Ana sayfa Haberler İlaç Sektörün...

İlaç Sektörüne Yön Verecek Üç İş Modeli

Arge-01

KPMG İlaç Sektörü Raporu: İlaç sektörüne yön verecek üç iş modeli

18.03.2019 – KPMG’nin ilaç sektörünün 2030 yolculuğunu mercek altına aldığı ‘Pharma 2030’ raporunda, sektörde yakın gelecekte üç yeni iş modelinin ön plana çıkacağı öngörüsü yer alıyor. Rapora göre aktif portföy şirketleri, sanal değer zincir düzenleyicileri ve niş uzmanları, ilaç sektörünün geleceği için büyük önem taşıyor

Uluslararası vergi, denetim ve danışmanlık firması KPMG, hazırladığı ‘Pharma 2030’ raporunda, ilaç sektöründe faaliyet gösteren firmaların, yıkıcı etkilerle baş edebilmeleri için benimsemeleri gereken yeni iş modellerinin listesini sıraladı.

Günümüzde öncü şirketler, nüfuzlarını ve kazançlarını ancak detaylı bir örgütsel dönüşüm yoluyla sürdürebiliyor. Bu da geleceğin endüstrisinde öne çıkacağına inanılan üç iş modelini kimin inşa edeceğinin, nasıl oyuna dahil olunacağının yeniden düşünülmesi anlamına geliyor.

Rapora göre bu yeni iş modelleri şöyle:

  • Aktif portföy şirketi: Aktif portföy şirketleri tipik olarak kendi portföyleri içerisinde, birkaç terapötik alanda faaliyet gösteriyor. Örneğin; ilaç teknolojisi, genetik ve immünoterapi alanında faaliyet gösterenler sürekli olarak yeni tedavi yöntemleri ararken, aynı zamanda karma ürünleri ihtiyaca bağlı olarak yeniden değerlendirir. İlaç sektöründe aktif yaşam döngüsü yönetimi, patent koruması altındaki ‘blockbuster’ ilaçların sayısı azalmaya devam ettikçe daha kritik hale geliyor.
  • Sanal değer zinciri düzenleyicisi: ‘Sanal değer’ sunan şirketler; tedaviler, hastalar ve araştırmalar hakkında büyük miktarda veri sahibi işletmeler. Veriler, geçmişte neredeyse sadece belli başlı ilaç şirketlerinin elindeydi, ancak günümüzde bu durum da hızla değişiyor. Sanal değer zinciri düzenleyicileri, doktorlara kişiye özel bakım sağlama konusunda destek verebilir ve hatta ilaç şirketlerine sonuca dayalı ödeme alma olanağı sağlayabilir.
  • Niş uzmanı: Küçük ölçekli olma eğilimindeki bu şirketler tek bir alana veya hastalığa odaklanıyor, önlemeden tedaviye kadar hastanın tüm yolculuğunu ele alıyor.

Rakiplerine fark atacaklar

KPMG Türkiye’den İlaç ve Sağlık Sektör Lideri Hakan Orhan rapora ilişkin değerlendirmesinde, “En uygun iş modelini benimseyen ve yıkıcı etkilerle baş edebilen şirketler, hastalara gerçek değer sunmak ve dolayısıyla başarıya ulaşmak konusunda en büyük avantaja sahip olacaklar” diye konuştu.

Hakan Orhan, “İlaç sektörü CEO’larının, endüstrinin yaşadığı değişimleri kabul etmeleri yeterli değil. Karşılarındaki en büyük zorluk, bu değişimlerin ticaret ve işletme modelleri üzerindeki etkilerini, yıkıcı etkilere hızlı şekilde adapte olabilmek için bütüncül şekilde yorumlayabilmeleri” ifadelerini kullandı.

Raporda, ilaç sektörü CEO’larının geleceğe hazırlanma yollarından birinin de, doğrudan kendilerine rapor veren, tamamen bağımsız, entegre deneysel laboratuvarlar kurmaları olduğunun altı çiziliyor.

