Ana sayfa Haberler Faiz İndiriml...

Faiz İndirimlerinin Merkezinde Olduğu Ekonomi Politikası ve İmkansızlık Üçlemesi

03.12.2021 – Tunç Şatıroğlu’nun faiz indirimlerinin merkezinde olduğu ekonomi politikalarına ilişkin yorumudur:

Bir ülke aşağıdaki üç şeyden ancak ikisini sürdürebilir, üçünü birden sürdüremez.

  • 1. Döviz kurunu kontrol etmek
  • 2. Faizi kontrol etmek
  • 3. Sermaye hareketlerinin serbest olması

Üçünü de sürdürmek isteyenlerin hepsi döviz rezervlerini tüketmiştir ve bu durumu sürdürememiştir. Rezervler konusunda önemli olan net rezervlerdir, swap anlaşmaları ya da zorunlu karşılıklarla sağlanan brüt rezerv değildir. Örneğin Çin’in parasının konvertibilitesi yoktur, Çin’de sermaye hareketleri de serbest değildir, dünyada ABD’nin kendisinden sonra en büyük rezerve sahip ülkedir.

Sermaye hareketleri serbest ise istediğiniz faizi verirseniz döviz kurunu kontrol edemezsiniz. (Şu anki durum) Döviz kurunu kontrol etmek isterseniz piyasanın istediği faizi vermek zorunda kalırsınız, istediğiniz faizi vermezsiniz.

Hem faiz düşük olsun hem de kur artışı sınırlı kalsın isterseniz o zaman sermaye hareketleri serbest olamaz. Yani Borsa İstanbul’a yabancı yatırımcı istediği gibi gelip gidemez, ülkeye yabancı yatırım istediği gibi girip çıkamaz. Kısaca dışarıdan para girişi olmaz. Zaten dışarıdan para girişinin olmayacağı, yatırım gelmeyeceği kriz ortamlarında sermaye kontrollerinin fayda sağladığını savunan ekonomistler bile bunun geçici bir çözüm olduğunu söyler. Türkiye örneğinde böyle bir kontrol getirseniz bile temel sorunları çözmediğiniz için sadece kendinize daha çok zarar vermiş olursunuz.

Kısaca yaptığınız işe ister dışa bağımlılıktan kurtulma, ister Kurtuluş Savaşı, ister Ankara Savaşı, ister tefecilerle mücadele deyin, eğer bu faiz düşsün istiyorsanız bu kur da çıkar, bu enflasyon da düşmez.

Dolar bir yere kadar çıkar sonra nasılsa durur diyenler finans piyasasından, dünyadaki finans hareketlerinden anlamayan ya da anlamak istemeyenlerdir. Piyasa ile kavga etmek, güven zedelemek, “biz o veriye bakmıyoruz ya da Dolar kuruna bakmıyoruz” diyerek ekonomik verilerin bir kısmını yok saymak çare değildir, keza veriler bir durumun yansımasıdır, sokaktaki insan da piyasa profesyoelleri de o verilere bakmaktadır. Sonucuna katlanırsınız.

Hem sermaye hareketleri serbest olsun, hem ben canımın istediği faizi vereyim hem de bu kur bu kadar çok artmasın derseniz bu mümkün değildir. İnsanlara dolar almayın onun yerine altın alın derseniz bu cehalettir çünkü altın da ithaldir. Altın için yerli üretimimiz vardır ancak azdır, yeterli değildir.

Döviz almayın, altın da almayın o zaman çıkmaz, bunu yapanlar haindir derseniz bu da meczupluktur. Çünkü sermaye hareketleri serbest olduğu için yurtdışı piyasada da dolar kuru artmaya devam eder.

Malum medyanın yazarları, bot hesaplar, trol ordusu ve gönüllü meczuplar ile bilime karşı savaşıp bu savaşta galip gelemezsiniz. Bilim sizi yener. En güçlü düşmanı Katolik Kilisesi’ni bile yenmiştir. Tarihte hep böyle olmuştur. Bilime, akla, sağ duyuya dönün.

Hiçbir hazine yüksek faizle borçlanmak istemez. Eğer faiz indirmek istiyorsanız bunun sebeplerine odaklanmanız gerekir. Bunlar enflasyon ve risk primidir. Enflasyonu düşürmek için yapısal sorunlara odaklanmalısınız. Risk pirimi için de öngörülebilir olmalısınız.

