Ana sayfa Haberler Euler Hermes:...

Euler Hermes: Küresel İflas Oranı 2021’de Yüzde 25 Artabilir

  • 2020 yılında her 21 saatte büyük çaplı bir şirket iflas etti. Bunlardan en çok Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’nın gelişmiş ekonomileri etkilendi.
  • Ancak salgın nedeniyle devreye giren devlet destekleri, şirket iflaslarında yüzde 10’luk bir düşüşe neden oldu.
  • Euler Hermes ekonomistlerine göre, devlet yardım mekanizmalarının aşamalı olarak kaldırılmasıyla birlikte, küresel iflas oranı 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 25 artacak.

25 Mart 2021, İSTANBUL – 2020 yılı boyunca her 21 saatte büyük çaplı bir şirketin iflas ettiğini bildiren lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes, “Şirketinizi iflasların domino etkilerinden nasıl korursunuz?” başlıklı e-kitabında, 2021 için beklenen iflas dalgasına karşı şirketleri uyardı. Devasa boyuttaki devlet desteklerinin birçok şirket için Covid-19 şokuna karşı tampon oluşturarak iflasların önüne geçtiğini bildiren Euler Hermes, devlet desteklerinin kalkmasıyla birlikte küresel iflas oranının yüzde 25 artış gösterebileceği uyarısında bulundu.

Euler Hermes Ekonomik Araştırmalar Bölümü Başkanı Alexis Garatti, kısa vadede yerinde olan devlet desteklerinin orta vadede ise rekabetin bozulmasına neden olduğunu söyledi. Devlet desteği ile ayakta kalabildiği için “zombi” olarak nitelendirilen şirket sayısındaki artışa dikkat çeken Garatti, “Devlet desteklerinin kalkması ile birlikte birçok şirketin ticari yükümlülüğünü yerine getirememesi, iflaslarda zincirleme bir reaksiyon yaratabilir. Büyük bir iflas dalgası yaşanabilir. Domino etkisi olarak tanımlanabilecek bu duruma karşı şirketler, nasıl korunacaklarını planlamalı” dedi.

En riskli sektörler: Havacılık, konaklama, gıda dışı perakende

Türkiye’nin de içinde yer aldığı Orta ve Doğu Avrupa’da iflasların yüzde 20 artabileceğini belirten Garatti, şu değerlendirmede bulundu: “Bu oran Euro bölgesinde yüzde 29, Kuzey Amerika’da yüzde 36, Afrika ve Orta Doğu bölgesinde yüzde 19, Asya-Pasifik bölgesinde ise yüzde 22 olarak ön görülüyor. Diğer yandan fiziki alışveriş veya etkileşimin olduğu tüm sektörlerin gelirleri pandemiden önemli ölçüde etkilendi. Şu anda iflas riskinin en yüksek olduğu sektörler arasında; havacılık (ulaşım ve ekipman), konaklama ve gıda dışı perakende bulunuyor.”

Salgının sosyal ve ekonomik etkilerinin bölgeden bölgeye değiştiğini vurgulayan Garatti, CEO ve CFO’lara, yaşanabilecek iflas dalgasından nasıl korunabilecekleri ile ilgili ise şu önerilerde bulundu:

  • Ticari ortağınızın iflas riskini belirleyin ve belgeleyin.
  • Entegre bir risk yönetimi oluşturarak her bir ticaret ortağınızı puanlayın.
  • Tüm müşterilerinizi sürekli olarak izleyin.
  • Risk faktörünü azaltmak için önleyici tedbirler alın.
  • Müşterilerinizle olan kredi riskinizi sınırlayın.
  • Ödeme koşullarınızı diğer ülkelerdeki ve sektörlerdeki trendlerle karşılaştırın.
  • Nakit akışınızı optimize edin.

Euler Hermes: Dünya Hızla Asya’ya Yöneliyor, Çin ve ABD’nin GSYH’leri 2030 Yılında Eşitlenecek

  • Euler Hermes ekonomistleri, dünyanın ekonomik ağırlık merkezini hesapladı. Hesaplamalara göre merkez, Covid-19 krizi öncesi öngörülenden 1.4 kat daha hızlı bir şekilde Asya’ya doğru kayıyor.
  • Euler Hermes’in yayınladığı yeni rapora göre Çin, Covid-19 sonrası dünyada göreceli olarak kazanan durumunda. Çin’in GSYH’si, gelişmiş ekonomilere göre ve kriz öncesi izlediği uzun vadeli büyüme eğrisine kıyasla iki yıl önde gidiyor.
  • Buna göre Çin ve ABD’nin GSYH’lerinin 2030 yılında eşitlenmesi bekleniyor.

