Kısa vadeli büyüme ve nakit akışına odaklanmış durumdalar.

‘Geç kalmış sayılmazlar’

KPMG Türkiye Altyapı ve İnşaat Sektör Lideri İsmail Önder Ünal, günümüzde inşaat sektörünün teknoloji ve dijitalleşmenin sunduğu yoğun fırsatları çok yavaş fark ettiğini vurguladı. Ünal, “Bugün ne kadar az sayıda şirketin sektörün geri kalanına öncülük ettiğini gayet net görebiliyoruz. Sektörün büyük bölümünün orta sıralarda kalması, yüzde yirmilik bir kesimin ise oldukça gerilere düşmesi hiç şaşırtıcı değil. Öte yandan, iyi haber şu ki, takipçi firmalar stratejik bir yol haritası çıkararak sektörde liderlik koltuğuna oturmak için gerçek atılımlar yapmaya başlayabilir” diye konuştu.

 

KPMG İnşaat Sektörü 2019 Raporu: İnşaat Sektörü Kırılgan Hatta 

23 Ocak 2019 – KPMG Türkiye, İnşaat Sektörel Bakış 2019 raporunu açıkladı. Raporda kırılgan dönem geçiren inşaat sektörünün 2018’de de daralarak ekonomik büyümeyi sınırladığı belirtildi. Son bir yılda verilen teşvikler ve yapılan kampanyalar sektörde kalıcı bir toparlanma başlatmaya yetmedi. İnşaat sektörü 2019’a temkinli giriyor

KPMG Türkiye’nin hazırladığı İnşaat Sektörel Bakış 2019 raporu, büyümenin itici gücü konumundaki inşaat sektöründe daralmayı analiz etti. Ekonomideki dalgalanmaların etkisiyle 2018’de de daralmaya devam eden sektörde son dört yıldır büyüme ivmesi yavaşlıyor, GSYH’dan aldığı pay küçülüyor. Rapora göre, son bir yılda sektöre verilen teşvikler ve yapılan kampanyalar kalıcı bir toparlanma süreci başlatmaya yetmedi. 2019 inşaat sektörü için dikkatli adımların atılacağı bir yıl olacak. Yaşanan daralma sebebiyle inşaat sektörünün genel istihdam içindeki payının da düştüğü belirtilen raporda, asgari ücret artışının sektörde maliyetler üzerine ilave bir yük getireceğine dikkat çekiliyor.

İnşaat Sektörel Bakış 2019 raporundan öne çıkan başlıklar şöyle:

  • 2017’de ortalama yüzde 12 seviyesinde olan konut kredi faizleri, 2018’in üçüncü çeyreğinde yüzde 29’a dayandı.
  • 2018’in ilk 10 ayında ipotekli konut satışları, 2017’nin aynı dönemine göre yüzde 34 azaldı.
  • Yabancıların gayrimenkul alanındaki yatırım tutarı, 2018’in ilk 10 ayında, 2017’nin aynı dönemindeki 4,1 milyar dolar seviyesinde sabit kaldı.
  • 2018’in üçüncü çeyreğinde İstanbul ve Ankara’daki konut fiyatları enflasyonu toparlanma eğilimine girerken, yıl ortasına kadar yüksek seyreden İzmir’deki fiyat artışları da sert bir şekilde yavaşladı.
  • 2018’in ilk 10 ayında ticari gayrimenkul sektöründe yeni kiralamalar, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3.31 azaldı. Ekonominin kalbinin attığı İstanbul’da ofislerin yaklaşık dörtte biri boş durumda.
  • Türkiye genelinde 2017 sonu itibariyle 429 olan AVM sayısı 2018 Ekim sonu itibariyle 448’e ulaştı.
  • Turizm sektöründe otel doluluk oranı 2018 üçüncü çeyrekte Türkiye genelinde yüzde 66.4 iken, İstanbul’da yüzde 70 seviyesine çıktı. Buna karşın sektörde oda fiyatları 2017’ye kıyasla hafif toparlansa da hala 2016 seviyelerinin altında seyrediyor.
  • Türk müteahhitlik firmalarınca yurt dışında üstlenilen projelerin bedeli 2018’in ilk 11 ayında 15,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
  • ‘Dünyanın en büyük 250 uluslararası müteahhidi’ listesinde 2017 itibariyle, bir önceki yıl ile aynı sayıda, yani 46 Türk firması yer aldı. Türkiye bu sayıyla listede Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor.
  • Listedeki Türk firmaları 2017 yılında elde ettikleri gelirlerle listede 8’inci sırada yer aldı. Türk müteahhitlik sektörü toplam 482,4 milyar dolarlık küresel gelir pastasının yüzde 4,8’ine karşılık olarak 23,2 milyar dolarlık pay aldı.