Bu laboratuvarlar aşağıda sıralanan işlevleri yerine getirecek:

  • Şirketin finansal hedefiyle uyumlu yeni iş modellerini test etmek, sektördeki yıkıcı etkileri dikkate alan daha gerçekçi tahminler üretmek
  • Farklı modellerin işletmenin örgütlenme yöntemi üzerinde nasıl etkisi olacağını değerlendirmek ve eşit derecede önemli olarak hangi yeni örgütsel yeteneklere ihtiyaç duyulduğunu belirlemek
  • İşletmenin karşı karşıya olduğu çoklu ve büyük ölçekli risklere hitap eden dengeli bir geçiş haritası geliştirmek.

 

İlaç Sektöründe Evlilik Yılı

30.01.2019 – KPMG’nin ilaç sektörünün 2030 yolculuğunu incelediği ‘Pharma 2030’ raporu, sektörde değişen trendlerle yaşanan değişimleri ele aldı. Rapora göre artan sayıda ilaç ve tıbbi cihaz firması, özellikle diyabet ve onkoloji alanlarında teknoloji şirketleriyle ortaklık ya da birleşme yoluna gidiyor 

Uluslararası vergi, denetim ve danışma firması KPMG’nin hazırladığı ‘Pharma 2030’ raporunda, ilaç sektöründe gelecek 10 yılda yaşanacak gelişmelere yönelik çarpıcı öngörüler yer aldı. Rapora göre her geçen gün daha fazla ilaç ve tıbbi cihaz firması, sektördeki değişim dalgasına adapte olabilmek için teknoloji işletmeleriyle ortaklığa gitme yolunu tercih ediyor. Rapora göre teknoloji firmalarıyla ortaklık ya da birleşme yolunu seçen ilaç şirketleri özelikle diyabet ve onkoloji alanlarında faaliyet gösteren oyuncular.

Raporu değerlendiren KPMG Türkiye İlaç ve Sağlık Sektör Lideri Hakan Orhan, ilaç firmalarının iki büyük değişim dalgasının sektörlerinde yarattığı etkiyi kabul etmeye başladığını söyledi. Orhan, “Fiyatlandırmadaki aşağı yönlü baskı ile önleme, teşhis ve gerçek sağaltıma doğru geçiş, ilaç sektöründeki kurulu düzeni tehdit ediyor. Bu değişimler aynı zamanda yeni rekabet kapı aralayarak, şirketleri nerede ve kiminle rekabet ettiklerini yeniden düşünmeye yöneltiyor” diye konuştu.

İlaç Sektöründe Yeni Alanlar Ortaya Çıkıyor

İlaç sektöründe yaşanan değişimin yıkıcı etkilerine karşın sektörde yeni alanlar da ortaya çıkıyor. Rapora göre bunlar ilaç teknolojisi, genetik ve immünoterapi:

İlaç teknolojisi

İlaç sektöründeki pek çok firma, önleme ve teşhise yönelik tedavi yöntemleri için teknoloji şirketleriyle kader birliği yapıyor. Bu alanda en fazla yazılım firmalarıyla ortaklıklar ön plana çıkıyor.

Genetik

Gelecek 10 yılda gen düzenlemesi nörolojik hastalıklar ve kanser gibi farklı rahatsızlıkların tedavisinde devrim yaratacak. Bu durumun farkında olan ilaç firmalar, Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi nörolojik hastalıkları önlemeye yönelik tedaviler geliştirmeye çalışıyor.

İmmünoterapi

Teknoloji, aynı zamanda bağışıklık sisteminin etkinliğini artırmayı amaçlayan ve hedefe yönelik bir tedavi olan immünoterapiye de hız veriyor. Sektördeki irili ufaklı pek çok şirket, tedavi ve önlemeye yönelik immünoterapi yöntemleri geliştirmeye odaklanıyor. İmmünoterapi daha çok kanser türlerinin tedavisinde kullanılsa da diyabet ve kardiyovasküler hastalıklarla Parkinson, MS gibi kronik rahatsızlıkların tedavisinde de uygulanması yönünde araştırmalar yapılıyor.