27 Ocak 2021, İSTANBUL – Geçtiğimiz birkaç on yılda, küresel ekonomik güç dengesi değişti. Gelişmiş ekonomiler 2000 yılında küresel GSYH’nin yaklaşık yüzde 80’ini temsil ederken, bu oran 2019 yılında yaklaşık yüzde 60’a geriledi ve söz konusu 20 puanlık düşüşün 8’ini Asya-Pasifik bölgesi kaptı.

Lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes, küresel ekonomideki bu değişimin hızını ve Covid-19 krizinin buna etkisini anlamak için, dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin (DEAM) konumunu hesapladı. Hesaplamalara göre DEAM, Covid-19 krizi öncesi öngörülenden 1.4 kat daha hızlı bir şekilde Asya’ya doğru kayıyor.

Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin Asya’ya kayması hızlanıyor

Euler Hermes ekonomistlerinin hesaplamaları, 1990’ların sonunda DEAM’ın ABD’ye doğru gittiğini, 2001’de bu eğilimin durduğunu ve 2002’de Asya’ya doğru döndüğünü gösteriyor. Bu dönemler, gelişmiş ekonomilerde büyümenin gerilemeye başladığı ve Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girdiği yılların sonrasını işaret ediyor.

Asya-Pasifik bölgesinin Covid-19 krizi sonrasında dünyanın diğer bölgelerine göre daha hızlı toparlanmaya başlaması da önümüzdeki yıllarda DEAM’ın Asya’ya yönelme sürecine etki edecek. Salgından dolayı DEAM’ın doğuya doğru kayması 2020-2024 döneminde, Covid-19 krizinden önce aynı dönem için öngörülen uzun vadeli büyüme ortalamalarına kıyasla 1.4 kat hızlanacak.

2030’a kadar DEAM’ın, Çin, Hindistan ve Pakistan’ın birleşim yerine yakın olabileceğini öngörülüyor. Bu, öncelikle Çin’in dünya ekonomisinin ağırlık merkezi üzerindeki çekim gücünü yansıtıyor. Ama aynı zamanda Asya’daki Hindistan gibi diğer yükselen ekonomilerin çekim gücünü de ortaya koyuyor.

Çin, Covid-19’dan diğer ülkelere kıyasla kazançlı çıkacak

Çin ekonomisi, Covid-19 salgınının neden olduğu benzeri görülmemiş ekonomik şokun yaralarını diğer ülkelere kıyasla daha hızlı sardı ve GSYH’si 2020 yılında yüzde 2,3 büyüdü. Buna karşılık, küresel ekonominin aynı dönemde yüzde 4,2 küçüldüğü öngörülüyor. Ayrıca, 2021 yılında Dünya ekonomisi için büyüme tahmini yüzde 4,6’yken, Çin’deki toparlanmanın güçlenmesi ile birlikte büyümenin yüzde 8,2 olması bekleniyor.

Salgının daha erken fakat nispeten daha küçük bir boyutta ortaya çıkması, hızlı politika aksiyonları, kamu sektörünün yaygınlığı ve bazı beklenmedik etkiler, ülkenin performansının daha iyi olmasını açıklayan birkaç unsur olarak ortaya çıkıyor.

Çin ekonomisinin üstün performansı ve kriz dönemi uyguladığı ekonomi politikalarının uzun vadeli etkilerinin daha az yara bırakacak olması, ülkenin Covid-19 sonrası dünyada göreceli kazanan olarak konumlanmasının yolunu açıyor. Kriz öncesi uzun vadeli büyüme yoluna kıyasla, Çin’in gelişmiş ekonomilere göre iki yıl daha kazançlı olabileceği tahmin ediliyor. Bu doğrultuda Çin’in ile ABD’nin GSYH’lerinin 2030 yılında eşitlenmesi bekleniyor. Covid-19 krizinden önce ise eşitlenmenin 2032’de gerçekleşeceği öngörülüyordu.

Asya ticari entegrasyonda yeni bir itici güç buldu

Covid-19 sonrası dünyada, Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik ve ticari entegrasyon daha fazla serbest ticaret anlaşmasıyla canlanabilecek. Küresel büyümenin güç merkezlerinden birkaç tanesini barındıran küresel ekonomik dengenin, bölge lehine kayması da olası gözüküyor.

Asya-Pasifik’te bölge içi ticaret, diğer bölgelere kıyasla zaten çok yüksek. Bölgenin toplam ticareti içinde, kendi aralarındaki ticaretin oranı 2010’lu yıllarda ortalama yüzde 74’tü. Asya-Pasifik ekonomileri, ortalama olarak bakıldığında bölgesel ticari ortaklarıyla nispeten güçlü tamamlayıcılık da sergiliyor. Toplam küresel ticaret içinde, Asya-Pasifik’teki bölge içi ticaretin payı da büyük.