İnşaat Sektörü için Düşük Faiz ve Devlet Teşviki

KPMG Türkiye Altyapı ve İnşaat Sektör Lideri İsmail Önder Ünal, sektörün 2019 içinde toparlanabilmesi için finansal piyasalarda istikrarın ve bunun ekonomik birimlerin güveninde oluşturacağı pozitif yansımanın en kısa süre içinde ortaya çıkması gerektiğini kaydetti.

Konut sektöründe satışların yükselmesi için faizlerin kalıcı olarak gerilemesi ve tekrar tek haneli seviyelere çekilmesinin önemine değinen Ünal, hükümetin 2019’da sektörü canlı tutacak enstrümanları devreye alma uygulamalarına devam edeceği öngörüsünde de bulundu.

31 Mart’ ta gerçekleşecek olan yerel seçimlerin alt yapı yatırımlarını canlandırabilecek bir unsur olduğunu hatırlatan Ünal, ikinci ‘100 Günlük Eylem Planı’nda’, tasarruf yaklaşımının yumuşayacağına dair net ifadeler yer almasının, büyük alt yapı projelerinin 2019 genelinde devrede olacağına işaret sayılabileceğini ifade etti.

Raporda, kısa ve orta vadede ticari gayrimenkul sektöründe görünüm zorlu olsa da uzun vadede yeniden cazibe merkezi olabileceği yorumu yapılırken, özellikle turizmde bahar havasının devam edeceğine dair genel kanının, ağırlıklı iyileştirmeye yönelik inşaat projelerinin önünü açabileceği belirtildi.

Raporun son bölümünde Afrika pazarının 2019’da da Türk müteahhitlerin gündeminde daha çok yer alacağı, beşeri ilişkilerin arttığı Güney Amerika ülkelerinin de potansiyel sunan pazarlar olacağı vurgulandı.

 

KPMG: İnşaat Sektörüne Damga Vuracak 10 Yeni Küresel Trend

KPMG, inşaat ve altyapı sektöründeki trendlere ilişkin değişim ve gelişmeleri inceleyen raporunu 2017 yılı için yayımladı. Bu yıl onuncusu yayımlanan rapor karar vericilerin ve yatırımcıların sektörü daha iyi anlamasına yardımcı oluyor. “2017 Altyapı Sektöründe Gelişen Trendler başlıklı rapora göre siyasi belirsizlikler, sosyal beklentiler ve hızla değişen teknoloji, yatırım ve finansman modellerini değiştiriyor. Raporu yorumlayan KPMG İnşaat Sektör Lideri İsmail Önder Ünal’a göre sektörün geleceğini şekillendirecek en önemli faktör politik belirsizlikler ve dolayısı ile belirsizliklerin etkilerini yönetmek amaçlı yenilikçi finansman yöntemleri olacak.