 

İlaç Sektörü Onkoloji İlaçları Önderliğinde Büyümeye Devam Edecek

İlaç Sektörü Onkoloji İlaçları Önderliğinde Büyümeye Devam Edecek

23.01.2018 – KPMG Türkiye, İlaç Sektörel Bakış 2018 raporunu hazırladı. Rapora göre, 2016’da toplam ilaç pazarının yüzde 11,7’sini oluşturan onkoloji ilaçlarının payı 2022’de yüzde 17,5’e çıkacak. 2016’da 93,7 milyar dolar değerinde satış hacmine sahip pazarın, 2022’de 192,2 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

KPMG Türkiye, İlaç Sektörel Bakış 2018 raporunu açıkladı. Raporda sektörün 2017’deki performansı ve 2018 beklentileri değerlendirildi. Büyüklüğü 1,1 trilyon dolara ulaşan dünya ilaç pazarı başla başına bir ekonomi. ABD, Çin, Japonya, Almanya ve Fransa dünya ilaç endüstrisinin en büyük 5 pazarı durumunda. Türkiye ise 16’ncı sırada yer alıyor. Rapor, onkoloji ilaçları satış hacminin iki kat büyüyeceğini ortaya koyuyor. Rapora göre, 2016 yılı sonunda küresel ilaç pazarının yüzde 11,7’sini oluşturan onkoloji ilaçları, 2022’de yüzde 5,8’lik artışla toplam pazar payını yüzde 17,5’e yükseltecek. Bu ilaçların satış hacmi de 2016 ile 2022 yılları arasında iki katına ulaşacak. 2016’da 93,7 milyar dolar harcanan onkoloji ilaçları için 2022’de harcanması beklenen miktar 192,2 milyar dolar… Dünya ilaç pazarında satışta büyümesi beklenen tedavi alanlarının ikinci sırasında anti-diabetikler yer alıyor. KPMG Türkiye İlaç Sektör Lideri Hakan Orhan, “Gelişen teknolojinin tedavi süreçlerini değiştirmesi, küresel ilaç sektörünü de etkiliyor. Sektörün geçmişten bugüne toplam 1,1 trilyon dolarolan Ar-Ge yatırımlarının 2015-2020 arasında 900 milyar dolara ulaşması tahmin ediliyor. Böylece sektör toplam Ar-Ge yatırımlarını 5 yıl içerisinde neredeyse ikiye katlayacak. Ancak bu büyük artış bile sektörün ihtiyacı olan yatırıma ulaşmasına yetmiyor” dedi.

Rapordan ön plana çıkan notlar şöyle:

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) 2016 sonu verilerine göre dünya ilaç pazarının büyüklüğü 1,1 trilyon dolar. Sektörün tartışmasız lideri yüzde 49’luk payla ABD ilaç pazarı, kendisinden sonra gelen dört büyük pazarın toplamından daha büyük bir hacim oluşturuyor.

2022’ye kadar satışlar yüzde 33 artabilir

Dünya reçeteli ilaç satışları ve kategorileri incelendiğinde yılda yüzde 5,6 oranında ortalama büyüme ile 2022’de toplam 1 trilyon dolar seviyesine ulaşacağı düşünülüyor.

2022 yılına kadar toplam reçeteli ilaç satışlarındaki eşdeğer satışların yüzde 33 artması bekleniyor. Kısıtlı bir hasta kesimine seslenen ve şirketlerin yatırım yapmaktan kaçınması sebebiyle ‘yetim’ ismini alan ilaçların satışlarının da iki katına çıkması bekleniyor. Şirketlerin gelecekte bu pazarı ‘daha hızlı yol alınabilecek bir alan’ olarak göreceği düşünülüyor.

Önümüzdeki 4 yıl içinde en çok onkoloji ilaçları kullanılacak. 2016 yılında toplam ilaç pazarının yüzde 11,7’ini oluşturan onkoloji ilaçlarının pazar payı, 2022 yılında yüzde 17,5’e çıkacak. 2016 ve 2022 yılları arasındaki satış hacmi de iki kata yakın artış gösterecek.