Kasım 2020’de ASEAN ve beş ülke arasında imzalanan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (BKEO), bölgede devam eden ve güçlendirilen entegrasyon lehine güçlü bir sinyaldi. BKEO daha fazla serbest ticaret anlaşması üzerine tartışmaların önünü açabilecek. Bu, Çin-Japonya ve Japonya-Güney Kore ikili ilişkilerini kapsayan ilk ticaret anlaşması ve Çin-Japonya-Güney Kore serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasına dair çok iyimser beklentiler de bulunuyor.

Yeni stratejiler geliştirilmesi gerekecek

Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin değişmesinin, küresel gücün belirlenmesinden, küresel politika formüllerinin oluşturulmasına ve küresel para sistemine kadar her şeye etki edebilecek uzun vadeli sonuçları bulunuyor. Tüm bu alanlarda önümüzdeki yıllarda dengenin yavaş yavaş Asya lehine kayması muhtemel gözüküyor.

Politikayı belirleyenleri, böyle bir değişiklikte özellikle ABD-Çin rekabeti arasında yol çizmenin zorlukları bekliyor. Örneğin böyle bir durumda AB, bir yandan ABD ile ittifakını sürdürebileceği diğer yandan da Asya’nın artan önemi ve bölgesel entegrasyonundan faydalanabileceği ticari bir strateji geliştirmek zorunda kalacak. Aralık 2020’de imzalanan AB-Çin Kapsamlı Yatırım Anlaşması, muhtemelen AB’nin, ABD-Çin rekabetinin ortasında kendi pozisyonunu tanımlama niyetini yansıtıyor.

Benzer şekilde, şirketlerin değişen dünya dengesinden ve Asya’daki daha fazla ticaret entegrasyonundan yararlanmak için kendilerini konumlandırmaları gerekecek. Son birkaç yılda imzalanan ticaret anlaşmaları ve müzakerelerde yaşanan sıkıntılar, bölgeler arasında muhtemelen çevre ve çalışma standartları ve devlet sübvansiyonları ile ilgili farklı hükümlerin olacağını gösteriyor. Şirketlerin, farklı rekabet ortamları anlamına gelen bu farklılıkları hesaba katması gerekecek.

 

Euler Hermes: Dünya Ekonomisi 2020 Yılında Yüzde 3,3 Küçülecek

  • Euler Hermes yayınladığı yeni raporunda dünya ekonomisinin yeniden faaliyete geçiş sürecini değerlendirdi.
  • Raporda dünya ekonomisini yeniden faaliyete geçirirken 7 olası riskin takip edilmesi gerektiği vurgulanırken 2020 yılında ekonominin yüzde 3,3 küçüleceği tahmin edildi.
  • Salgın sürecinde yaşanacak 9 trilyonluk kaybın Almanya ve Japonya ekonomilerinin toplam GSYH büyüklüğüne eşit olduğu vurgulandı.

06 Mayıs 2020 – Dünyanın lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes, Covid – 19 (Koronavirüs) salgınının yarattığı riskleri değerlendirdiği yeni raporunu yayınladı. Raporda küresel nüfusun ve üretimin yarısından fazlasını kilit altında tutan bu krizin dünyayı 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en kötü resesyona sürüklediği belirtiliyor. Bu kapsamda dünya ekonomisinin tekrar faaliyet geçmesi ile sermaye piyasalarındaki durumun iyileşmeden önce kötüye gidebileceği tahmin ediliyor.

Raporda U şeklinde bir toparlanma yerine krizin uzamasına neden olacak 7 risk faktörünün hükümetler ve şirketler tarafından takip edilmesinin gerekliliğine dikkat çekiliyor.

  • Virüsün ikinci bir salgın dalgasına yol açması. Bu durum dünya ekonomisini 2021 yılı sonuna kadar kriz önceki seviyelerinin altında tutmaya devam edebilir.
  • Uzun süreli belirsizlik ve düşük güven seviyelerinin yatırımları geciktirmesi ve ihtiyati tasarrufları arttırması.
  • Politika hataları ve Euro Bölgesi’nde mali yük paylaşımının yetersiz kalmasıyla kötüye gidişin tekrarlaması ve ulusal borç krizlerinin tetiklenmesi.
  • Yüksek riskli kredilerdeki ciddi artış ve nakit sıkıntısı yaşayan şirketlerin ödeme güçlükleri nedeniyle bir bankacılık ya da gayrimenkul krizinin ortaya çıkması.
  • Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, artan eşitsizliklerin dikkate alınmaması nedeniyle artan sosyal hoşnutsuzluk ve siyasi gerginlikler.
  • Dünya genelinde korumacı önlemleri tetikleyen ve şirketlerin yapısal olarak daha düşük marjlarla çalışmalarına neden olan daha kısa tedarik zincirleri.
  • Aşırı ahlaki tehlikenin daha yüksek enflasyon, borçların yeniden yapılandırılması ve artan vergilere yönelik kolektif bir risk oluşturması.

