Ana sayfa Editör 2012 Yatırım ...

2012 Yatırım Stratejisi

PAYLAŞ

İnsan doğası gereği “Borsada avcı-toplayıcı psikolojisi” adlı yazımda da bahsettiğim üzere bir takım önyargılara sahiptir. Önyargılarımızdan çok elimizdeki verilere bakmalı ve anlayışımızın sınırlı olduğunun, resmin tüm parçalarını göremeyeceğimizin farkında olarak karar vermeye çalışmalıyız. Şunu bilmeliyiz ki nasıl birilerinin işi geçmişte olan biten piyasa hareketlerinin nedenleri açıklayıcı hikâyeler üretmekse, kimilerinin işi de gelecek hakkında hikâye yazmaktır. Analist olarak çalıştığım yıllarda başlıca işimiz şirketlere değer biçmek ve piyasa değerine göre ucuz bulduğumuz hisseleri alım için önermekti. Araştırma raporları genelde yabancı yatırımcılar için hazırlanıyordu. Zira bu raporlar finans eğitimi almış kişilerin anlayacağı bir dille yazılır. Bazen yabancı yatırımcılardan “Bunlar iyi güzel de biz bunlarla ilgilenmiyoruz, bize hikâyesi olan hisseleri bulun” gibi istekler gelirdi. Hikâyesi olan hisse ne demektir? Artık hikâye yerine daha çok yatırım teması deniyor. Şimdi size örnek amaçlı bir yatırım hikâyesi anlatayım:

“Dünyada açlık sınırında yaşayan bilmem kaç yüz milyon insan var. Çin ve Hindistan büyüdüğünden buradaki insanların daha fazlasının artık daha iyi şartlarda yaşayacağını ve daha iyi gıdalar talep edeceğini düşünüyoruz. Bu nedenle buğday ve pirinç gibi temel gıda maddelerinin fiyatı da artacaktır. Öyleyse gıdaya yatırım yapmalıyız. Elimizde de bu iş için çok uygun fonlar var, görmek ister misiniz?” İşte bu güzel bir hikâyedir. İnsanlar hikâyeleri sever. Ayrıca önyargılarımıza uygun hikâyeleri daha da çok severiz.

Şimdi 2012 yılı için karşımıza çıkan yatırım stratejilerini bir de bu gözle değerlendirelim:

1. Felaket senaryosu: 2012 Türkiye için çok zorlu bir yıl olacak. Avrupa Birliği’ne yaşanan borç krizi kolay kolay çözülebilecek gibi görünmüyor. Bizim de ticaretimizin büyük kısmı Avrupa Birliği ile olduğuna göre bu kriz bizi de vuracaktır. Cari açık da bu kadar büyük olduğuna göre TL daha da değer kaybedecek, borsalar dibe vuracak ve enflasyon da alıp başını gidecektir. Bu durumda dolar almalıyız ve doları mevduata koymalıyız. Veya doların da değer kaybedeceğini düşünüyorsak altın almalıyız. Bu kulağa mantıklı gelen bir hikâye ve buna uygun bir yatırım stratejisi gibi görünüyor.

Ama Avrupa’da kriz olması gerçekten bizi bu kadar kötü şekilde etkiler mi? Diyelim ki evinizdeki buzdolabı bozuldu. Artık yenisini almanız gerekiyor. Ancak paranız yetmediğinden taksitle de olsa istediğiniz gibi bir buzdolabı alamıyorsunuz. Beğendiğiniz markanın daha küçük olan modelini almak da işinize gelmiyor. O zaman mecburen daha ucuz olan markanın ürününü tercih edeceksiniz. Yani aslında ucuz ürün satan için bu çok da iyi bir ortam. Biz dünyadaki Sony, Mercedes, Apple, IBM gibi A sınıfı markalara sahip değiliz. Louis Vuitton, Hermés, Gucci gibi lüks markalarımız da bulunmuyor. Yani aslında kriz bizim için fırsat olabilir. Ancak yarı mamul ve hammadde ihracatı için durum parlak değil. Tam olarak durumu anlayabildiğimizi iddia edemeyiz. Öyleyse orada kriz var bu bize de gelecek ve bizi de vuracak demek biraz hikâye anlatmak oluyor. Kriz hangi sektörü ne kadar vuracak bunun toplam bilançosu ne olacak, bunları kestirmek çok güç. Ayrıca işadamlarımızı da küçümsemeyelim. Her zaman yeni pazarlara açılma veya yeni pazarlar geliştirmede bizi şaşırtabilirler.