Dünya çapında en çok satılan ikinci grup olan anti-diabetik ilaç satışlarının 2022 yılında yüzde 5’e yakın bir artış göstermesi, buna karşılık pazar payının yüzde 5,4’ten yüzde 5,3’e düşmesi bekleniyor. Tedavi alanlarına göre üçüncü sırada romatizma ilaçları var. Romatizma ilaçlarının pazar payı 2016 yılında yüzde 6,6 iken bu oran da 2022’de yüzde 5’e gerilemiş olacak.

Türkiye Ar-Ge’de adım atıyor ancak hızlanmalı

Küresel ilaç sektörünün Ar-Ge yatırımları 2015 yılına kadar toplamda 1,1 trilyon doların üzerine çıktı. 2015-2020 arasında ise bu harcamaların 900 milyar dolar düzeyinde olacağı tahmin ediliyor. Bu sonuç, sektörde inovasyon arayış hızının görülmemiş bir düzeye yükseldiğini teyit ediyor. Bugün bir yenilikçi ilaç molekülünün geliştirilmesi 10-15 yıl alıyor ve yaklaşık 2 milyar dolara mal oluyor. Tüm dünyada Ar-Ge ilaç sektöründeki en kritik konu.

İnovasyonun tüm dünyada en büyük düşmanı olan maliyet ve ekonomik belirsizlikler, tüm sektörlerde olduğu gibi ilaç sektörü firmalarını da temkinli davranmaya itiyor.

Türkiye ilaç sektörü, 24 akredite Ar-Ge merkezi, bin 53 Ar-Ge çalışanı, 596 tamamlanan ve 571 devam eden proje ile inovasyonda önemli bir paya sahip. Sektörün 126 patent başvurusu ve 9 tescil edilmiş patenti bulunuyor.

İlaç sektöründe Ar-Ge harcamaları, 2010’da 92,1 milyon TL’den 2015’te yüzde 154 artışla 234,3 milyon TL’ye ulaştı. İlaç talebini yüzde 80’i aşan oranlarda ithalat yoluyla sağlayan Türkiye’de Ar-Ge yatırımlarının geliştirilmesi için devletin de önemli çalışmaları bulunuyor.

Daha az ilaç satıldı ancak sektör büyüdü

Türkiye’de ilaç pazarı büyüyor. 2012 yılında 12,9 milyar TL düzeyinde seyrederken, 2016 yıl sonunda 20,6 milyar TL’ye ulaşarak yüzde 60 büyüdü. Kutu ölçeğinde 2,2 milyar adetlik hacme ulaşıldı.

2017’nin ilk yarısında, 2016’nın aynı dönemine oranla yüzde 16’lık artış gerçekleşti. 2016’nın ilk altı ayında 10,2 milyar TL’lik satış yapılırken, 2017’de 11,9 milyar TL’lik satış yapıldı. Ancak kutu satış adetlerinde yüzde 1,1 oranında azalma gerçekleşti.

Pazarın değer bazında büyümesinde fiyat artışları başroldeydi. 2016’nın ilk altı ayında 9,2 TL olan ortalama kutu fiyatı, 2017 yılının aynı döneminde yüzde 17,3 artarak 10,8 TL’ye ulaştı.

Satışların kutu hacmi bazında düşmesi, sektörün büyüme rakamına 213 milyon TL düzeyinde negatif etki yaptı. Eğer kutu satışları aynı düzeyde kalsaydı, sektörün büyümesi 2017’nin ilk altı ayında yüzde 18 düzeyine ulaşacaktı.

2018 yılında sektörün büyümesini etkileyecek en önemli unsurlardan biri referans fiyat sistemi uygulamasındaki yıllık Euro kurunun kaç olarak belirleneceği. Mevzuata göre ilgili yılda belirlenecek kurun bir önceki ortalama Euro kurunun %70’i olması gerekiyor. Durum böyle olmakla birlikte, kurun mevzuatta belirtilen şekilde belirlenmesi durumunda kamu bütçesine ilave yükler gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

İlaç fiyatları sınıflarına göre çok değişken

Referans ilaçlar 2017 yılının ilk altı ayında 8,1 milyar TL satış değerine ulaştı. Referans ilaçların ortalama kutu fiyatı 17,5 TL, eşdeğer ilaçların kutu fiyatı ise ortalama 6 TL olarak gerçekleşti.