KPMG’nin 2017 Altyapı Sektöründe Gelişen Trendler raporunda, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde politik belirsizliğin devam edeceği ve bununla birlikte fonlama güçlüğünün oluşacağına ilişkin beklentilere yer verilirken; teknolojik değişimler, projelerden finansal getiriye ek olarak beklenen çevresel fayda, kamuda şeffaflık beklentilerinin alt yapı sektörünün geleceğini temelden etkileyeceği belirtildi. Yeni trendleri değerlendiren KPMG İnşaat Sektör Lideri İsmail Önder Ünal, “Raporda özetlenen trendler dolaylı olarak, yatırım modellerinin de değişmesine neden olacak. 2016 raporunun temel öngörüsü “belirsizliğin normalleşmesi” olarak özetlenmişti. 2017 raporunda bu tespit teyit edilirken yeni kavramlar da ekleniyor. Enerji, ulaşım ve teknolojinin bütünleşmesi daha da belirginleşiyor ve hükümetlerce bu bütünleşmeyi destekleyecek yatırımlar daha ön plana çıkacak. Dünyayı çevreleyen politik belirsizliklerin ve hükümetlerin popülist politikalarının finansman ve fonlama üzerinde yaratacağı baskının, 2017 yılı ve sonrasının şekillenmesinde önemli etkileri olabilir.” dedi.

Finansman zorlukları yeni araçlarla aşılıyor

Ünal, “Dünyada altyapı ihtiyacı giderek artmasına rağmen bu talebi karşılayacak finansman bulunamıyor. Dolayısıyla finansman konusu yeni araçlarla aşılmaya çalışılıyor. Örneğin Türkiye’de son dönemde gündemde olan varlık fonu, altyapı finansmanı için bulunan çözümlerden biri. Kamu-Özel İşbirliği bir süredir zaten bu kapsamda kullanlan bir araçtı. Yine altyapının bedelini kullanıcının ödemesi de öne çıkan trendlerden. Ancak yatırımcılara verilen minimum kullanım taahhütleri ile büyük projelerde bu kısmen sağlanabiliyor ve finansman yükünü yine kamunun üstlenmesi gerekebiliyor.” dedi.

Ünal, “Altyapı ihtiyacının yüksek, finansman olanaklarının ise kısıtlı olduğu bir dünyada altyapı projeleri planlanırken daha çevreye duyarlı ve insan odaklı olunması gerekiyor. Gelişen teknoloji klasik davranış kalıplarını etkilediği gibi insanların altyapıdan beklentilerini de etkiliyor. Yaşamın her yerinde hissedilen hıza ve konfora altyapı hizmetlerinde de ulaşılmak isteniyor. Örneğin İstanbul’da hangi yolu ya da köprüyü kullanacağımıza karar verirken önce akıllı telefonumuza bakıyoruz. Her alanda olduğu gibi altyapı hizmetlerine de internet üzerinden ulaşılabilmesi ve bu hizmetlerin takip edilebilmesi çok önemli.” dedi.

Ünal, 10 küresel trendi şöyle anlattı:

  • Enerji, ulaşım ve teknolojinin bütünleşmesi daha da belirginleşecek:

Bu kısa vadede çok konuşulacak ama nispeten daha az yol kat edilecek bir konu. Enerjide artan talep, bunun hanehalkına ulaştırılmasında özellikle ulaşım ve teknoloji ile entegre yeni yöntemlere doğru bir arayışa yönlendirecek. Enerjide kimse yakın zamanda atıl kalma riski olan bir yatırım yapmak istemeyecek ama hiçbir yerel yönetim de buna ilişkin bir kumar oynamaya cesaret edemeyecek. Bu çıkmazın enerjiye olan bakış açısında ve çözüm yöntemlerinde değişiklik için baskı oluşturacağı düşünülüyor.