2. Her şey çok güzel olacak senaryosu: Türkiye Cumhuriyeti şu anda hiç olmadığı kadar iyi durumda bulunuyor. Öyle ki ihracatımız rekorlar kırmaya devam ediyor. Bölgemizde parlayan yıldızız. Geleceğimiz çok parlak görünüyor. Borsamız geçtiğimiz yıl çok değer kaybetti. Dolar kuru da yükseleceği kadar yükseldi zaten. Enflasyondaki artışın da gelecekte daha düşük olması bekleniyor. Öyleyse borsaya girmeliyiz. Temel analize göre ucuz olan hisselere yatırım yapmalıyız. Burada da tam tersi bir görüşle karşı karşıya bulunuyoruz. Yani hiç de öyle bizi bekleyen bir kriz yok gibi görünüyor. Zaten bir takım istatistikler de bunu gösterirken Merkez Bankası Başkanı’nın son yorumları da TL’nin değerleneceğine işaret ediyor. Yani hazır piyasalar da düşmüşken tam yatırım zamanı diyebiliriz.

Bildiğiniz gibi geçen yıl Türkiye’nin kredi notu yükseldi. Geçen yıl ekonomide yüksek büyüme rakamları görüldü. Ancak yine geçen yıl İMKB 70.000’den 50.000’e düşerken dolar 1.50’den 1.90’a kadar çıktı. Her şey iyiyse neden borsa bu kadar düşüyor ve TL değer kaybediyor? Veya her şey iyiyken borsa bu kadar düşüp TL değer kaybediyorsa her şey nasıl daha da iyi olacak ki bunlar değer kazanacak? Ben de “Yeni Dünya atlası ve yeni Türkiye haritası” yazımda belirttiğim gibi uzun vadede Türkiye ekonomisinin daha da güçlenerek büyüyeceğine inanıyorum, ancak bu kısa vadede önümüzde zorluklar olmayacağı, bizi bekleyen krizlerin bulunmadığı anlamına gelmiyor.

3. Kapitalizm çöküyor, dünya değişiyor senaryosu: Altın geçen yıl çok dalgalanmış olsa da sonuçta ons fiyatı 1400 dolar civarından 1600’e geldi. Dolar bazındaki getirisi, TL’nin de dolar karşısındaki gerilemesiyle birleşince, TL bazında getirisi aldı başını gitti. Altın fiyatları geçen yıl içinde 1900 dolarlara da dayandı, sonra geri çekildi. Merkez bankaları piyasaya bu kadar para sürerken ve altın arzında ciddi bir artış beklenmezken altın fiyatlarının geleceği parlak görünüyor. Batılı ülkeler krizde. Kapitalizm para basarak kendini kurtarmaya çalıştıkça başarısız oluyor. Hazır tam da geri çekilmiş ve yeniden yükselişe geçmişken altına yatırım yapmanın tam zamanı. 2012 altının yılı olacak. Yabancılar zaten önemli olan elinizdeki altının kaça para ettiği değil kaç ons olduğudur der. Bizde de altın konusunda şu kadar teneke altın miras bıraktı, şu kadar teneke altını vardır gibi parasal değere değil ağırlığa (hatta hacme) dayalı bir anlayış vardır. Yani ne kadar biriktirseniz o kadar iyidir.