Referans bio-teknolojik ilaçların ortalama kutu fiyatı 140 TL’lere ulaşırken biyobenzer ilaçların ortalama kutu fiyatları ile 40 TL’ler civarında seyretmektedir.

2017’nin ilk yarısında 6,5 milyar TL satış değerine ulaşan ithal ilaçların kutu satışları 227 milyon düzeyindeydi. İthal ilaçlardaki ortalama kutu fiyatı 28,2 TL oldu. 5,3 milyar TL olan yerli üretim ilaçların kutu başına ortalama fiyatı ise 6,1 TL.

Sağlık Bakanlığı’ndan izinli biyosidal ürünler, farmasötik formdaki bazı tıbbi cihazlar, enteral beslenme ve tıbbi amaçlı gıdalar, kozmetik ve dermokozmetik ürünleri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan izinli vitaminler, gıda takviyeleri ve mamalarını tıbbı ürün pazarı altında değerlendiriliyor. Bu kategorilerdeki tüm ürünlerin 2017 ilk 6 ayındaki toplam satış değeri 2016 yılının aynı dönemine göre yüzde 21 oranında arttı ve 861 milyon TL seviyesinde gerçekleşti.

Biyoteknolojik ilaç pazarı 2017’nin ilk 6 ayında değer olarak yüzde 11,1 hacim olarak yüzde 6,1 oranında büyüdü. Biyobenzer ilaçlar ise değer bazında yüzde 42,2 hacim bazında da yüzde 20,9 oranında büyüdü.

2017’de istihdam artış gösterdi

2010 yılından beri 31.000 seviyesinde seyreden sektörde istihdam edilen kişi sayısı 2016 ve 2017 yıllarındaki çift haneli büyüme rakamlarına paralel olarak arttı ve 34.000 seviyesine yaklaştı.

Sektörde istihdam edilen kişilerin yaklaşık 1.000’i Ar-Ge faaliyetlerinde çalışıyor.

2017’de üretim yüzde 10 arttı

Sektör ihracatı 2017’de düşüşe geçti. İlk 8 ayda ihracat, 2016’nın aynı dönemine göre yüzde 18,7 oranında daraldı ve 492 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.

İthalat 2016’da yüzde 1,8 gerileyip, 4,5 milyar dolar düzeyine indi. Bu eğilim 2017’nin ilk sekiz ayında da sürdü ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 16,5 seviyesine kadar geriledi.

Sanayi üretim endeksi verilerine göre üretim 2016’da bir önceki yıla göre yüzde 14,8 artış gösterdi. 2016 yılıyla paralel bir görüntü sergileyen 2017 endeksi, bu seneyi de yaklaşık yüzde 10’luk bir üretim artışıyla sonuçlandıracağını gösteriyor.

İlaçta dış ticaret açığı büyüyor

İlaç Sektörü öteden beri Türkiye’de dış ticaret açığının yüksek olduğu bir sektördür. Dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 6’sı ilaç sektöründen kaynaklanmaktadır. Türkiye’de üretilen ilaçların bile yüzde 80 civarındaki hammaddeleri ithal edilmektedir.

2017 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 20’ler seviyesinden yüzde 16,5 seviyelerine düşmüştür. Bu oranın düşük olması Türkiye’yi yabancı ülkelere ve kur değişikliklerine karşı kırılgan hale getirmektedir. Özellikle son yıllarda ihracatın düşmesi dikkat çekicidir.

Türkiye 2017 yılında 2018 yılının başından geçerli olmak üzere “Uluslararası İlaç Denetim Birliği”ne üye oldu. Bu gelişme ile Türkiye’de üretilen ilaçların Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkelerde daha kolay ruhsat alması ve Türkiye’nin ilaç ihracatının artması beklenmektedir.