Önlemler ticareti ve büyümeyi olumsuz etkiliyor

Raporda mal ve hizmet ticaretinde iki çeyrek boyunca sürecek bir resesyon beklendiği ifade ediliyor. Ticaret hacminde yaşanması beklenen yüzde 15’lik bir daralmanın sonucunda dünya ticaretinde 3,5 trilyon dolara varan kayıplar yaşanacağının altı çiziliyor. Bir diğer büyük risk olan iflasların ise hükümetlerin bu zamana kadar göstermediği desteklere rağmen yüzde 20 oranında artacağı tahmin ediliyor.

Dünya ekonomisinin 2020’de yüzde 3,3 küçülmesinin beklendiği raporda yaklaşık 9 trilyon dolarlık bir kaybın yaşanacağı ifade ediliyor. Bu kayıp Almanya ve Japonya ekonomilerinin toplam GSYH büyüklüklerine eşit. Kısmi işsizlik kategorisine giren işlerde çalışanların üçte biri işsiz kalabileceğinin altının çizildiği raporda Euro Bölgesi’nde toplamda 70 milyondan fazla insanın kısmi işsizlik programlarından faydalanacağı tahmin ediliyor. Raporda ekonomilerin yavaş bir seyirde yeniden faaliyete geçmesi ile şirketler için sabit maliyetlerin düşürülmesinin gerekeceği ve bu durumun en çok karantina önlemlerinin çok yavaş hızla kaldırılacağı otel ve konaklama, seyahat ve perakende sektörlerini etkileyeceği söyleniyor. Belçika, İngiltere, İspanya, Fransa ve Portekiz gibi işsizlik programlarının yaklaşık 6 ayla sınırlı olduğu ülkelerde kısmi işsizlik kategorisine giren işlerde çalışanların üçte birinin yılsonuna kadar işsiz kalabileceği öngörülüyor.

Merkez bankalarının şişen bilançoları maliyetleri hafifletiyor

Raporda çift haneli bütçe açıklarının ve merkez bankalarının balon gibi şişen bilançolarının krizin finansal ekonomik ve sosyal maliyetlerini hafifletmeye yardımcı olduğu belirtiliyor. Fransa’da 10 milyondan fazla insan kısmi işsizlik programı altında. Almanya’da ise 725 bin şirket destek programından yararlanıyor. İstihdamı korumanın maliyetinin her ülkede GSYH’nin yüzde 1,5’ini aşacağı tahmin ediliyor. FED’in bilançosunun 4.13 trilyon dolardan 6.34 trilyona çıkmasının ardından FED’den bir ay içinde 2 trilyon dolarlık bir bilanço artışı daha bekleniyor. Sene sonunda ise FED’in bilanço toplamının 11.5 trilyon dolara yani GSYH’nin yaklaşık yarısına ulaşabileceği tahmin ediliyor.

Euler Hermes: 2020 Yılında Dünya Yüzde 2,4 Büyüyecek İflaslar Yüzde 6 Artacak

  • Hızlı ve büyük para politikası hamleleri sayesinde geniş çaplı bir resesyon önlenmiş olsa da 2019 yılına, rekor düzeyde belirsizlik ve iki resesyon damgasını vurdu.
  • Ticaret savaşları ve otomotiv sektöründeki zorluklar küresel ticareti resesyona sürükledi. Bunun sonucunda küresel imalat üretimi de üçüncü çeyrekte resesyona girdi.
  • Yüksek sosyal gerilimler, hızlı şekilde büyüyen siyasi riskler ve artan iklim değişikliği riskleri arasında 2020 yılı, ekonomi politikaları bakımından büyümenin ne pahasına olursa olsun korunduğu bir yıl olarak dönüm noktası haline gelebilir.

05 Şubat 2020, ISTANBUL – Dünyanın lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes, 2020 yılına dair beklentilerini içeren Ekonomik Görünüm Raporu’nu paylaştı. Raporda 2020 yılında büyümenin yüzde 2,4, 2021 yılında da 2,8 olması bekleniyor. Büyümenin yavaş kalmaya devam etmesi nedeniyle 2019 yüzde 9 olan iflaslardaki artışların 2020 yılında da yüzde 6 olması bekleniyor.

ABD – Çin ticaret savaşları tarafında ise İki ülke arasında imzalanan mini anlaşma oyunda önemli bir değişiklik yaratmayacak olsa da seçim yılında gümrük vergisi artışları ihtimali düşük olduğu için belirsizliklerin biraz daha azalmasını sağlayacak. 2018 yılında yüzde 3,5 olan ABD gümrük vergisi ortalamasının yüzde 7’de kalmaya devam etmesini bekleniyor. ABD’de kamu ve şirket borçlarının artmaya devam edeceği ön görülüyor. Demokratların hafif bir farkla seçimden önde çıkması bütçeyle ilgili risklerin artması ve ABD kaynaklı dış politika risklerinin azalmasıyla sonuçlanabileceği belirtiliyor. Mali politikaların daha da destekleyici olmasıyla ABD’nin GSYH büyümesi 2021 yılında yeniden yüzde 2’ye yaklaşabileceğini altı çiziliyor.