Diyelim ki küresel finans krizi daha da derinleşecek. Şirketlerin, bankaların, insanların paraya ihtiyacı olacak. Hisseleri varsa ve onları satmak isterlerse borsada yeterince hacim olmadığından istedikleri kadar satamayacaklar. Tahvillerde durum biraz daha iyi olsa da faizler artıp, kredi notları düşerken tahvilleri de satarken zorlanacaklar. Avrupa’da bankalar birbirlerine kredi vermekte daha temkinli olacaklar. O zaman para nereden bulunacak? İşte bence o zaman biriktirilen altınlar satılacak. Zor durumda kalan altınını satar. Bizde de sıkışınca insanlar bilezik bozdurmuyor mu?

Şimdi haklı olarak diyeceksiniz ki o zaman sen ne öneriyorsun? Ben bir şeyi ucuzken aldığımızda kazanacağımızı düşünüyorum. Bu da benim önyargım. Öncelikle ne ucuz ona bakmalıyız. Dolar ucuz mu? Borsa ucuz mu? Altın ucuz mu? Gayrimenkul ucuz mu? Hangisi ucuz? Bence TL ucuz. Yani faize koyarsanız TL’nin iyi bir getirisi var. Diğerleri ucuz falan değil. Borsa da ucuz değil ancak ucuzlamaya başladı. Diyelim ki endeks 40.000’in altına gelince borsa ucuzdur diyeceğiz. O zaman bizim Kanal Finans’ın editörü Bahadır’ın tabiriyle tarlayı traktörü satıp borsaya mı girmeliyiz? George Soros’a göre bir şeyin ucuz olduğunu bilmek yeterli değildir, ne olursa değerleneceğini de anlamak gerekir. Tabi hiçbirimiz Soros gibi neyin ne zaman değerleneceğini bilemeyeceğimize göre sadece neyin ucuzladığını görebiliriz.

Borsada temel analize göre ucuzlayan hisselere yatırım yapmak üzere şu anda faizde beklemekte fayda görüyorum. Sonra borsanın dibe gelip gelmediğini anlamak için teknik analiz, Elliott Dalga Teorisi gibi analiz yöntemlerine bakabiliriz. Ben bir de James Alphier’in endeksine bakmak gerekir diye düşünüyorum. Sonra ucuz olan hisseleri bulup bunlardan bir portföy oluşturmalıyız. Zamanı gelince bu konuda da yazmayı düşünüyorum.

Kriz Türkiye’yi ilk bilmem kaç ay içinde vuracak ve ekonomi daralacaksa o zaman mevduat yerine pahalı da olsa dolarda beklemek daha iyi değil mi? Kriz bize henüz uğramadı ancak bu da hiç uğramayacak anlamına gelmiyor. Ancak bu durumda kalkıp ilk şu kadar ay kötü sonra iyi demek de bana doğru gelmiyor. Tabi ben kriz bize uğramadı derken bir başkası, “nasıl yani biz zaten aylardır krizde değil miyiz sanki” diyebilir. Benim krizden anladığım 2001 krizidir. Aracı olanların benzine verecek paraları olmadığından araçlarıyla trafiğe çıkamadığı veya işsiz kalıp araçlarını satmak zorunda kaldıkları zamanlardır. Aracı hiç olmayanların kiradaki evlerinden çıkıp anne ve babalarının yanına taşındıkları günlerdir. İnsanların bir daha aynı iş kolunda iş bulma ümidi kalmadığından farklı alanlara geçmeye çalıştığı, sadece işlerini değil mesleklerini de kaybettikleri yıllardır. Çarşı ve pazarlardan insanların çekildiği gündüzlerdir. Eğlence yerlerinin tenhalaştığı, lokantalarda boş masaların boş yere müşteri beklediği gecelerdir.

Haaretz Gazetesi’ndeki köşesinde, 5 Ocak tarihli yazısında Gideon Levy şöyle diyor “İstanbul hiç olmadığı kadar muhteşem ve büyüleyici. İsrailli turistler olmadan da Kapalı Çarşı dopdolu.” Bize dışarıdan bakan bir İsrailli bizi iyi görürken biz içeriden bakarak kendimizi kötü görebiliyorsak önyargılarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz, özellikle de yatırım kararı vermemiz gerekiyorsa.

Tunç Şatıroğlu, 9 Ocak 2012