 

 

Deloitte İlaç Sektörü Raporu: 2020 Sağlık ve İlaç Sektörü İçin Dijital İlaç Çağı Olacak

Deloitte’un 2020’ye doğru Sağlık ve İlaç sektörü ile ilgili öngörüleri analiz ettiği raporuna göre, sektör dinamikleri değişecek ve yeni iş modelleri gelişecek. Giyilebilir teknolojiler ve mobil sağlık uygulamalarının yaygınlaşması hastalıkların önlenmesine, teşhisine ve tedavisine yönelik gerçek zamanlı veriler sağlayacak; evde sağlık hizmetleri alınması yaygınlaşacak ve kâğıtsız ortama geçilecek. Başta akademik kurumlar olmak üzere çeşitli kuruluşlarla işbirlikleri üzerine kurulu

Ar-Ge modeli ön plana çıkacak

12 Şubat 2015, İstanbul – Denetim, vergi, kurumsal finansman, kurumsal risk ve yönetim danışmanlığı hizmetlerinde dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Deloitte, ‘Sağlık ve İlaç Sektörü 2020 Öngörüleri’ raporunu yayınladı. Güncel eğilimlere ve gelecek beş yıllık dönemde alınması gereken aksiyonlara yer verilen rapora göre, 2020’lerin sağlık sektöründe çok farklı bir dünyadan bahsetmek mümkün olacak.

Deloitte Türkiye Sağlık ve İlaç Endüstrisi Lideri Güler Hülya Yılmaz raporla ilgili olarak “2020’ye doğru, iletişim ve teknolojinin ilerlemesi ve ekonomik gelişmeler sonucu giderek daha fazla bilinçlenen ve talepleri artan hastaların yerini artık bilinçli “sağlık hizmetleri tüketicileri”  alacaktır. Dijital ilaç, Mobil Sağlık hizmetleri, kişiye özel ilaç ve tedavi uygulamalarının tüm dünyada daha da yaygınlaşacağı bu dönemde, sağlık sektörünün geleceği, yeni ürün ve hizmet üretebilme ve bunları etkin bir biçimde sunabilme kapasitesine bağlı olacaktır. Bu dönemde gerek ilaç üretip satan, gerekse sağlık hizmetleri veren işletmeler Ar-Ge faaliyetlerini daha yoğun ve etkin hale getirmek zorunda kalacaklardır. Geleneksel satış ve pazarlama yaklaşımları ve iş yapış modelleri 2020 öngörüleri doğrultusunda değişecektir. Biyoteknoloji alanında güçlü olmanın ne kadar önemli olduğu Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalarda daha da fazla hissedilecektir. Ar-Ge alanında yaratıcı ve etkin işbirliği modelleri kaçınılmaz olacaktır” dedi.

Avrupa’nın “Sağlık 2020 Politika Çerçevesi”nde yer alan ilkeler ve aynı zamanda dünyada serbest ticaret alanındaki gelişmeler dikkate alındığında; 2020 öngörülerinin sağlık ve ilaç sektöründe hem talep eden tarafta hastaları, hem de arz eden tarafındaki ilaç şirketlerini, sağlık hizmet sunucularını, tıbbi cihaz üretici ve tedarikçilerini ve sigorta şirketlerini etkileyeceğini söyleyen Yılmaz, bu öngörüler çerçevesinde; fırsat ve tehditleri zamanında görerek harekete geçen tüm kamu ve özel sektör paydaşlarının sektörde ilerleme ve başarı kaydedeceklerini de sözlerine ekledi.

 

 

Sağlık Hizmetleri ve İlaç Sektöründe 10 öngörü

Güncel trendlerin ve önümüzdeki beş yıl içinde atılacak adımların analizini yapan Deloitte, raporda 2020’ye ilişkin 10 öngörüde bulunuyor.