Euro Bölgesi’nde de büyüme

Euro Bölgesi’nde sanayi üretimi çok hafif bir toparlanma yaşayacağı için bölge ekonomisi 2020-21 döneminde yüzde 1,4’lük potansiyel büyüme oranının altında bir büyüme gerçekleşmesi bekleniyor. Olumlu işgücü piyasası koşulları ve sağlam ücret artışları sayesinde tüketicilerin günü kurtarmaya devam edeceği düşünülüyor. İngiltere, büyüme üzerinde daha fazla baskı yaratan bir unsur olmayabilir ama Alman ekonomisinin geçirmekte olduğu zor dönem, birçok Euro Bölgesi ekonomisinde koalisyonların kırılgan olması, sosyal hoşnutsuzluğun ve ABD’nin bölgeden otomotiv ithalatına yönelik gümrük vergisi artışı tehditlerinin devam etmesi aşağı yönlü belirgin riskler olarak kalmaya devam edebileceği belirtiliyor.

Avrupa Merkez Bankası, Nisan 2020’de mevduat oranlarında bir kez daha 10 baz puanlık indirime giderek oranı – yüzde 0,6’ya düşürecek ve parasal genişlemeye dair 20 milyar euroluk satın alımlarını yıl sonuna kadar sürdüreceği öngörülüyor. Çin Merkez Bankası ve gelişmekte olan ekonomilere ait birçok merkez bankası 2020 yılında para politikalarını gevşetmeye devam etmesi bekleniyor.

ABD dolarındaki beklenen yüzde 4’lük değer kaybı gerçekleşir ise gelişmekte olan ülke piyasalarındaki finansal araçları desteklenmesi bekleniyor. Düşük enflasyon, genişleyici mali politikalar ve para politikaları tarafından sağlanan sağlam güvenlik ağı ve ABD dolarının değer kaybedeceğine dair beklentiler, risk iştahlarında artışa sebep olarak gelişmekte olan ülkelerdeki finansal araçların diğerlerine göre daha iyi performans göstermesini sağlayabilir.

 

Euler Hermes Küresel İflas Raporunu Açıkladı: Küresel iflaslar 2019 ve 2020’de yüzde 8 artacak

  • Bu yıl artan siyasi riskler nedeniyle, 2020’nin başlarında ticaret, imalat sektörü ve birçok ekonomide durgunluk yaşanacak.
  • İlliberal döngüye giren dünyada, önümüzdeki süreçte daha değişken piyasalar ve kararsız sermaye akımları bekleniyor.
  • ABD-Çin ticaret çatışmasından kaynaklanan yüksek volatilite, doların güçlü kalmasını sağlayacak.

İstanbul, 31 Ekim 2019 –Dünyanın lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes, küresel ekonomik öngörülerini paylaştı. Öngörülere göre 2019 – 2020’de siyasetçilerin ve merkez bankalarının küresel durgunluğu önleyeceği belirtiliyor. Önümüzdeki süreçte de yaşanacak yatay büyümeler 2015-16 yıllarındaki ekonomik karışıklığı hatırlatacak. Küresel İflas Endeksi’nde hem 2019 hem 2020’de yüzde 8 oranında Asya özelinde ise 2019’da yüzde 15, 2020’de yüzde 16’lık bir artış bekleniyor.

Yaz aylarında yaşanan ABD-Çin rekabeti, Brexit belirsizliği, İtalya’da yeni hükümetin başa geçmesi gibi gelişmeler siyasi riskleri artırırken, yılın ilk yarısında ticaret, imalat gibi sektörlerde ve birçok ekonomide durgunluğa sebep olabilir. 2020’de küresel mal ve hizmet ticareti 2009’dan bu yana en düşük rakam olan yüzde 1,7 oranında büyüyecek. Hizmet ve inşaat gibi yerel sektörler 2020’nin ikinci yarısında parasal koşulların hafifletilmesine ve imalat sektörünün ekonomik olarak toparlanmasına yardımcı olacak.

İlliberal döngüye giren dünyada 2020’de daha değişken piyasalar ve kararsız sermaye akımları bekleniyor. ABD – Çin ticaretinde ABD faydacılığının, ekonomi yavaşlarken gerilimi artırması beklenirken, gelişmekte olan piyasalardaki neo – otoriter liderler ise maliye ve para politikalarını seçimleri kazanmak üzere kurgulayacak. Önümüzdeki süreçte bu politikaların getirisinin düşük olması bekleniyor.