Keyfi görevden almalar yapmamalısınız. Laik bir ülkede para politikasını belirlerken dini referanslar vermemelisiniz. Bilimsel davranmalısınız. Ancak indiremeyeceğiniz bir risk primi de vardır. Çünkü başlıca finans merkezlerinin olduğu batılı ülkelerde teröre destek vardır. Terörle mücadele ettiğimiz için terör destekçisi ülkeler nezdinde indiremeyeceğimiz bir risk pirimi vardır. Bu durumda enflasyona ve diğer indirilebilir kısma daha çok odaklanmak gerekir. Bu sayede yabancı yatırım da çekilince kur artışını makul tutmak için gereken faiz de düşer.

Sonuç Ne Olur?

Bunları yapmadan doğrudan faiz indirmeye kalkarsanız sonucu yüksek kur, yüksek enflasyon, yüksek belirsizlik nedeniyle daha yüksek risk primine sebep olursunuz.

Naci Ağbal görevden alındıktan sonra katıldığım Ekotürk programında eğer dolar bu haftayı 7,86 üzerinde kapatacak olursa Rubicon Nehri geçilmiştir artık demiştim. Zarlar o gün atıldı. bugün gelinen nokta belli…

Serbest piyasaya müdahaleyle enflasyonu tutmaya çalışırsanız da bütçeyi boşa harcamaya başlarsınız. Sonuçta havlu atarsınız. Ama elinizde yüksek kur, yüksek faiz, yüksek bütçe açığı, düşmüş yaşam standartları ve yüksek işsizlik kalır.

 

Dosya: Artan Döviz, İhracatı Artıracak mı? Yoksa İnsanları Fakirleştirecek, Ekonomiyi Çökertecek mi?

24.11.2021 – Gün geçmiyor ki dolar kurunda yeni bir rekor görmeyelim. Bu duruma ekonomi yönetimi dövizde dalgalanma dese de durum dalgalanma değil yükselme. Keza dalgalanma dediğinizde fiyat hareketleri bir miktar yukarı bir miktar aşağı gider. Bizim durumumuzda TL’nin devamlı bir değer kaybı söz konusu.

“Toplumunun mevcut temelini altüst etmenin, para biriminin değerini yok etmekten daha ince, daha kesin bir yolu yoktur. Süreç, milyonda bir insanın teşhis edemeyeceği bir şekilde ekonomik yasanın tüm gizli güçlerini yıkım tarafında devreye sokar.”

John Maynard Keynes

Bu yazıda Ekonomi yönetimince benimsenen faiz düşürme odaklı para politikasının ortaya çıkardığı durumlar irdelenmektedir:

TL’nin değer kaybının nedeni ise dışarıda değil içeride. Geçmişte bize kur saldırısı olmadı mı, oldu. Ancak durum şimdi çok farklı. Naci Ağbal’ın görevden alınması ile birlikte savrulan politika ve savunulan söylemlerle gelinen nokta korkutucu. Fiyatlar gün be gün artarken, insanların alım gücü düşüyor. Keza artan enflasyon hanehalkını dövize yönlendirmekte. Negatif faiz ortamında insanların parası olduğu yerde değer kaybederken bir yandan da yükselen fiyatlar döviz ve altın gibi döviz cinsi varlıklara yönelimi artırmakta.

Türk Lirasını benzer ülke para birimleri ile karşılaştırdığımızda yaşanan değer kaybı çarpıcı. (Türk lirası ve benzer ülke gruplarının para birimlerinin performansını aşağıdaki grafikte görebilirsiniz.)

Enflasyonu Artıran Nedenlerin Başında Döviz Kurundaki Artış Gelmiyor mu? Faiz, Enflasyonun Nedeni mi, Sonucu mu?

Merkez Bankası Başkanı’nın gerek çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmalarda gerekse Ağustos ve Eylül ayı PPK kararları metinlerinde Türkiye’deki enflasyonun arz kaynaklı, geçici olduğu sonrasında da esas alınanın çekirdek enflasyon olduğu vurgulanmıştı. Şimdi baktığımızda enflasyon geçici mi, yoksa artış ivmesinde mi? Yaz aylarında, sonbaharda enflasyonda düşüş göreceğimize dair iddiaların ekonomi yönetimince dillendirildiğini de hatırlatalım. Buna karşılık ekonomi çevrelerinde dövizdeki artışın enflasyona yansımasını görmeye devam edeceğimiz uyarısı gelmekteydi. Buna döviz kuru geçişkenliği adı veriliyor.

Kur geçişkenliği ne demek? Nasıl oluyor?