  • Popülist gündemler altyapı pazarlarını sekteye uğratabilir:

Pek çok ülkenin hükümet politikalarında altyapıyla desteklenen popülist gündemlere doğru bir yönelme olması, başlıca üç ‘alt’ trendi de beraberinde getirecek gibi görünüyor. İlki, altyapı bütçelerinin artırılmasına ihtiyaç duyulacak olması. Raporda bu durumun çoğunlukla vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilecek projelerin, bütçelerde açıklar oluşturmasının muhtemel olacağı değerlendiriliyor. İkinci alt trend olarak uluslararası tecrübeye sahip oyuncular yerine yerli oyunculara öncelik veren korumacı politikaların önce çıkması gösteriliyor. Son alt trend ise altyapı önceliklerinde hem daha popüler varlıklara ve “önce insan” projelerine, hem de altyapı geliştirmeyi hızlandıran yeni teknoloji ve modellere doğru yönelinmesi olarak ortaya çıkıyor.

  • Müşteri davranışının anlaşılması, altyapı yatırımlarının anahtarı olacak:

Rapora göre, altyapı yatırımlarında gelişen demografik yapının ve insan davranışlarının dikkate alınması gerekiyor. Örneğin gelir seviyesi arttığında havayolu ulaşımına olan talep, eğitim seviyesi yükseldiğinde daha çevreci ulaşım ve enerji tercihlerine olan talep artıyor. Ayrıca bazı hükümetlerin, daha büyük altyapı sorunlarını çözmek için bu değişimlerden faydalanacaklarını öngörülüyor.

  • Yatırımcılar sadece finansal getiriye değil, sosyal ve çevresel etkilere de önem vermeye başlayacak:

Geçtiğimiz yıllarda dünyada hükümetlerin üzerinde çevresel ve sosyal faydaları daha yüksek altyapı yatırımları yapmaları yönündeki baskı gözlemlenmişti. Bu baskının sonucu hem özel hem kamu sektörü yatırımcıları finansal getiri ile birlikte sosyal ve çevresel etkileri arttıran yatırımları önceliklendirme çabası içerisindeler. Dolayısı ile de bu alanda önceliklendirdikleri yatırımlarının gerçek etkilerini ölçüp bunları halkla paylaşmaya yönelik önemli çabalar sarf edecekler. Çünkü toplumlar hükümetlerden “eşitlik” ilkesini öne çıkaran sosyal yatırımlar bekliyor. Kurumsal yatırımcılar, finansörler ve fonlar ortaklarından gelen baskıyla finansman sağladıkları projelerde çevre duyarlılığını daha fazla görmek istiyor.

  • Teknoloji daha fazla altyapı verimliliği sağlayacak ve değer yitirme riskini artıracak:

Bu yıl, altyapı sahiplerinin ve operatörlerinin sağlam teknoloji planları geliştirmeye ve rekabet üstünlüğü kazanmak ile yatırımlarından olabildiğince hızlı geri dönüş elde etme arasında bir denge kurmaya odaklanacakları tahmin ediliyor. Ayrıca, bazı hükümetlerin “teknoloji takip ediciler” olmaktan “teknoloji öncüleri” olmaya yönelmeleri ve bu sayede hem vatandaşlarıyla daha yakın iletişim kurup hem de altyapılarının verimliliğini artırmaları bekleniyor. Altyapıda kullanılan teknoloji iki başlık altına incelenirse daha anlaşılır bir hale bürünüyor: Öncelikle gelişen teknoloji ile altyapı yatırımlarındaki tercih değişiklikleri öne çıkacak. Örneğin güneş enerjisi ile ilgili teknoloji geliştikçe klasik enerji santrallerine olan yatırım ya da mobil iletişim teknolojisinin gelişmesi ile klasik kablo hatlarına olan yatırımın azalmasını, tercih değişikliği olarak belirtebiliriz. Diğer yandan mevcut altyapının inşası ve işletilmesinde kullanılan teknolojiyi ele alabilirz. KPMG 2016 yılı Küresel İnşaat Araştırması da bu konuya odaklanıyordu. Burada daha çok altyapı projelerinin hayata geçirilmesi ve işletilmesi esnasında kullanılan bilgisayar programları, robotlar, insansız hava araçlarının kastedildiğini belirtebiliriz.