2020 yılında gelişebilecek negatif olasılıklar arasında ABD’de zombi kuruluşların temerrüde düşmesi, ABD-Çin arasında ticaret ve para savaşının alevlenmesi durgunluğu tetikleyebilir. Önümüzdeki dönemde artan volatilite ile birlikte küresel pazarların yönünü belirlemek daha da zor olacak. Şiddetli ekonomik gerilemeler hisse senedi piyasalarında aşağı yönlü bir harekete yol açacak. Hala devam eden belirsizlik dolayısıyla yeterli güven ortamı gelişmediğinden bu durum altın fiyatlarının daha yüksek seviyelere çıkmasına neden olacak. ABD ile Çin arasındaki ticaret çatışmasından kaynaklanan yüksek volatilite, doların güçlü kalmasını sağlayacak. 2019’un sonunda EUR / USD için kurun 1.10 ve 2020’nin sonunda 1.12 olması bekleniyor.

2020 ekonomik gelişmelerini Türkiye açısından değerlendiren Euler Hermes Türkiye CEO’su Özlem Özüner: “2019, küresel belirsizliklerin olumsuz etkilerinin yaşandığı, piyasalarda volatiletinin yüksek olduğu bir sene olarak geçti. Yavaş büyümenin uzun süreceği bir döneme giriyoruz. Küresel mal ve hizmet ticareti sadece %1,7’lik büyümeyle 2009 yılından beri görülen en düşük hıza gerileyecek. Bu nedenle Türkiye’de ihracatın büyümeye katkısı daha az olabilir. Bu yıl Türkiye’de birçok sektör talep daralması kaynaklı ciro küçülmesi yaşadı. 2020 yılına yönelik şirketlerin ciro artış beklentilerinde ihtiyatlı bir bakış açısı söz konusu. Bunun yanısıra Bankacılık sektörünün yeni kredi verebilmesi için ödenmeyen krediler ile ilgili sorunun 2020 yılı içinde çözülmesi şart” yorumunda bulundu.

Euler Hermes Küresel İflas Raporunu Açıkladı:

Küresel İflas Oranının Yükseleceği 2019’da Avrupa ve Çin Alarm Veriyor

  • Küresel düzeyde yükselme eğilimi gösteren şirket iflasları, 2018 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 10 oranında arttı.
  • 2019 yılında dünya genelinde iflaslar bir önceki yıla göre yüzde 6 yükselecek.
  • İflaslar Batı Avrupa’da; Fransa, İtalya, İspanya da yüzde 2, Birleşik Krallık’ta yüzde 9 olmak üzere artış gösterecek. Çin ise iflaslarda yüzde 20 ile başı çekecek.
  • 2019 yılında ABD ve Brezilya hariç her üç ülkeden ikisi, iflas artışı ile karşı karşıya.

İstanbul, 15 Ocak 2019 –Dünyanın lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes’in, Küresel İflas Endeksi açıklandı. Küresel GSYH’nin yüzde 83’ünü oluşturan 43 ülkeyi kapsayan endekse göre 2019 yılında iflaslar bir önceki yıla göre yüzde 6 oranında artacak. 2019 yılında, her üç ülkeden ikisinin şirket iflası artışı kaydedeceği tahmin ediliyor.

Düşük büyüme hızı ve iflaslar

Küresel ekonominin 2018 yılında kaydettiği yüzde 3,1’lik büyüme oranının 2019 yılında yüzde 3’e inmesi bekleniyor. ABD’de 2018 yılında yüzde 2,9 olan reel GSYH’nin 2019’da yüzde 2,5’e, Euro Bölgesi’nde yüzde 1,9’dan yüzde 1,6’ya ve Asya’da yüzde 5,1’den yüzde 4,8’e gerileyeceği tahmin ediliyor.

Küresel GSYH’deki düşüşün yanı sıra küresel ekonomik büyümenin; üretim maliyetleri, finansman maliyetleri ve yapısal zorluklar doğrultusunda daha fazla ülkede daha fazla şirket için yetersiz kalacağı öngörülüyor. Bu durum özellikle yüksek sabit giderleri ve işletme sermayesi gereksinimleriyle ilgili sorunlar yaşayan, daha geniş envanterleri bulunan şirketlerin kırılganlıklarını artırıyor. Aynı zamanda finansmana kolay erişimin sona ermesi, finansal borca sahip şirketleri risklere karşı daha savunmasız bırakıyor. Büyük ölçekli şirketleri bu denli etkileyen küresel ekonomik iklim, girişimci şirketleri daha fazla iflas riski ile karşı karşıya bırakıyor.

Allianz Makroekonomik Araştırmalar Küresel Başkanı ve Euler Hermes Baş Ekonomisti Ludovic Subran yaptığı değerlendirmede, “Mevcut iflas görünümü, dünyanın her yerinde risk yöneticilerinin ve liderlerin seçici olmalarını gerektiriyor. Politika ile ilişkili konuların her ne kadar sene içerisinde olumlu sonuçlar doğurmasını beklesek de mevcut görünüm, potansiyel risklerin yakından takip edilmesini de gerekli kılıyor” dedi.