Bilindiği üzere Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Cari açık veriyoruz. Petrolümüz, yeterli doğalgazımız yok. Doğalgaz ile elektrik üretiminin %25’ini sağlıyor, ayrıca doğalgazı ısınmada ve sanayide kullanıyoruz. Petrolden benzin ve plastik hammaddesi üretiyoruz. Plastik hammaddesinin bir kısmını da yine üretim yeterli olmadığı için dışarıdan alıyoruz. Bunlar ithalatımızın en büyük kalemleri… Altın, otomotivde ve sanayinin diğer dallarında kullandığımız ara malları, cep telefonları ve bilgisayarların olduğu elektronikleri, bir kısım ilaç ve tıbbi cihazı saymayalım bile…

Üretmiyor muyuz? Üretiyoruz, ihracat da yapıyoruz. Büyük bir yüzde değil ancak katma değerli üretimimiz de var. Ama enerji ve petroldeki dışa bağımlılığımızdan dolayı bunlar cari açığı kapamada yeterli olmuyor.

Dünyada Yükselen Petrol Fiyatı ve Enflasyon

Petrol fiyatları bir süredir küresel çapta yaşanan enerji sıkıntısı ve talebin arzı aşacağına dair beklentilerle yükselişini sürdürmekte. Türkiye için artan petrol fiyatı yükselen kurla birlikte bir kaç yönden önem teşkil ediyor.

  • Petrol fiyatındaki artış doğalgaz fiyatlarını da yükseltiyor. Doğalgaz çok önemli bir enerji kalemi, dışa bağımlıyız. Doğalgaz hem hanehalkı hem de sanayi üretimi için önemli. Fiyatlarda artış hem doğrudan hem de dolaylı olarak tüketicilere yansıyor.
  • Petrol fiyatı ve kurdaki artış akaryakıt fiyatlarını yükseltiyor. Ulaşım maliyetlerinin yükselmesi doğrudan ve dolaylı olarak tüketicileri etkiliyor.
  • Kok petrol de ithal kalemleri arasında. Kok petrol, demir-çelik sanayisinde, çimento olmak üzere yüksek ısıda çalışan fırınlarında kullanılıyor. Çimento maliyetleri dolayısı ile inşaat maliyetleri artıyor.

Sonuç olarak, petrol fiyatının TL bazında artması enflasyonu yükseltiyor. Merkez Bankası’nın Ekim ayı PPK kararında enlasyona dair değerlendirmesinde şunlar söylenmişti: “Enflasyonda son dönemde gözlenen yükselişte; gıda ve başta enerji olmak üzere ithalat fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar, yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışlar ve açılmaya bağlı talep gelişmeleri etkili olmaktadır. Bu etkilerin arızi unsurlardan kaynaklı olduğu değerlendirilmektedir.”

Merkez Bankası da yükselen petrol fiyatının farkında ancak bunu “arızi unsur” yani geçici olarak görüyor. Oysa gelişmiş ülkelerinde içinde olduğu bir çok ekonomi enflasyon tehlikesinin farkında ve bunun geçici olmadığını dile getirmekte. Küresel koşullar zorlaşırken, dünyada enflasyon artarken para politikaları sıkılaşırken burada gevşetiliyor.

Geçici de dense, çekirdek de dense enflasyon yükseliyor. Fiyat istikrarı temel amaç dense de faiz artıyor. O zaman PPK kararında ne yazdığına bakmayalım mı, yoksa çok şükür Para Politikası Kurulu kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir mi diyelim…

Dolayısı ile piyasalardaki beklenti faizlerde yeni bir düşüş olması yönünde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemleri bu faiz düşürme odaklı para politikasının devam edeceği şeklinde olmaya devam ediyor. Ekonomi yönetimi faiz düşüşü ile doların yükselişinin ilişkisi yok dese de durumun böyle olmadığı görülmekte.

Peki enflasyonu ve hayat pahalılığını göz ardı eden bu yaklaşımının Türkiye’ye bir katkısı olacak mı?

Ekonomi yönetiminin bu politikayı ihracatı arttırmak ve cari açığı kapatmak için benimsediği dillendirilmekte. Burada Çin örneğinden bahsediyor. Peki Çin’de ne oldu, para biriminin değer kaybı ekonomisine nasıl yansıdı?