  • Sağlık hizmetleri tüketicileri daha bilinçli olacak: 2020’ye doğru daha bilinçli ve ihtiyaçları hakkındaki farkındalık seviyeleri daha yüksek olan hastalar, sağlık hizmetleri konusundaki seçeneklerinin de daha fazla olduğunun farkında olacaklar ve etkin birer karar verici haline gelecekler. Sağlık sektörünün de diğer sektörlerde olduğu gibi “hasta”yı tüketici olarak iş yapış şekillerinin merkezine koymaları gerekecek. Hastalar kendi elektronik sağlık kayıtlarına sahip olacak ve bu kayıtları kimlerle paylaşacaklarına kendileri karar verebilecekler. İlaçlar ve sağlık hizmetleri reyting sistemlerine yer veren online hasta platformları yaygınlaşacak ve zengin bir bilgi kaynağına dönüşecek. Bu platformlarda ileri analitik uygulamalar ile hasta yazışmaları incelenerek hangi tedavi yöntemlerinin daha iyi sonuç verdiği tespit edilecek, ilaçlar ve hizmetlere ilişkin verilecek mesajlar gerçek zamanlı özelleştirilebilecek.
  • “Dijital İlaç Çağı” gündemde olacak : “Dijital İlaç Çağı” yeni iş modellerini ve yeni fikirleri tetikleyecek. Hem hastalar hem doktorlar tarafından uzaktan erişilebilir entegre hasta sağlık kayıtları ile kağıtsız ortamlara geçilebilecek. Sağlık görevlileri, hastalarla web tabanlı platformlar aracılığıyla iletişim kuracak ve evlerinde hizmet verecek. Sağlık sektöründe uzaktan muayeneleri kolaylaştıran dijital teşhis araçları ve e-klinik ziyaretleriyle seyahat ve bekleme süreleri azalacak ve üretkenlik artacak. Robotlarla gerçekleştirilen ya da desteklenen ameliyatlar yaygınlaşacak. Medikal araçların 3 boyutlu baskı ile üretimi, yara izi olmadan ameliyat yapılması vb. yeni teknolojiler sağlık sisteminin gündemine oturacak
  • “Giyilebilir Teknoloji” ve “Mobil Sağlık” uygulamaları yaygınlaşacak: Giderek gelişen, küçülen, hafifleyen teknolojik cihazlar sayesinde sadece klinik bulgular değil; genel sağlık, zindelik ve yaşam kalitesi ölçülebilecek. Giyilebilir cihazların gönüllü kullanımı artacak ve sağlık hizmet sağlayıcıları tarafından tedavi ve takip amaçlı kullanımı teşvik edilecek. Giyilebilir cihazlar sadece teşhiste değil, tedavide de kullanılacak; böylece evler hastanelerin uzantısı haline gelebilecek ve hastanelerde tedavi görenler hızlı bir şekilde evlerine geçerek bakımlarına burada devam edebilecek. Bu teknolojik cihazların kullanımıyla sağlık alanındaki farkındalık gelişecek, sağlık durumunu kendi kendini yönetme ve hastalığı önleme stratejileri oluşturulacak.
  • Savulun, Büyük Veri (“Big Data”) geliyor!: Geniş ve kapsamlı sağlık verilerinin analizi yeni modelleri ve araçları gerektirecek. Birçok ülke için kapsamlı sağlık kayıtları, bir altyapı önceliği olacak ve sağlık verisinin kullanımı ülkenin ekonomik gelişmişlik seviyesi için bir ölçüt haline gelecek. İlaç şirketleri, hastalıklara ait bu veri ve kayıtları kullanarak daha iyi, daha hızlı tedavi çözümleri geliştirebilecek.  Doktorlar da hastalardan giyilebilir cihazlarla gerçek zamanlı olarak aldıkları verileri analitik araçlarla inceleyerek bu bilgileri karar verme süreçlerinde kullanabilecek.
  • Yeni yasal düzenlemeler gelecek: Yasal düzenlemeler teknoloji ve bilimdeki gelişmelerin etkisi ile şekillenecek. İşlemeyen eski yasal sistemlerin yerine yenileri getirilecek. 2014’te yasal düzenlemeler ağırlıklı olarak ilaçlar üzerindeyken, 2020’ye doğru ilerleyen yıllarda hasta ve hastalıklara ilişkin veri ve kayıtlar üzerine odaklanacak. Sağlık sektöründe büyük veri, giyilebilir cihazlar, sosyal medya kullanımına ilişkin yasal çerçeveler belirlenecek; sağlık ürünleri ve ilaç geliştiriciler için onay süreçleri hızlanacak.