Ticaret savaşlarının derinleşmesinin, Brexit ve korumacılık kaygılarının birçok ülkede durgunluk ihtimalini güçlendirdiğini belirten Euler Hermes Türkiye CEO’su Özlem Özünerise sözlerine şu şekilde devam etti: “Özellikle Avrupa sanayi üretimi beklenti endeksleri negatif seyrediyor. 2019 yılında bu konjonktürde Türkiye’nin en önemli ticaret partneri olan Avrupa’ya yapılacak ihracatta karşı tarafın ödeme kabiliyetini ölçmek kritik olacaktır.”

Çin, “zombi”lerden kurtulacak

Çin’deki iflaslarda yaşanan dalgalanmaların, bölgesel ve küresel iflas rakamlarını artırmaya devam etmesi bekleniyor. Ülkede, 2019 yılında da iflas rakamlarında yüzde 20 ile iki haneli bir artış bekleniyor. Bu duruma yol açan ilk neden, başta kredi büyümesi olmak üzere Çin ekonomisinde devam eden daralma ve düzenlemeler, “Bir Kuşak, Bir Yol” inisiyatifi ve uluslararası ticari sorunlar olarak görülüyor. Çin otoritelerinin, bazı verilere göre 20 bini aşan devlete ait “zombi” teşebbüslerini temizlemeye karar vermesi ise iflas oranlarını etkileyecek ikinci ve daha önemli neden olarak ön plana çıkıyor.

9 Ocak 2019’da yayınlanan en güncel Küresel İflas Raporuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

Türkiye: Sürprizlerle Dolu!

16.11.2017

  • Türkiye GSYİH oranı 2017 yılsonunda yüzde 5,2 seviyesine yükselirken, 2018’de yüzde 3,5 seviyesine düşecek
  • Türkiye’de iflaslar yüzde 4 artacak
  • Türk şirketler için önemli ihracat fırsatları var

Güçlü kamu yatırımları ve harcamaları ile birlikte ihracattaki toparlanma sayesinde, 2017 yılsonunda Türkiye GSYİH oranı yüzde 5,2 seviyesine yükselecek. Euler Hermes’in 2018 tahminlerine göre ise büyümenin 3,5 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.

Şirketler arasındaki ödeme davranışlarında istikrarlı bir bozulma yaşanmaya devam ediyor. 2016 yılında Türkiye’de şirketler, 2007’deki ortalamadan 15 gün sonra; 2016’daki küresel ortalamadan ise 16 gün sonra ödemelerini gerçekleştirdi (2016’da 64 gün). İnşaat, yüksek teknoloji, kâğıt, ilaç ve makine sektörü ödemelerde 3 aydan daha uzun süre bekliyor. Bu olumsuz eğilim 2017 yılında 12.800 vaka ile yüzde 4 seviyesinde beklenilen kurumsal iflaslara da yansıyor. 2018’de iflas endeksinde yüzde 4 seviyesinde düşüş bekleniyor; ancak bu beklenti hala on yıl önce kaydedilen seviyelerin %30 üzerinde seyrediyor.

Euler Hermes Türkiye Genel Müdürü Özlem Özüner: “Sanayi üretimi ekonominin güçlü görünümünü destekleyerek hızla artmaya devam ediyor. Bununla birlikte, yakın zamanda başka bir hızlanma/teşvik öngörülmüyor. İhracat artışı güçlü kalmaya devam ederken; 2017 sonuna kadar enflasyon çift haneli kalacak. 2018’de ise ortalama yüzde 9 seviyesine inebilir” dedi.

İhracat, 2017 ve 2018 yıllarında 160 milyar dolarlık ilave hacim oluşturarak toparlanmaya devam edecek. Tekstil, Makine, Kimya, Otomotiv ve Tarım Türkiye’de en yüksek potansiyele sahip sektörler olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin ihracatı MENA ve Avrupa’daki iyileşmelerden faydalanacak.

Cari açık Türkiye’nin “Aşil Topuğu” olmaya devam ediyor. Yeni kısa vadeli dış borçlanma yoluyla büyük oranda finanse edilen yüksek cari açık, uzun süredir devam eden bir risk. Cari açık, 2016’da GSYİH oranının yüzde 3,8 seviyesinde gerçekleşirken; 2017’de yüzde 5 seviyesine genişledi, 2018’de ise yüzde 4’ün üzerinde kalacak.