  • Yeni yatırım yaklaşımlarında, mevcut altyapılardan daha fazla fayda elde etmeye odaklanılacak:

Gelişen ülkelerde, kapasiteyi artırmak için temel altyapı seçeneklerine başvurma ihtiyacı halen sürüyor. Gelişmiş ülkelerde ise, altyapı sahiplerinin gelişmiş performans, kapasite, güvenilirlik ve hizmet sunumu sağlayacak daha küçük yatırımlara odaklanmaları bekleniyor. Ayrıca, özellikle şehir yönetimlerinin, çeşitli sektörlerdeki yoğun talebin daha iyi yönetilmesine yardımcı olacak davranışları nasıl teşvik edebileceklerini düşünmeye başlayacakları tahmin ediliyor.

  • Hükümetler finansman paradigmasına çözüm bulmanın yollarını arayacak:Altyapıya finansman sağlama konusunda daha stratejik bir çözüme ihtiyaç var ve KPMG olarak 2017 yılında altyapı yatırımları için ödemeyi hükümetlerin mi yoksa kullanıcıların mı ödeyeceği konusunun çok tartışılan konulardan birisi olacağını düşünüyoruz.

Hangi alternatif finansman çözümü tercih edilirse edilsin hükümetlerin, elde edilen gelirlerin nasıl kullanılacağı konusunda halka karşı şeffaf olmaları gerekecek.

Günümüzde hükümetlerin kullandığı iki tip altyapı yatırımı finansmanı yöntemi var; vergiler yolu ile ödeme yada kullanıcıların yatırımı finanse etmesi. Mevcut iki yöntemden birini seçmek pek çok altyapı yatırımının finansmanına çözüm sağlarken, kullanıcıların yapacağı ödemenin altyapı yatırımının maliyetini karşılamadığı durumlarda, finansman yetersiz kalıyor.

  • Finansman geliştirme imkanları, temellerine dönebilir:

Hükümetlerin artık sadece bir finansal anlaşma yapmaktan ziyade o anlaşmaya konu altyapının sağlayacağı faydalara da odaklanmaları gerekecek. Hükümetler, proje ilerledikçe riskleri yatırımcılara devredebileceklerini hatta projeyi tamamen satabileceklerini bilerek, altyapı programlarının ilk aşamalarında daha fazla risk almaları gerektiğini anlamak zorundalar. Ayrıca, özellikle gelişen ülkelerdeki hükümetlerin, pazar oluşturmada belli bir rollerinin olduğunu ve yeni altyapının sağlayacağı faydaların üstlenecekleri ek riskten çok daha fazla olduğunu bilmeleri gerekiyor.

  • Getiri arayışının, yatırım piyasalarındaki bütünleşmeyi tetiklemesi bekleniyor:

Önümüzdeki yıl, getiri arayışının devam etmesiyle birlikte farklı yatırımcı tipleri arasındaki ince çizgi de giderek kaybolacak.

  • Altyapı küreselleşmesi devam edecek:

Altyapının küreselleşmesi kısaca altyapı yatırımlarını hayata geçiren müteahhitlerin ve altyapı yatırımlarını finanse eden sermayenin küresel olması ile açıklanabilir. Bu iki ana kalemdeki küreselleşme altyapı yatırımlarını rekabete açarak daha uygun bütçelerle daha kaliteli altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesine olanak sağlayacak. Altyapı oyuncuları küresel kapasitelerini artırma ve ulusal sınırların dışına çıkma konusunda daha iştahlı olacak. Artan korumacılık ve ulusalcı söylemler, değişen sosyal tercihler, yerlileşmeye verilen önemin artması, kırılım yaratan ticaret anlaşmaları ve diğer bazı belirsizlikler küreselleşme isteğini baltalayabilir.