  • Ar-Ge işbirlikleri artacak: Şirketlerin sadece kendi kurumları içinde (in-house) yaptıkları Ar-Ge çalışmalarının payı azalacak. Başta akademik kuruluşlar olmak üzere işbirlikleri üzerine kurulu Ar-Ge ağı ön plana çıkacak. Bu ağ, ilaç şirketlerini merkezine alacak. Hastalıkların teşhisi, önlenmesi ve tedavisinde, hastanın da katılım gösterdiği, tıbbi ürünler ve teknolojiyi esas alan Ar-Ge çalışmaları bir hayli önem kazanacak. Teknoloji Ar-Ge’nin doğasını değiştirecek ve giyilebilir cihazlardan elde edilen gerçek zamanlı veriler teşhis amaçlı kullanılacak.
  • İlaç Sektöründe ticari iş yapış modelinde değişme olacak: Sağlık hizmetleri sağlayıcıları ve doktorlar ilaç şirketlerini ilaçlar ve tedavi yöntemleri hakkında eğitim verme ve bilgi sağlama konusunda sistemin önemli bir parçası olarak görecek. 2000’li yıllarda hüküm süren ‘satış teşkilatı modeli’ yerini “tıbbi eğitmenler”e ve doktorlarla söyleşiler organize eden uzmanlara bırakacak. Bu gelişmeler çerçevesinde, ticari iş modelleri coğrafya odaklı olmak yerine hastalıklar çerçevesinde tasarlanacak. Global müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) sistemleri ve doktor tercihlerinin anlaşılması, tüm kanallardan bilgilerin doktorlara en anlamlı olacak şekilde özelleştirilmesini sağlayacak. Kampanyalar global olarak uygulanırken yüz yüze görüşmeler giderek azalacak.
  • İlaç firmalarının yapısında destek fonksiyonlarının önemi giderek artacak: Finans, İnsan Kaynakları, Satın Alma, Bilgi Teknolojileri, Müşteri Hizmetleri gibi destek fonksiyonları global olarak yönetilen, entegre ortak hizmet ve mükemmeliyet merkezlerinden oluşan bir organizasyona dönüşecek. Bu yapı teknoloji kullanımı ve analitik metotlar ile yetenek geliştirme, süreç yönetimi, performans yönetimi gibi konulara öncülük yapacak. Kurumların veriye dayalı karar vermesini destekleyen, maliyet ve kaynak dağılımı kararlarında değerli bilgiler sağlayan stratejik bir iş ortağı haline gelecek.
  • Gelişmekte olan pazarlara yönelik yeni iş modelleri ortaya çıkacak: Amerika, Japonya ve gelişmiş ülkelerin pazarları ilaç sektörü için ana pazar olarak kalmaya devam ederken; BRIC ülkelerini zorlayacak yeni Latin Amerika pazarları, Vietnam, Nijerya ve Endonezya gibi gelişmekte olan ülkeler tüm dünya için yaratıcılık havzalarına dönüşecek. Bu ülkeler tedavi üretiminde yer edinecek. Gelişmekte olan ülkelerden elde edilen öğrenimler yeni iş modellerinin ortaya çıkmasına ve hatta gelişmiş pazarların da ticari ve faaliyet modellerinin değişmesine yol açacak. İlaç şirketlerinin yönetim ekipleri çok uluslu olacak ve gelişmekte olan ülkelerden yöneticileri içerecek.
  • Kurumsal itibar daha fazla önem kazanacak: İlaç şirketleri için kurumsal itibar birincil öncelik olarak daha da ön plana çıkacak ve ilaç geliştirme, fiyatlandırma gibi konularda güven ve şeffaflık daha fazla önem kazanacak. Kurum markaları hem Ar-Ge için iş ortakları bulmak hem de klinik deneyler için hasta çekmek konusunda önem kazanacak. Kurumsal imajı, hasta grupları ile kurulan ilişkiler etkileyecek. Kurum markaları, sağlık hizmetleri ve Ar-Ge ortaklıklarından mobil uygulamalar ve sosyal medyaya neredeyse münhasıran kullanılacak. Klinik hizmetlerde markanın kullanılması, sosyal medya katılımı ve hasta gruplarıyla ilişkiler sektörün algısını olumlu yönde etkileyecek.