İstanbul’da bugün dördüncüsü düzenlenen Euler Hermes Uluslararası Ticarete Küresel Bakış Zirvesi’nde konuşan Allianz Makroekonomik Araştırmalar Küresel Başkanı ve Euler Hermes Baş Ekonomisti Ludovic Subran: “2018 yılı için ekonomik görünüm, siyasi belirsizlikler azaldığı için parlak ışıkta kalmaya devam edecek. İstihdam ve kapasite kullanımındaki genişleme nedeniyle yatırım görünümü iyimser olmaya devam ediyor. Para politikasındaki normalizasyonun, güçlü ekonomik dengeyi raydan çıkarma olasılığı düşük” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

Infografik: 2018 İlave İhracat Verileri – Ülke ve sektörlere göre

 

Infografik: 2007 yılından günümüze ödeme davranışları değişimi

 

 

 

 

Ünlü Ekonomist Ludovic Subran’dan Global İflaslara İlişkin Flaş Tahmin

18.07.2017

Ekonomik belirsizlik dağılıyor derken, gecikmiş ödemeler ve büyük iflaslar dünya ekonomisinin kapısında… Büyük iflasların toplam cirosu yüzde 34’lük artışla rekor kırarak 19,1 milyar Euro’ya yükseldi

Dünyanın lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes tarafından hazırlanan “Yüksek Riskli Oyun” başlıklı ekonomik görünüm raporuna göre; finansal kesim dışındaki şirketlerin nakit stokları yeni bir rekor kırarken, ödeme gecikmelerinde ve 50 milyon Euro’luk ciroya sahip dev şirketlerin iflasında yüksek oranlı artış yaşanıyor.

94 borsada toplam 30.500 şirketin nakit akışının ölçüldüğü rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan Euler Hermes Başekonomisti Ludovic Subran: “Genel küresel istikrarın ve ekonomik iyileşmenin ardından nihayet ekonomik belirsizlik dağılıyor derken, yüksek oranda uyuşmazlık ve ticaret riskleri dünya ekonomisinin kapısında… Bu gelişme bazı bölgelerde nakit yoğunluğunun ekstrem boyutlara ulaşmasına neden olacak ve büyük şirket başarısızlıklarının şiddet ve sıklığını artıracak” dedi.

Özellikle Amerika’da perakende ve hizmet sektörlerinde yaşanan nakit darlığının, Çin ve Brezilya’da yaşanan iflasların artış göstermesi gibi risklere de dikkat çeken Ludovic Subran, “Ekstrem vakaların şiddeti ve sıklığındaki artış önümüzdeki aylarda dikkatle izlenmesi gerekiyor” şeklinde belirtti.

Avrupa iflaslarda başı çekiyor

Euler Hermes dünya genelindeki iflasların 2018 yılındaki yüzde 1’lik artışından önce bu yıl yüzde 1 oranında azalacağını öngörürken, 2017’de 20 ülkenin 2008 krizi öncesi ortalamadan daha fazla iflas sorununa sahip olmasını bekliyor. 50 milyon Euro’luk ciroya sahip yaklaşık 74 şirket, yılın ilk üç ayında 2016 yılının aynı döneminde göre yüzde 30’luk bir artışla borçlarını ödeyemedi. İflas eden şirketlerin toplam ciroları, yüzde 34 artışla 19,1 milyar Euro oldu. Bunların sekizi ABD’de gerçekleşirken, Avrupa büyük iflasların sayısındaki en büyük artışı gördü. 1. çeyrekte dünyanın en büyük iflasının 1 / 3’ü (25’inde 74’ü) Avrupa’da gerçekleşti. Euler Hermes’in raporuna göre, şirketlerin büyük iflasların domino etkisinden haberdar edilmesi gerekiyor. Tedarik zincirinde alıcılar üzerinde oluşan ciddi engeller sonucu ABD ve İngiltere’de perakende sektörlerinde yaşanan iflaslar elektronikten, imalata ve tekstil ürünlerine kadar dünya ekonomisini olumsuz etkisi altına alacak.

565 milyon dolarlık nakit stoku en iyi 5 teknoloji devinin elinde!

Teknoloji endüstrisi petrol, gaz ve otomotiv sektörlerinden daha güçlü nakit stokuna sahip… Teknoloji sektörüne ait küresel nakit desteğinin yüzde 71’ini oluşturan ABD’de ise bu durumun özellikle böyle olduğu görülüyor. ABD işletmeleri toplam 916 milyar ABD dolarına varan toplam cirosuyla teknoloji sektörünün nakit stokunun yüzde 44’ünü elinde bulunduruyor. Nakit stoku, dünyanın en iyi 5 teknoloji devi olan Apple, Microsoft, Alphabet, Cisco ve Oracle tarafından tutuluyor. 5 teknoloji devi, 2016 yılının sonuna kadar toplamda 565 milyon ABD doları nakit biriktirdi.

Euler Hermes’in hazırladığı raporun tamamına “High Stakes Games” üzerinden ulaşabilirsiniz.