Çin de Dolar Yuan yaklaşık 1,5 ‘ten 8,73’e çıkmış. Bu olay dünyanın en büyük Dolar reservlerinden birine sahip Çin Merkez Bankası tarafından bir günde yapılmış. Bundan sonra Yuan karşısında dolar 8,73 denmiş. Sonra bu rakam 8,30’a düşmüş 10 yıl da öyle gitmiş. Aşağıdaki grafikten Yuan/Dolar’ı incelebilirsiniz. Burada önemli iki nokta var. Birincisi Çin Yuan’ının konvertibilitesi yok. Yani siz Çin dışında bir yerden ya da forex piyasasından Yuan alıp satamıyor, Londra’da Yuan bulamıyorsunuz. Türk Lirası ise konvertibilitesi olan bir para ve arkasında güçlü rezervi ile destek olacak bir merkez bankası, dev bir ekonomi yok. Demek ki Çin modeli bize uygun değil, biz Çin’in şartlarına sahip değiliz.

Çin Yuanı ve Dolar
Çin Yuanı ve Dolar

Dolar TL 1,5’ten 10’a çıktı, durmadı. Geri adım atmayız daha da faiz indirecek yerimiz var dendikçe 10’dan 12’leri gördü. Eylül sonunda 8,88 TL seviyesinde olan Dolar Kuru, 21 Ekim’de Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 18’den 16’ya düşürmesi sonrasında Türk Lirası karşısında hızla yükselmeye başladı. 18 Kasım’da faizin yüzde 15’e düşmesiyle birlikte doların freni koparak 13 TL’nin de üzerini gördü. Dolar kuru yaklaşık 1,5 aylık süreçte yüzde 50’ye yakın seviyede değişime uğradı.

Peki Reel Sektör Bu Duruma Ne Diyor?

21 Ekim’deki politika faizi değişimi sonrası İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan sosyal medya hesabından “Merkez Bankası, bugünkü kararıyla enflasyonu önemsemediğini ve dikkate almadığını ortaya koydu.” dedi. Hatırlatmak gerekirse Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Piyasalar ve Türkiye o gün Merkez Bankası’nın politikalarının amacından saptığını iyice idrak etti.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Merkez Bankası’nın politika faizinde yaptığı indirimle ilgili olarak “Piyasa dinamikleri ile TCMB faizi arasındaki bağ giderek zayıflıyor. Döviz kurlarının ihracat açısından rekabetçi kur sınırını aştığını, faiz indirimlerinin bankaların rotatif ve taksitli kredilerine yansımadığını ve kredilere ulaşımda sıkıntının devam ettiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski ise Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararına ilişkin, “Her şeyden önce ülke olarak fakirleşiyoruz. Merkez Bankası esas hedefini unutmamalı” dedi.

Bugün ise Egeli İhracatçılardan ses geldi. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmadan dolayı toplumun her kesimi gibi, ihracatçıların da büyük tedirginlik yaşadığını vurguladı.

“Ticari hayat çok gerildi, İhracatçılar olarak fiyat veremiyoruz, mal alamaz noktaya geldik. Üretim ve ihracat durmak üzere” tespitinde bulunan Eskinazi, “Türk ekonomisinde hammadde, enerji, lojistik başta olmak üzere pek çok girdi dövize endeksli. Dövizde bir günde yüzde 10-15 aralığındaki dalgalanma baş edilebilecek bir dalga değil. Bu dalgalanma hem işletmelerimize, hem de ekonomimize büyük yaralar açar. “İşletmelerimizin özsermayeleri eridi. Kahin olmaya gerek yok bundan sonraki aşamada bankalar kredi veremez noktaya gelecek. Gelinen nokta iş dünyasının çözüm bulabileceği noktayı çoktan geçti. Acil önlem alınmalı. Politikacılar birlikte çözüm üretmeli” çağrısında bulundu.

Türkiye’nin ihracatla büyüme modelini seçtiğine dikkati çeken Eskinazi sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’ye son 1 yıllık dönemde 216 milyar dolar döviz kazandırdık. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde ihracatımızı 300 milyar dolara çıkarabilecek potansiyele sahibiz. Kamuoyunda, döviz kurlarının TL karşısında değer kazanmasından ihracatçıların mutlu olduğu ile ilgili bir yanlış algı var. Biz Türkiye’nin bir parçasıyız, Türkiye’nin eli kanarsa bizim de kanar. Merkez Bankası’nın arka arkaya aldığı faiz indirimi kararları ateşin üzerindeki külü kaldırdı. Acil soğutma önlemleri alınmalı, dövizin ateşi söndürülmeli.”

Dövizin aşırı artışından memnun olan yok mu?

Var. Bir kısım fason tekstil üreticileri ve inşaatçılar düşük faiz ortamından memnun olduklarını dile getiriyorlar. Müsiad faiz indirimlerinden memnun olduğunu beyan ederken, insanlara dolar almayın enflasyonu yükseltiyorsunuz diyor… Diğer yandan yükselen maliyetleri de devlet sırtlansın istiyorlar… Mesela asgari ücretteki artışın bir kısmını devlet karşılasın dediler bile…

Bu gidişat neyi gösteriyor?

Bu gidişat yükselmeye devam eden dolar ve enflasyon ile alım gücünün daha da düşeceğini gösteriyor. Diğer yandan devlet elektrik, doğal gaz ve akaryakıt fiyatlarında sübvansiyon yaptı, asgari ücrette de enflasyon üzerinde bir artış yapılması bekleniyor. Hatta asgari ücret ve sgk payları artışının bir kısmının devlet tarafından karşılanabileceğine dair haberler var…

Peki bunlar hanehalkını rahatlatır mı?

Asgari ücretlinin maaşı ocak ayında arttı diyelim. Ama artan enflasyon ivmesi bu artışı yazın yok edebilir. Ayrıca Türkiye’de herkes asgari ücret almıyor, ya onlar ne olacak? Her maaşlı çalışan enflasyon üzerinde ücret artışı alabilecek mi? Sübvansiyonların bütçeye yükü olmayacak mı?

Hazine borçlarının önemli bir kısmı yabancı para cinsinden ya da döviz ve altına endeksli. Kur artınca bu borcun TL karşılığı da artmakta. Hazinenin gelirleri ise TL cinsinden. Bu gelirlerin çoğu vergilerden sağlanmakta. Bu vergileri ise biz ödüyoruz. Alım gücü iyice azalınca vergi gelirleri azalmayacak mı? İnsanlar alamayınca üretim artabilecek, fabrikalar istihdama devam edebilecek mi? Salgının etkilerinin devam ettiği dışarıda da hava bozarsa ihracat aynı hızda devam edebilecek mi?

Bu etkenlerden dolayı piyasada borç sürdürülebilirliği endişesi doğuyor ve kredi riski artıyor. Bu da ülke riskini artırıyor. Politika faizini içeride indirdim diyorsunuz, dışarıda tahvil faizimiz artıyor, risk primimiz yükseliyor.

Ekonomi Demek Denge de Demek

İş dünyası dengelerin bozulduğundan, hanehalkı fiyatların yüksekliğinden şikayetçi. Tüketici güven endeksi gerilemeyi sürdürüyor. Ekonomi yönetimi ise eleştirileri göz ardı etmeye devam ediyor. Piyasa ne yönetime güveniyor ne de Merkez Bankası’nın söylemlerine… Belki müstakil oldukları için bir kısmı sanayici, bir takım fason üretici, fiyat artışı için bahaneleri bitmeyen inşaatçılar durumdan memnun… Ama hanehalkında para bitip inşaatlar satılmayınca ne olacak?

Üreterek Kazanacağız (!?) mı?

Müstakil olmayan sanayiciler durumdan memnun olmadıklarını, önlerini göremedikleri için yatırım yapılamadığını söylüyorlar… Ticaret Odası ve İhracatçı Birlikleri Başkanlarının söylediklerine yukarıda yer verdik. İhracatçılar hem dövizin yüksekliğinden hem de bu durumu kendilerinin istediği algısından rahatsız. Biz müstakil ya da bağımsız değiliz, Türkiye ekonomisinden kopuk değiliz ve memnun değiliz diyorlar.

Bozulan dengeler borçların ödenmemesi, işten çıkarmalarla sonuçlandığında ne olacak? Ekonomi kitabında bunlardan bahsedilmiyor mu?

Ekonomi kitabında bir ülkenin yerli parası döviz karşısında %30 ve üzerinde değer kaybederse ve bu değer kaybı bir önceki yıldaki değer kaybı oranının %10 üzerinde ise buna para birimi krizi (currency crisis) dendiği tanımı yok mu?

Döviz piyasasındaki fiyatlama mı gerçekçilikten uzak ve sağlıksız, ekonomik verilerin bir kısmını yok kabul etmek mi?

Bu gidişat eninde sonunda faiz artışı ile sonuçlanacaktır. Sonrasında da Türkiye’yi yüksek kur, yüksek faiz, yüksek işsizlik, yüksek bütçe açığı beklemektedir… Bir öğretmenler günüydü bir yerde okumuştum dersiniz…